Fantastik Edebiyatın Unutulan İsmi George MacDonald ve Büyülü Dünyaları
4 Kasım 2019 Edebiyat

Fantastik Edebiyatın Unutulan İsmi George MacDonald ve Büyülü Dünyaları


Twitter'da Paylaş
0

“Karakterlerimin bazılarını doğrudan George MacDonald’a borçluyum.” – J. R. R. Tolkien

İskoç yazar George MacDonald (1824-1905) günümüzde pek tanınmıyor, ancak fantastik edebiyat üzerinde bıraktığı etki azımsanamayacak ölçüde. Eğer o olmasaydı Alice Harikalar Diyarında basılmayabilirdi, Yüzüklerin Efendisi şimdiki hâlinden oldukça farklı olurdu ve Narnia Günlükleri asla yazılmazdı.

George MacDonald 1824 yılında orta halli bir ailede doğdu, ama aile bireyleri arasında çevirmen, Shakespeare akademisyeni ile bilimsel ve edebi gelişmeleri takip eden ebeveynleri bulunuyordu. MacDonald yirmili yaşlarındayken İngiltere’de bir kiliseye papaz olarak atandı ancak Hıristiyanlığın evrenselliği üzerine verdiği vaazlar fazla radikal sayıldığından görevini bırakmak zorunda kaldı. Yaralarını saran Afrika yolculuğu sonrası Londra’da öğretmenlik yapmaya başladı.

İlk eseri olan şiirsel tiyatro oyunu Within and Without’u otuz bir yaşındayken yayımladı. Yazar olma yolunda kendisi gibi birçok arkadaş edindi. Yazar ve sanat eleştirmeni John Ruskin bu arkadaşlar arasındaydı. Aynı zamanda, bir gün Lewis Carroll adı altında Alice Harikalar Diyarında eserini yazacak olan yetenekli matematikçi ve fotoğrafçı Rahip Charles Dodgson ile arkadaş oldu. Alice’in el yazmasını çocuklarına okuyup Dodgson’ı eserini uzatmaya ve yayımlamaya teşvik eden MacDonald’dı. Arkadaşlıkları, Dodgson'un MacDonald ve ailesini çektiği bir sürü güzel fotoğraf da ortaya çıkardı.

George MacDonald ve Lilia Scott MacDonald, 1863. Lewis Carroll tarafından çekilen fotoğraflardan.

İnternette karşılaşmak zor olsa da Charles Dickens, Alfred Tennyson, William Makepeace Thackeray, Wilkie Collins, John Ruskin ve Anthony Trollope’un içinde yer aldığı bir fotoğraf da bulunuyor. Yazar tura çıktığında Ralph Waldo Emerson ve Mark Twain ile tanıştı. Ayrıca müzik, tiyatro ve sanat gibi diğer kültürel alanlardan da arkadaşlar edindi.

Hayatının ileriki dönemlerinde radikal dini düşüncelerini yazıya döktü. Ancak onu ünlü eden eserleri çocuk hikâyeleri ve peri masallarıydı. MacDonald’ın ortaya koyduğu eserler, C. S. Lewis gibi çağdaşları tarafından takdir ediliyordu. Lewis ona duyduğu hayranlığı şu sözlerle dile getirdi: “Onu akıl hocam olarak gördüğüm gerçeğini asla saklamadım. Gerçekten de ondan alıntı yapmadan tek bir kitap dahi yazmadım.”

MacDonald’ın masalları, bir rüyaya benzeyen evrenlerde geçer. En çok sevilen hikâyelerinden biri olan “Altın Anahtar”da bir çocuk uçan bir balığın onu yaşlı bir kadının evine götürdüğü fantastik bir dünyaya seyahat eder. Yaşlı kadının evindeyken balık bir tencereye atılır, belli bir zaman geçtikten sonra tencereden kanatlı bir figür çıkar, ancak bu ruha benzeyen şey balığın kendisi değildir. Bu masalın Charles van Sandwyk tarafından yapılan illüstrasyonları son derece etkileyicidir.

İllüstrasyon: Charles van Sandwyk

Prenses ve Goblinler, Fantastes ve son eseri Lilith gibi diğer romanlarında hem çocuklara hem de yetişkinlere yönelik hikâyeler yaratan yazar, fantastik türün ortaya çıkmasına yardımcı oldu. MacDonald’ın masal yazmaya başlama nedenlerinden biri şiirlerinin o kadar tutmamasıydı. Fantastes’i okurların ilgisini belki daha fazla çeker diye yazdı ve öyle de oldu. Modern zamanın okurları hikâyeyi tuhaf bulabilir, ancak Victoria Dönemi okurları, hikâyenin içerdiği fantastik öğeleri fazlasıyla seviyordu. MacDonald “Fantastik Hayal Gücü” adlı makalesinde bir masalı açıklamanın insan yüzünü tarif etmeye çalışmaktan farksız olduğunu söyledi: “Bir masal yalnızca bir masaldır ve bir yüz sadece bir yüzdür.” Buna rağmen Fantastes masal yazarken başvurulacak bir kılavuz niteliğindedir. Öncelikle doğa kişileştirilir (çiçek bir perinin yüzü olarak tasvir edilir, ağacın çıplak dalları cadının ellerine benzetilir), daha sonra bunlar insan doğasıyla (iyi, kötü, çirkin) bir araya gelir. Bu yüzden masallar, insanları sürekli arada bırakan ikilemleri irdelemek için harika bir yoldur.

Fantastes sihir, su perileri ve goblinlerle dolu periler diyarında türlü maceralar yaşayan genç Anodos’un hikâyesi. Bu yerin sakinleri hiçbir şeyin nedensiz olamayacağına inanıyor ve Anodos buraya gelince hiç kimse ona yol göstermiyor. Bu nedenle Anodos isimsiz ormanın derinliklerine dalıyor. Anodos daha sonraları şarkı söyleme yeteneğinin farkına varıyor ve şarkı söyleyerek mermerden yapılma bir heykele hayat veriyor. Heykel canlanınca kaçıyor, ancak kahramanımız ona âşık olduğu için peşinden gidiyor. Bu olay birçok macerayı beraberinde getiriyor. Özetlemek gerekirse Fantastes sevginin ve aşkın doğası ile ruhun gelişimi ile ilgili bir hikâye. 

Fantastes’in etkileri C. S. Lewis’in bütün yazarlık kariyerine yayıldı. Ona göre bu eser, fantastik türün kutsal semboller taşıyabileceğinin örneğiydi, bu da fantastik türün Ortaçağ romanslarından ayrılabileceği anlamına geliyordu. J. R. R. Tolkien ise ork ırkını yaratırken MacDonald’ın Prenses ve Goblinler romanındaki goblinlerden esinlendiğini belirtti. MacDonald'ın fantastik türde yazan birçok yazara yol gösterdiği karşı çıkılamaz bir gerçek. MacDonald’ın dediği gibi: “Bir masaldan ne kadar ders çıkaracağımız, içimizde bulunan peri kanının miktarına bağlıdır.”

Kaynak:

George MacDonald, Fantastes, 2019, İthaki.

Kenny Chumbley, “George MacDonald and Fantasy”, 2018, Modern Literature.

Matt Reimann, “George MacDonald: Master of Fantasy & Religious Thought”, 2017, Books Tell You Why.

 


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR