Gece Vakti Giden
26 Mart 2019 Öykü

Gece Vakti Giden


Twitter'da Paylaş
0

İstersen biraz bekle. Bekleyemem annem hasta. Gözleri komodinin üzerindeki parada. Veya ben öyle olduğunu düşünüyorum, çıkmakta acele ettiği için. Çok mu hasta, diyorum. Çok hasta. Göğün atardamarı kesilmişcesine nasıl şiddetli yağıyor yağmur, fışkırıyor. Zaman zaman camda çıkardığı sesten ürperiyor. Sabaha ben bırakırım, şunun şurasında kaç saat kaldı, diyorum. Duymamazlığa geliyor, giyinmeye başlıyor. Bıraktığım CD’imle ilgileneceksin di’mi. Şarkı yarışmalarından bir şey çıkmadı. Belki de benim son umudum o. Benim, annemin, ailemizin… Sesin çok güzel, diyorum. Gelirken yanında getirmiş. Geçen geldiğinde bahsediyordu. Çoğaltıp birkaç yere mutlaka ulaştıracağım, merak etme diyorum. Umudunu daha kapıdan çıkmadan tüketmek istemiyorum. İMÇ Blokları diye bir yer mi kaldı? Artık o umut tacirlerine bile ihtiyaç duyması ne acı. Arada tek tük de olsa güzel sesler geldiler, geçtiler. O da bitti.

Gök gürlemesiyle yatağın ucundaki berjer koltuğa oturuyor hemen. Sipere yatmış asker gibi. Bir yandan perdesi açık pencereye, dışarıdaki yağmurun hızına, bakıyor. Kapıya yollanmakta ısrarlı. Biraz beklersen taksi gelir, diyorum, buranın taksisi boldur. Tamam, diyor, kot pantolonu cebine parayı yerleştirirken. Güzeldi, diyorum. Güzeldi, diyor. Arkasına bakmadan hızlı bir şekilde çıkıp gidiyor. Pencereden gidişine bakmadan önce doldurduğu demo cd’yi diz üstübilgisayarıma yerleştiriyorum. Yetmişlerden kalma arabesk nağmeli bir keman sesiyle açılıyor müzik. Arkasından eğitimsiz ama güzel sesiyle arabesk şarkısına başlıyor. Pencereye yanaşıyorum. Taksi bekliyor, yağmurdan olsa gerek, duraktan gelecek taksi gecikiyor. Karşı mağazanın sundurması altına tünemiş olan sarı saçlı çocuk hareketleniyor, neredeyse boyuna eş akerdeonu kucağına yerleştirip çalmaya başlıyor. Daha giriş notalarındayken taksi geliyor, biniyor, sokak lambası ışığının arasından gecenin karanlığına karışıyor.

Sarı saçlı çocuk ise artık lambadan çıkmış bir cin gibi karşısındakinin para bırakmadan gitmesine aldırmadan müthiş bir ezgi ile hem gecenin karanlığını, hem sokağın sarı ışığını, hem de onun umudu olan arabesk cd’deki müziği bastırırcasına geceye notalarını sıralıyordu. Önünden geçen birileri olur mu, bu saatten sonra otele giren, otelden çıkan birileri olur mu, olursa para verirler mi, vermezler mi diye aldırmadan... “Nathalie”yi ne kadar da güzel çalıyordu. Bu şarkıyı hiç akordeondan dinlememiştim. CD’yi çıkardım, bilgisayarımdan kim akordeonla çalmış diye baktım, Edward Aris çıktı karşıma. Yıllar önce dinlediğim. Ajda Pekkan’ın Türkçe sözleriyle okuduğunu anımsadım görünce, “Bir Günah Gibi”. Utançla karışık tatlı bir tebessüm yayıldı dudaklarıma, evet, bir günah gibi. Gecenin karanlığından odama dolan müzikle sarı saçlı çocuğun içimde dirilttiği ölü düşleri düşünerek yatağıma uzandım. Uykunun tedirginlik olduğunu bilerek…


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR