Evşen Yıldız • Etli Dolma
8 Ağustos 2018 Öykü

Evşen Yıldız • Etli Dolma


Twitter'da Paylaş
0

Çok uzaklardan gelen mektubu okuyup bitirmem, katlayıp tekrar zarfın içine koymam, zarfı şimdilik giysi çekmecemde, çekmece açılır açılmaz görülmeyecek bir yere sıkıştırmam, ödevini yapmakta olan kızımın yanına dönmem… Hepsi öyle çabuk oldu ki.

“Postacı ne getirmiş anne?”

“Fatura.”

Masada beraber oturuyorduk, kızım ödevini yapıyordu, ben kontrol ediyordum. Mektubu okuyup bitirmiştim hemen, müsait bir zamanda küçük parçalara ayırarak atacaktım çöpe. Hem ne anlatıyordu ki o öyle, iki sayfa yazıp da hiçbir şey söylememek, tam ona göre. Gözlerinmiş, saçlarınmış, ezberlenmiş laflar.

“Neden gülüyorsun anne?”

“Çok güzel yapıyorsun ödevini, mutlu oldum.”

Mutluluk bulaşıcı, şimdi de kızıma bulaştı. Akşam kocama bulaşır. Belki de bulaşmaz. Fark etmez, çok yoğun çalışıyor. Fark ederse işkillenebilir. Çekmece!

“Sen devam et, ben hemen geliyorum.”

Yatak odasına girip kapıyı kilitledim. Çekmeceyi açtığımda ucunu gördüm mektubun. Çok iyi saklayamadığımı biliyordum, kendime çok kızdım. Ya görseydi kocam, böyle gereksiz bir kâğıt parçası yüzünden başka şeyler düşünseydi. Yıllar önceydi, yıllar öncesinden geldi. Bitmiş gitmiş bir hikâye. Anlamazdı, niye sakladın o zaman, derdi. Gönderen belli değildi, açtın diyelim. Okuyunca atsaydın ya hemen. Hemen atmak istedim. Önce küçük parçalara ayırmak istedim. Ondan önce son bir kez okumak istedim. Ne yazdığını merak ettiğimden değil, ezberlenmiş laflar. Şimdi saçlarım kısa, boyası gelmiş. Ne zaman yatak odamın en güzel eşyası olan bu aynaya baksam arka duvardaki düğün fotoğrafımız tam başımın üstünde yansıyor. Gelinliğin içindeki kadın güzel, mektupta anlatılan gibi. Kuzguni saçlarından bukleler düşmüş yüzüne. Parmağına dolamayı sevdiği bukleler. İnce uzun parmaklarına. Sanatçı elleri bunlar, derdi. Benim saçlarıma mı kendi ellerine mi hayrandı, düşünmemiştim. Sorsaydım, ikisinin uyumuna, derdi muhtemelen. Zaman benim saçlarıma yaptığını onun ellerine de yapmış mıdır? Elimdeki mektup hayır diyor. Zaman onun sözcüklerini değiştirmemiş, bir zamanlar beni alıp götürdüğü hayal dünyalarında yaşıyor hâlâ. Orada yaşlanmaz elleri, hülyalı bakan gözleri. Bu mektup beni o hayal dünyalarına çekebilir mi tekrar? Karşımdaki aynada yansıyan fotoğraf hayır diyor. Kızım ısrarla vuruyor odamın kapısını. Akşama etli dolma yapmam lazım. Çıktım odadan. Yemek yaparken rahat rahat düşündüm geçmişi. Uzun zamandır hiç aklıma uğramayan hatıraları bana dokunmadan esmiş bir rüzgâr gibi, uzak uzak seyrederken “Yarim İstanbul’u mesken mi tuttun?” Dilime dolanmış, nice sonra fark ettim. Hiç gitmediğim şehrin vapurunda saçlarım uçuşurken genzimi yakan deniz havasıyla rahatladığım o hayali gerçekmiş gibi yaşadım. Hayali birlikte kurduğumuz günlerde yanımda o olurdu, başım onun göğsüne yaslanmış olurdu. Birlikte İstanbul’a gittiğimizde yapacaklarımızı anlatırdı hep. Ne zaman diye sormazdım, nasıl diye sormazdım, hep hayal kalacağını bilirmiş gibi. Sonra, kendiliğinden oldu, o tatillerde baba evine gelmemeye başladı, beni Ahmet’le nişanladılar. İlk kez nişanda gördüğüm, boncuk boncuk terleyen adamın heyecanı gerçekti. Gözlerimiz karşılaştıkça kızaran yüzü de. Güzel sözler söylemeyi bilmez ama sevdiği yemeği yapınca sarılır öper. Dolma tenceresini ocağa koydum. Bunca yıl sonra nereden düştüm aklına, kimden aldı adresimi, bunları düşünmek istemedim. O ezberlenmiş laflar beni artık heyecanlandırmıyordu, sadece bunu düşündüm. Dolma pişerken kocam için hazırlandım. Son bir kez mektubu okuyup o güzel ve aşkla sevilen kadını hatırlamak, aynada daha güzel bir yüz görmemi sağladı. Kızım çok beğendi bu halimi, “Hep bu elbiseni giysene,” dedi.

Kapıyı her zamankinden farklı açınca Ahmet şaşırdı ilkin, “Misafir mi var,” derken yorgun yüzü iyice asıldı.

“Yok,” dedim, “senin için.”

Bir şey söylemeden üstünü değiştirmek için yatak odasına gitti. Sofrayı kuruyordum. Dolma yiyecektik. Ahmet sevinecekti. Ama Ahmet gecikti. İçimde hafif bir korku, odaya gittim. Üstünü çıkarmamış daha, elinde mektup, yatağın ucunda oturuyor. Öylece bırakmıştım mektubu yatağın üstünde. Ben içimdeki soru işaretlerinden kurtulunca mektubun da önemi kalmamış gibi, öylece bırakıvermiştim. Ahmet’in karşısında donmuş bir halde, ne vücudumda ne zihnimde en ufak bir kıpırdanma olmadan bekledim saniyeler boyunca. Henüz birinci sayfaya bakıyordu. Sayfanın sonuna varmadan bıraktı yatağın üzerine. Kendimi büyük bir gümbürtüye hazırlamaya çalışıyor, hiç yoktan yere yuvamın yıkılmaması için dua ediyordum. Yüzüme bile bakmadan üstünü değiştirmeye koyuldu.

“Ben yazmamışımdır bunu.” dedi sonra. Sakindi. Ben ne diyeceğimi düşünürken kendi kendine söylenir gibi devam etti: “Kim bilir kime yazdırdım.”

“Olsun,” dedim hemen, “kim yazmış ne fark eder.”

“Sen de saklıyorsun bunları.” derken saçma bulduğunu hissettirdi. Aynada bana gülümseyen güzel kadın hayır, dedi, saçma değil. Güzelliği fark edilsin istiyordu.

“Etli dolma yaptım.”


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR