Büyük yeşil lahanayı haftalardır kullanmadığı pazar arabasına yerleştiren anneanne düşük omuzlarının, güçsüz bileklerinin, şiş dizlerinin elverdiği ölçüde her zamankinden hızlı hareket ediyor. Yorgun bedenini en azından bu hafta sonu dinlemeyecek. Kış geleli ilk defa ayva aldı. Kasımpatı dikmek için güneşli bir gün. Sırtını doğrultmayı denedi, biraz canı yandı. İnsanın kemikleri nasıl oluyordu da ağrıyordu. Buna aldırmayacak, çocukları yemek bekleyen kadınlar gibi pazar arabasını evine sürdü. Çok eskilerden bir duygu kıpırdadı içinde, başarmak.
Evde anneannesini arkadaşını bekler gibi heyecanla bekleyen Nehir salon penceresini açtı. Kahverengi, etekleri çiçek desenli kalın perdeyi yana çekti. Anneannesi her gün evin havalanması gerektiğini yaklaşık altı ay önce yine böyle cumartesi günü söyledi. O günden bu güne her sabah bu işi kendisi yaptı. Tek bir insan tek bir canlı girmedi evine. Yoo, bir canlı girdi, kara bir sinek. İki üç gün birlikte yaşadılar. Anneanne kızının bütün ısrarına rağmen evinden ayrılıp onlarla yaşamayı kabul etmiyor. “Yalnızlığın korkulacak yanı yok, işleri yapabildikten sonra,” der, başını yana yatırır, yüzünde umutla umutsuzluk arası küçük gülümseme belirir. Kızı son yıllarda kurduğu cümlelerin pek değişmediğini fark etti. Doktor, “Bu yaşlarda bunlar beklediğimiz durumlar,” dedi, bir tane ilaç verdi. Nehir bugün o ilacın içilip içilmediğini kontrol edecek.
Nehir’e anneannesiyle geçirdiği zaman bazı becerilerin zorlu günlerde yardıma koşması gibi kolaylık sağlıyor. Genç yaşına rağmen zaman zaman duvara çarpmış gibi hissediyor. Hayatı kırılmış aynadan izliyormuş gibi parçalanmış görüyor. Dahası dışlanma yalnız kalma korkusuyla endişesi artıyor. Son günlerde tüm bu anlaşılması zor durumlar onu fazlasıyla mutsuz etti. Anneannesiyle uzun uzun konuşacak, hikayeler anılar dinleyecek sanıyor. Pazardan dönen anneannenin bu kadar yorgun olmasını geçici sanarak eski günlerdeki gibi sohbet açmaya çalıştı.
“Anneanne onlar gibi değilim.”
“Kızım pazar malzemelerini olduğu gibi bırakalım güneşi kaçırmayalım haydi balkona.”
Kış güneşi ile parlayan balkonda yarısı açık torbadan görünen toprağı inceleyen anneanne, dikkatini toplamakta zorlanarak konuştu.
“Bu toprak yetmeyecek.”
Kendinden daha emin devam etti.
“Boş boş durma, ayvaları soymaya başla, haydi kızım haydi bugün yapacak çok işimiz var. Lahana kıyılacak sonra da.”
Nehir ayva soymayı bilmediğini söyleyemedi. Arkadaşları biliyor mu acaba? Nasıl oluyor da pek çok şeyin nasıl yapılacağını biliyorlar. Eteğin altına üçü de her zaman uygun çorap giyiyor, erkeklerle konuşurken ne zaman güler yüzlü ne zaman asık suratlı olunacağını biliyorlar. Tırnaklarındaki simli oje hem çok güzel hem çok çirkin. Hangi birisini anlatacağına karar veremiyor ama en çok yanlarında fazlalık olmaktan sıkıldı. Bundan hemen şimdi bahsedebilir.
“Anneanne onlar beni niye arkadaşları olarak istemiyor?”
“Ayvalar için çukur bir kap seçmelisin. Dönüşte konuşuruz hepsini.”
Nehir anneannesinin kendisini duymuyor gibi davranmasına alışık değil, mutfağa gidip gelmenin neresi dönüş diye düşündü. Anneanne başında ağırlık vücudunda tarifsiz bitkinlik hissediyor. Henüz gündüz uyku vakti değil, hatta bugün gündüz uykusunu es geçmeyi düşündü ama ah artık her istediğini yapacak yaşları geçeli çok oldu. Balkonda ekilmeyi bekleyen kasımpatıları küçük küreğini eldivenlerini olduğu gibi bıraktı, Nehir’e seslendi.
“Ben biraz uzanayım, sen işine devam et kızım.”
Nehir koştu geldi, ayakta zorlukla yürüyen anneannesinin koluna girdi. Hiç olmadığı kadar yavaş yürüyor. Duvarlar annesinin küçüklük fotoğrafları okul fotoğrafları ikisinin fotoğrafları ile örülü, çok fazla fotoğraf var. Kalenin surlarında kalabalık bir fotoğrafa yaklaştı, kimse tanıdık değil.
“Anneanne senin çok arkadaşın var mıydı?”
“Elbette vardı olmaz mı hiç?”
“Görüşüyor musun onlarla?”
“Çoğu öldü.”
Nehir irkildi.
“Seni üzmek istemezdim. Benim gerçek arkadaşım hiç olmadı. Nedenini bilmiyorum.”
O sırada anneanne şimdi bir şey olsa, ayağıma bir şey takılsa düşsem kaldıracak birisi var diye aklından geçiriyordu. Geceliğini giydi asla günlük giysileri ile yatağa girmez. Sırt üstü uzandı, bir iki derin nefes aldı. Sesli olarak, “Oh,” dedi.
“Her şeyi çok dert etme kendine güzel kızım. Arkadaşların olacak elbette, herkesin arkadaşı olur.”
Nehir usulca odadan çıktı. Her gün yaptığı gibi penceresinden gökyüzünü izlerken uykuya dalmayı istedi ama sol memesinin altındaki sızı buna izin vermedi. Yana döndü bacaklarını karnına çekti, küçücük kaldı. Evde yalnız olduğunu sanıyor. Sızı boynuna koluna yayılırken güçsüz kalbi kuş kanadı gibi çırpındı. Nehir evdeydi, yalnız değildi, hatırladı. Hatırladığına mutlu oldu. Seslenmeyi istedi, sızı çenesine ulaştı. Beyaz saçlarından kırışık yanaklarına kat kat boynundan incelmiş kollarına huzur yayıldı. Ne kadar güzel bir gün, cümlesi bilincine ulaşırken yarım kaldı.
Nehir zorlanarak ayvaları soyuyor. Tedirginlikle mutfak işlerini seven arkadaşını aradı, görüntülü konuşuyorlar ayvaları gösterdi.
“Nasıl ama kendim soyuyorum.”
“Ne yapacaksın onlarla.”
“Bilmiyorum anneanneme sorayım.”
“Anneanne, anneanne, anneanne.”






