Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

19 Aralık 2016

Öykü

Feyza Nur Çorgundağ • Annemin Kâbusunun İçinde

Feyza Nur Çorgundağ

Paylaş

41

0


"Çocuklar, bu Hakan,” dedi annem. Salonun kapısında yanında duran, hayatımda gördüğüm en çirkin adamdı. Hayatımda. Ne zaman lafa böyle başlasam anneannem, Oğlum kaç yıllık hayatın var ki, diye girer araya. Anneanne, bu görecelik, kelebekler hiç yaşamasın o zaman, derim ben de. Seni gidi, der gibi sallar başını. Aralarında bir şey var mıydı? Yok canım. Bir kez daha önyargısız baktım adamın yüzüne. Gerçekten iğrençti. Jöleye buladığı uzun saçlarını ortadan ayırmıştı. Neredeyse bütün yüzünü kaplayan, kırmızı koca bir burun, ağzında pis bir gülüş. Bir doksan vardı. O kadar zayıftı ki, bacakları kumaş pantolonun içinde kaybolmuştu. Babam bir keresinde kimin için bilmem, Zayıf insan uğursuzdur, demişti. Bu adamı görseydi, tezini kanıtlamak için onun küçük bir modelini yanında taşır, itiraz eden olursa cebinden anahtarlık gibi çıkarıp gösterirdi, Peki buna ne diyeceksin canım kardeşim. Babama, konu uğursuzluk olunca, onu cebinde taşımanın çok da iyi bir fikir olmadığını söylediğim bir an hayal ettim. Gözlerindeki ışığı. Boğaz kenarında bir yerde (herhalde Kuzguncuk olurdu, orayı severdi babam), minyatür Hakan’ı cebinden çıkarıp avucuma koyuşunu, onu bütün gücümle en uzağa fırlatışımı, sudan çıkan şlop sesini, dönüp birbirimize gülümsememizi. “Geçsene Hakan.” Annem bir kâbus görüyordu herhalde. Adam elini kolunu sallayarak giriyordu hayatımıza. Önce koltuğa gömülmüş, dizi seyreden İrem’e yaklaştı, kendine sempatik bir hava vererek İrem’in saçının bir buklesini parmağına doladı. Bunun için kızmadım ona, o saçın mıknatıs etkisini bildiğimden. Hem saç canlı sayılmazdı, kardeşime dokunmamıştı. İrem başını kaldırıp adamın tipsiz yüzüne kuşkuyla baktı, sonra dizisine geri döndü. Bizim evin ekran sineğidir o, yapışır kalır. Daha bu iyi hali. Geçen yıl annemin elinden tutup tıpış tıpış psikoloğa gittiğinde, bekleme salonundaki televizyonda Şirinler varmış, kopamamış bizimki, bir türlü girememişler odaya. Televizyonu kapatmaya kalktıklarında öyle bir arıza çıkarmış ki pes etmişler. Psikolog yanına sokulup onunla izlemiş filmi, bitince o mavi şeylere bayıldığını ama maalesef izlemek için hiç vaktinin olmadığını söylemiş. İrem her cumartesi dokuzda orada olursa, onunla birlikte izleyebilirmiş. Bu iyiliği yapar mıymış İrem ona. İyi kafalamış bizimkini. Cumartesileri, Banu beni bekliyor, diye telaşla çıkardı evden. O kadar seansa ancak bu kadar düzeldi işte. Belki de bizimki kafalamıştır Banu’sunu. “İşte bu da Sarp.” Adam ciddi pozlarda, yüzümü kapatan derginin üstünden elini uzattı, “N’aber delikanlı,” dedi, seni adam yerine koyuyorum, hadi iyisin havasında. Gelişmemiş kişilik. Ne kasılıyorsun, insan gibi uzatsana elini. Yüz vermedim. “İyi,” dedim yalnızca. Eli havada kaldı. “Sevgili uzaylılar, dünyamıza hoş geldiniz,” diye kendince espri yaptı annem. Adam tepeden sırıttı. Annemin de hoşuna gitti bu, epey eğlendiler. Gülerken ellerini kollarını koyacak yer bulamadılar sanki. Bir acayiplik. Aralarında kesin bir şey vardı. “Bahsetmişimdir, Hakan bizim ofisten.” Bahsetmemişti. “Dolabı kurmaya yardım edecek. Montajla ilgili o kadar şey sordum ki, galiba bana acıdı.” “Hangi dolabı,” dedim. “Haftasonu aldığımız. Hani arabaya sığdırmak için yarım saat uğraşmıştık.” “Niye sordun ki? Kâğıdında gösteriyor zaten her şeyi.” “Sen tarif edersin öyleyse Sarp’cım. Daha kolay olur.” Yemek hızlı olsun diye, salon sehpasında piknik