Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

19 Mart 2018

Edebiyat

Tekinsiz Kurmaca Üzerine Notlar

H.P. Lovecraft

Paylaş

14

0


İmkânsız, beklenmeyen ya da tasavvur edilemeyen olayları –olgunlaşmamış ucuz şarlatan kurmacalar hariç– nesnel eylemlerin ya da bilindik duyguların sıradan anlatımı gibi sunamazsınız.
H.P. Lovecraft
Tekinsiz kurmacanın ihtiyaç duyduğu şey olay değil, atmosferdir. Gerçekten de, bir mucize hikâyesinin olup olabileceği yegâne şey, insanın belirli bir ruh halinin canlı dışavurumudur. Öykü yazıyorum, çünkü bana sanat ve edebiyatta karşılaştığımız birtakım (pitoresk, mimari, atmosferik vb.) manzaralar, fikirler, olaylar ve imgeler tarafından taşınan hayret, güzellik ve macera beklentisi gibi belirsiz, uçucu ve parçalı haldeki izlenimleri daha iyi görselleştirme tatmini veriyor. Tekinsiz öyküler seçiyorum, çünkü istidatlarıma en iyi onlar uyuyor; zira en güçlü ve kalıcı arzularımdan biri, geçici olarak da olsa, görme ve anlama kapasitemizin ötesinde kalan sınırsız kozmik alanlar hakkındaki merakımızı tatminsiz bırakan ve bizi sonsuza dek hapseden zaman, mekân ve doğa yasalarının gurur kırıcı sınırlarını askıya alma ya da ihlal etme illüzyonu yaratmak. Bu öyküler sık sık dehşet öğelerini vurgular, çünkü en derin ve en güçlü duygumuz korkudur; Doğa’ya meydan okuyan illüzyonlar yaratmaya en yatkın olan da korkudur. Dehşet, bilinmeyen ya da yabancılık hissi her zaman birbirleriyle sıkı sıkıya ilişkilidir, bu yüzden korku duygusu üzerine vurgu yapmadan, ikna edici bir parçalanmış doğa yasası ya da kozmik “yabancılık” veya “dışarılık” resmi çizmek çok zor. Zaman, öykülerimde önemli bir yer tutar, bunun nedeni bu unsurun evrendeki en derin, dramatik ve gaddarca dehşeti veren şey olarak zihnimin tepesine çökmesidir. Zaman ile çatışma tüm insan anlatılarındaki en güçlü ve verimli temadır bana göre. Seçtiğim öykü yazma biçimi açıkça özel ve sınırlı bir tarz olsa da, yine de bizatihi edebiyat kadar eski olan inatçı ve kalıcı bir ifade tarzı. Az sayıda da olsa her zaman bilinmeyen dış uzay hakkında yakıcı bir merak duyan, bilinenin ve gerçeğin hapishanesinden kaçıp balta girmemiş ormanların, fantastik şehir kulelerinin ve yanan günbatımlarının akla getirdiği ve düşlerin bize açtığı inanılmaz maceraların ve sonsuz olasılıkların büyülü diyarlarına firar etmek isteyen insanlar olacaktır. Bu insanlar arasında, bu tarzın ustaları olan Dunsany, Poe, Arthur Machen, M.R. James, Algernon Blackwood ve Walter de la Mare gibi büyük yazarların yanı sıra benim gibi önemsiz amatörler de var. Nasıl öykü yazdığıma gelince, tek bir yolu yok bunun. Her öykümün ayrı bir tarihçesi var. Bir ya da iki defa, kelimenin gerçek anlamıyla bir rüyayı yazdım; ama genelde, ifade etmek istediğim bir duygu, bir fikir ya da imgeyle başlarım ve bunları somutlanabilecek dramatik olaylar zincirine sağlamca yerleştirebileceğim iyi bir yol düşünene kadar kafamda evirip çeviririm. Bu tür bir duygu, fikir ya da imgeye en iyi şekilde uyan temel koşulların ya da durumların listesini zihnimde tararım. Sonra da seçtiğim temel koşul ya da durum bağlamında o duygu, fikir ya da imgenin mantıksal ve doğal açıklamaları üzerine spekülasyona başlarım. Fiilen yazma süreci elbette tema seçimi ve başlangıç fikri kadar değişiklik gösteriyor, ama tüm öykülerimin tarihçesi analiz edildiğinde, genel gidişattan aşağıdaki kurallar dizisinin çıkarsanması muhtemeldir:
  1. Olayların mutlak meydana geliş sıralarına dair –anlatılış sıralarına değil– bir sinopsis ya da senaryo hazırla. Tüm hayati noktaları açıklayacak bütünlükte tarif et ve planlanan tüm olayların gerekçelerini sun. Ayrıntılar, yorumlar ve olası sonuçlar üzerine tahminler bu geçici çerçevede bazen gereklidir.
  2. Olaylara dair ikinci bir sinopsis ya da senaryo hazırla –bu sefer anlatılış sırasına göre (meydana geliş sıralarına değil), ziyadesiyle bütünlüklü ve ayrıntılı– değişen perspektiflere, vurgulara ve düğüm noktalarına dair notlarla beraber. Eğer öykünün dramatik gücünü artıracak ya da daha etkili kılacaksa, orijinal sinopsisi buna uyacak şekilde değiştir. Olayları gerektiği gibi aralara kat ya da sil – nihai sonuç ilk başta planlanandan tamamen farklı olsa bile asla orijinal fikirle sınırlanmış hissetme. Formüle etme sürecinde herhangi bir şeyin çağrıştırdığı ekleri ve değişiklikleri yapmaktan çekinme.
  3. Öyküyü baştan sona yaz bitir; hızla, akıcı şekilde ve fazla eleştirel olmadan yaz – ikinci yani anlatılış sırasının takip edildiği sinopsise göre. Olayları ve hikâyenin akışını, geliştirme süreci içinde ne zaman ihtiyaç duyarsan değiştir; daha önceki tasarımla kendini sınırlama. Eğer gelişme sırasında aniden dramatik etki ve anlatım canlılığı için fırsatlar çıkarsa, daha iyi olduğunu düşündüğün her düşünceyi ekle – geri git ve daha önceki parçaları yeni plana uyarla. İhtiyaç halinde bölümler ekle ya da çıkart, en iyi düzenlemeyi bulana kadar değişik başlangıçlar ve sonlar dene. Ama en son düzende, öyküdeki bütün referansların doğru yerleştirildiğinden emin ol. Her türlü fazlalığı at – kelimeleri, cümleleri, paragrafları, hatta büyük bölümleri ve unsurları da. Referansların tutarlı olması için rutin tedbirler almayı ihmal etme.
  4. Tüm metni gözden geçir; kullandığın sözcüklere, dilbilgisine, yazının ritmine, bölümlerin oranlarına, anlatım tonunun inceliklerine, zarafetine ve geçişlerin ikna ediciliğine (sahneden sahneye, yavaş ve ayrıntılı olaylardan zamanda sıçramaya yol açan hızlı ve kabataslak olaylara ya da tam tersi vb.), başlangıcın, sonun, düğüm noktalarının etkililiğine vb., dramatik gerilime ve meraka, inandırıcılığa, genel atmosfere ve başka türden unsurlara dikkat et.
  5. Özenle daktilo edilmiş bir kopya hazırla; gerekli olduğunda ufak tefek değişiklikler yapmaktan çekinme.
Bu aşamaların birincisi genellikle zihinsel bir aşamadır. Bir dizi koşul ve olayı kafamda işlerim ve anlatılış sırasına uygun ayrıntılı bir sinopsis hazırlamaya kendimi hazır hissedene dek asla yazmaya koyulmam. Elbette bazen, fikri nasıl geliştireceğimi bilmeden fiilen yazmaya başladığım da olur – özendirilecek, işe yarar bir başlangıç türü değil bu. Sanırım birbirinden ayrı dört tekinsiz öykü tipi var: ilki bir ruh halini ya da hissi anlatan; ikincisi görsel bir tasavvuru anlatan; üçüncüsü genel bir durumu, koşulu, efsaneyi ya da zihinsel tasavvuru anlatan ve dördüncü olarak da belli bir tabloyu, spesifik bir dramatik durumu ya da düğümü açıklayan. Başka bir açıdan tekinsiz öyküler kabaca iki gruba ayrılabilir: hayret ya da dehşetin bir koşula ya da olaya bağlı olduğu öyküler ile kişilerin eylemlerini tuhaf bir koşul ya da olaya bağlı olarak anlatanlar. Her tekinsiz öykü –daha özele inersek dehşet öyküleri– aşağı yukarı beş kesin unsur barındırır: a. birtakım basit, geri plandaki dehşet ya da anormallik – koşul, varlık, vb.; b. dehşetin genel etkileri ya da sonuçları; c. tezahür etme yordamı – dehşetin ve gözlemlenen olayın cisimleştiği nesne; d. dehşete bağlı olarak ortaya çıkan farklı korku reaksiyonları; e. verili koşullara bağlı olarak ortaya çıkan dehşetin özel etkileri. Tekinsiz öykü yazarken doğru ruh halini ve atmosferi dikkatlice oluşturmaya ve vurguyu tam gerektiği noktaya yerleştirmeye dikkat ederim. İmkânsız, beklenmeyen ya da tasavvur edilemeyen olayları –olgunlaşmamış ucuz şarlatan kurmacalar hariç– nesnel eylemlerin ya da bilindik duyguların sıradan anlatımı gibi sunamazsınız. Tasavvur edilemeyen hadiselerin ve koşulların, üstesinden gelinmesi gereken özel bir dezavantajı vardır; bu da yalnızca ve yalnızca, öyküdeki tek olağanüstü şeye dokunmadan öykünün her aşamasında çok dikkatli bir gerçekçiliği koruyarak başarılabilir. Bu olağanüstülük çok kuvvetli ve kasıtlı işlenmelidir; duygusal olarak “güçlendirilmelidir”, yoksa tatsız ve ikna edici olmaktan uzak kalır. Öyküdeki en temel unsur olarak sadece varlığıyla bile karakterleri ve olayları gölgede bırakmalıdır. Ama yine de, bu biricik olağanüstülüğe dokundukları yerler haricinde karakter ve olaylar da tutarlı ve doğal olmalıdır. Merkezi bir yer tutan mucize karşısında karakterler, gerçek hayatta benzer bir durumla karşılaşan karakterlerin göstereceği karşı konulamaz duygu yoğunluğunu göstermelidirler. Bir mucizenin doğal karşılandığı görülmüş şey değildir. Karakterlerin bu mucizeye alışık oldukları düşünülen durumlarda bile, okurun hissedeceğine karşılık düşebilecek bir huşu ve etkilenme atmosferi dokumaya çalışırım. Gelişigüzel bir üslup her tür ciddi fanteziyi yerle bir eder. Tekinsiz kurmacanın ihtiyaç duyduğu şey olay değil, atmosferdir. Gerçekten de, bir mucize hikâyesinin olup olabileceği yegâne şey, insanın belirli bir ruh halinin canlı dışavurumudur. Başka bir şey olmaya çalıştığı anda ucuz, çocuksu ve inandırıcı olmayan bir şeye dönüşür. Esas vurgu incelikli imada olmalıdır – ruh hallerindeki nüansları ifade eden ve gerçek olmayanın tuhaf gerçeklik illüzyonunu belli belirsiz kurgulayan zor fark edilir ipuçları ve özenle seçilen çağrışımsal ayrıntıların dokunuşları. Renk ve sembolizm dolu dehşet verici bir gaz bulutu olmanın ötesinde hiçbir özelliği ya da anlamı olmayan inanılmaz olayların sıkıcı listelerini yazmaktan uzak durun. İşte bunlar, ciddi olarak fantezi yazmaya ilk teşebbüs etmemden beri –bilinçli ya da bilinçsiz olarak– takip ettiğim kurallar veya standartlar. Elde ettiğim sonuçların başarılı olup olmadığı tartışılabilir, ama en azından şundan eminim, son birkaç paragrafta anlattığım unsurları göz önüne almamış olsaydım, öyküler çok daha kötü olacaktı.

İngilizceden çeviren: Atilla Erol

Howard Phillips Lovecraft (1890-1937) Fantastik korku edebiyatının ustalarından kabul ediliyor. Bunalımlı ve hastalıklı bir çocukluk geçirdi. İlk öyküsü Weird Tales dergisinde yayımlandı. “Cthulhu’nun Çağrısı” (1926), “Deliliğin Dağları’nda”dan (1931) “Zamandan Düşen Gölge”ye (1934-1935) uzanan en önemli eserlerini bu dönemde yazdı. Poe, Arthur Machen, Robert Chambers, Algernon Blackwood gibi yazarlardan etkilendi.    
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Onat Kutlar: Bir Ustadan KalanlarYalçın Tosun
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Ahmet Öğünç

20 Haziran 2025

Baht Dede

Kendimi tanıtayım. Bendeniz, bir kız bir oğlan babasının çocuğu. Her doğurduğu bebeği ölen bir ananın tılsımlı evladı. Doğanlar iki üç ay sonra ölünce, anam Deli Ahmet Taşı'na bağlanmış. Kural gereği doğan bebek kız ise adı Raziye, erkekse Ahmet konacaktır. Öyle olmuş, ablam Raziye, ben Del..

Devamı..

“Bilenler Bilmeyenlere Şöyle Anlatacak..

Işıl Kızılırmak

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024