yapalım, dedi annem. İki büyük pizza, dibine kadar kola. Güzeldi. Adam biraz sussa daha da güzel olurdu. Bütün yemek boyunca kızıyla gittiği pizzacıyı anlatıp durdu. Harika bir yermiş. Müşterilere ait bir mutfağı varmış. İstediğin malzemelerden, kendin hazırlıyormuşsun pizzanı. Her cuma, kızını annesinden alır almaz orada alıyorlarmış soluğu. Gide gele bir sürü spesiyalleri olmuş. İstersek birlikte de gidermişiz. “En güzeli hangisi,” dedi İrem. “Zevke göre değişir. Bence çikolatalı.” İrem’in gözleri büyüdü, dolu ağzından cılız bir a sesi çıkabildi. Sazan gibi atladı enayi. Annem bir kahkaha attı. Ben yüzümü çevirdim. Yemekten sonra dolaba yardım edemeyeceğimi söyledim, ödevim vardı. “Oo Sarp, hemen sattın,” dedi adam. Ne satması. Anneme baktım, yüzünde yumuşaklık, sakin bir şeyler. Düşündüm, bir arkadaştan istenen basit bir yardımdı bu, bir rica. Kutular üç gündür duruyordu salonun ortasında. İstese birlikte yapardık. Ama ihtiyacı olduğunu hiç söylememişti ki. Yapamam sanmıştı herhalde. Babamla sehpayı kurmamış mıydık? İki yıl önce. Her şey değişti. Babamdan hiçbir şey istemez artık annem. Zaten o da gelmez. Belki İstanbul’da bile değildir. Yalnızca aptal bir dolap. Yoksa bu adamı getirmezdi eve, zorla sokmazdı hayatımıza. Hem böyle birini nasıl sever insan. Öpecek olsa, kusası gelir. Kâbus. Yoktu öyle bir şey, sorun yoktu, iyiydi annem. “Ben pek anlamam,” dedim. “Ama yardıma ihtiyaç varsa.” “Bir başlayalım bakalım.” Adam aniden enerji küpüne döndü, gömleğinin kollarını kıvırdı, cebinden cüzdanı, telefonu çıkardı, masanın üstüne koydu. Annem, “Çay yapayım,” dedi. Gövdeyi kurmaya başladık. Maket yapar gibi. Eğlenceliydi aslında, resme bakıp parçaları birleştiriyorduk. Vidaları şarjlı tornavidayla ben sıkıyordum. İrem her boşluğa giriyordu. Ayak altında dolaşma, diyordum. Gövde tamamlandığında duvara yasladık. Neredeyse bitmişti, raflar, sonra camlı kapaklar, tamam. Üst rafın pimini çakarken, “Ah,” diye bağırdı adam, annem koştu geldi. “Bir şey yok, çekici elime vurdum.” “Buz koyalım,” dedi annem, mutfağa geçtiler birlikte. Bu kadar yardım yeter, odama gideyim, dedim ben de, gerisini onlar yapsın. Büyük Counter Strike turnuvasına hazırlanıyordum akşamları. Koridordan geçerken gördüm, annemin, adamın şişmiş parmağına bir öpücük kondurduğunu. Kalbimi pompayla şişirdiler sanki, nefes alamadım. Salona döndüm. İrem koltukta mayışmıştı iyice, gözleri kapanıyordu. Masanın üstünde duran cüzdanı elime aldım. Yalnızca bir an. Sonra ben de girdim onun hayatından içeri. Kimlikler, kartlar, ıvır zıvır. Ehliyetteki fotoğrafta gözleri fal taşı gibi açılmıştı. İç bölmeyi araladım, bir sürü mavi yüzlük. Çıkardım, saydım, tam sekiz tane. Gözlerinin içine baka baka yırttım hepsini. Tek hamlede, ortasından. Sonra hiç dokunulmamış gibi yerleştirdim paraları yerine. Cüzdanı kapadım, çirkin yüzü kayboldu. Koridorda arkama bakmadan seslendim, “Anne, ben dersime geçiyorum.” İçeri girdim, sıkıca kapadım odamın kapısını.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Kafka Olmanın OlanaksızlığıDerya Önel
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Adalet Çavdar

14 Temmuz 2025

Kelimelerin Gücü ve Labirentin Sırları

Kitabın temel temaları, aidiyet, cesaret, dostluk ve kelimelerin gücü.Benim ilk okuduğum kitap Samad Behrengi’nin Küçük Kara Balık’ı idi. Akıntıya karşı yüzen o minik balığın cesaretine hayran kalmamak mümkün değildi. Bir gün yolculuğa çıkabileceğime beni ilk ik..

Devamı..

Vizesiz Tatil Yapabileceğiniz Yerler

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024