Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

12 Eylül 2021

Öykü

Gençlik Seansları

Kemal Çavuş

Paylaş

5

1


“Orada oturan bayanın siparişini aldın mı?” diye sordu patron. “Aldım.” dedi garson. Patron oturduğu masadan oturan kadına baktı. Sonra masasından doğrulup iyice baktı. Heyecanını gizlemeye çalıştı, tekrar oturdu masasına. “Sen bırak.” dedi garsona, “ben götürürüm çayı.” Garson ses çıkarmadı. Patron da yaşlı sayılır artık, gri saçlarını eski modaya uygun yana yapıştırmış, ortada kalan seyrek saçları da düzgün bir şekilde geriye taralı. Çayı alıp çay bahçesinin en uç masasına doğru yürüdü. “Buyurun Canan Hanım, çayınız…” Kadın adını duyunca uzaklardan yakına döndü.  Adama baktı. “Teşekkür ederim.” dedi. “Ben sık gelmem buraya ama siz beni tanıyorsunuz, burada mı çalışıyorsunuz?” Buraya gelmenizle ilgisi yok.” dedi adam, “Ben sizi yıllardır tanıyorum. Evet, burada çalışıyorum. Daha doğrusu burayı ben işletiyorum.” Adam çayı bıraktı, gayet kendinden emin bir şekilde  “Oturabilir miyim?” diye sordu. “Buyurun.” dedi kadın oldukça sakin. “Benim kuşağımın hepsi sizi çok iyi tanır.” diye söze girdi adam. “Neden?” “Yapmayın Allah aşkına!” dedi adam. “Hepimiz size âşıktık.”  Bu lafı nasıl küt diye söylediğine inanamadı adam. Oysa sadece hal hatır sorup gitmeyi planlamıştı. Gülümsedi kadın. “Size âşık olmayanı da adamdan saymazdık. Hiç kıskanmazdık birbirimizi. Çünkü bilirdik siz bize dönüp bakmazdınız bile.” “Estağfurullah!” dedi kadın. “Neden bakmazmışım?” “Öyleydi işte, hem öyle olması da gerekiyordu. Biz zaten kendimizi buna layık görmezdik, bu yüzden kıskanmazdık işte. Sadece yoldan geçişinizi beklerdik ama siz her seferinde farklı zamanlarda farklı yerlerden geçerdiniz.” “Ne yapayım? Her seferinde peşime biri takılırdı.” “Olsun.” diye devam etti adam, “bu da bize sürpriz oluyordu; olur olmaz yerde size rastlamak daha heyecan vericiydi. Ama ailenizin davetli olduğu düğünleri kaçırmazdık. Babanız çok sevilen, saygı değer biriydi ve her düğüne davet edilirdi. Tabii biz de akın ederdik düğüne. Yoksul insanlar sırf bu yüzden babanızı da çağırırlardı düğünlerine sırf kalabalık olsun diye. Tabii bizim derdimiz başkaydı; sadece sizi görmek.” “Bu kadar ilgi çektiğimi bilmiyordum.” diye yanıtladı kadın. İkisi de bu cevabın yalan olduğunu biliyordu. “Benim aklım başka yerlerdeydi.” diye devam etti kadın. “Tek idealim manken olmaktı hatta Türkiye’de değil Fransa’da yaşamayı planlıyordum. Bu yüzden burası ile ilgili hiçbir planım yoktu.” “Biliyorduk.” diye devam etti adam. “Bu yüzden hiçbir beklentimiz yoktu. Hepimiz sizi bir an önce unutmak için evlendik. Buradaki bütün kadınlar, bu yüzden size minnettar hiçbiri evde kalmadı, bir an önce evlenip yuva kurdular.” “Keşke bu kadar yükseklerden uçmasaydım.” dedi kadın. “Ben de bir an önce evlenir, çoluk çocuğa karışırdım. Ama dediğim gibi tek idealim ünlü bir manken olmaktı, hatta bu yüzden bir sürü fotoğraf çektirip Fransa’daki ünlü manken ajanslarına yolladım ama hiçbirinden cevap gelmedi.” “Biliyorum.” dedi adam. Nereden biliyorsun, der gibi kadın hayretle baktı adama. “Fotoğrafçı anlattı.” dedi adam. “Biz hiç şaşırmadık.” “Oysa ben, inanmaz diye şaka yollu söylemiştim. ‘Bu kadar resmi ne yapacaksınız Canan Hanım?’ dedi. Ben de ‘Paris’e yollayacağım.’ dedim. ‘Mankenlik ajansına.’ “ İnanmış demek ki. “Hem de ne inanma!” dedi adam. “O fotoğrafları çoğaltıp hepimize yüklü bir paraya sattı.” “Vay adi vay!” dedi kadın.   “Fotoğrafları yolladınız. Sonra ne oldu peki? Hiçbir yerden cevap gelmedi mi?” “Hayır.” dedi kadın “gelmedi.” “Aslında gelmiş diye duyduk biz. Posta müdürü, babanızın masa arkadaşıymış, o bütün cevapları babanıza vermiş, babanız da hepsini yırtıp atmış.” “Doğru mu?” dedi kadın heyecanlanarak, sandalyesini düzeltip kafasını adama doğru uzatıyor. “Bilmem.” dedi adam. “Öyle söylediler.” “ Doğru olabilir.” dedi kadın. “Bazen bana çok kızdığını hissederdim ama beni incitecek hiçbir söz etmezdi. Annemi kaybettikten sonra da hiç kalbimi kıracak tek bir söz etmedi ama ben onu çok kırmışım anlaşılan.” “Bir ara kayboldunuz.” dedi adam. “Biz tamam dedik, dönmez bir daha buralara.” “Evet, doğru. Niyetim öyleydi. Bir manken ajansıyla anlaşmıştım. Hatta bir reklam filmi bile çektim. Tamam, dedim kendime, şeytanın bacağını kırdım ama olmadı. O piyasayı az çok bilirsiniz; herkesin derdi beni bir an önce yatağa atmaktı. Bir sürü çakal… Ben de kabul etmedim tabii. Babam da çok öfkelendi. O zaman halamın yanında kalıyordum. O, hep desteklerdi benim bu hayallerimi. Olmadı işte ne yapalım? Olsaydı daha mı iyi olurdu o da ayrı bir konu. Ama insanın içinde hep ukde kalıyor. Boşa harcanmış umutlar, boş yere geçen bir gençlik…” “Olsun.” dedi adam. “Her işte bir hayır vardır, hem hala çok güzelsiniz.” diye devam etti adam. “Bu yaştan sonra güzel olsam neye yarar?” dedi kadın. “Artık benden ne köy olur ne kasaba.” “Öyle konuşmayın.” dedi adam. Sonra yavaşça elini cebine atıp cüzdanını çıkardı. “Bakın.” dedi “hâlâ yanımda taşıyorum. O fırsatçı fotoğrafçıdan almıştım.” Kadın kendi gençlik resmini görünce çok duygulandı. Gözleri dolu dolu oldu. Sonra diğer resme baktı. “Bu siz misiniz?” dedi. “Evet.” dedi adam, “ben de bir zamanlar genç olmuştum.” “Siz de çok yakışıklıymışsınız.” dedi kadın. Adamın içkiden kızarmış burnu daha da bir kızardı sanki. “Bugünlük bu kadar yeter.” dedi kadın. “Bu güzel sohbet için teşekkür ederim.” “Asıl ben teşekkür ederim.” dedi adam. “Yıllardan sonra bunları size anlatmak beni çok mutlu etti.” Kadın kendi resmini masanın üstünde duran adamın resminin üzerine bıraktı ama kalkamadı. Bir an donup kaldı. Adam da… Birden ikisinin de gözleri parladı, inanılmaz bir heyecan duydu her ikisi de. Adamın burnundaki kılcal damarlar yok oldu, kadının gözünün altındaki kırışıklar azaldı bir anda. Arzuyla birbirlerine baktılar. “Çaylar benden!” dedi adam heyecanla ayağa kalkarak. “Teşekkür ederim.” dedi kadın. “Bir akşam, siz de bana gelin, kahve içip laflarız biraz.” Bir çırpıda adresini verdi. Adam sesini çıkarmadı. Kadın yaşından beklenmeyen bir çeviklikle ayağa kalktı, hızla kayboldu. Uzaktan gören biri, kadının adama kızıp hızla kalktığını sanırdı. Adamın kalbi hala gürültü ile atmaya devam ediyordu.

  Adam hiç tereddüt etmeden verilen adrese gitti. Apartmanın kapısını çaldı, iki kat yukarı çıktı ve kapının zilini çaldı. Kadın kapıyı açtı, adamı sessizce buyur etti. Oturma odasına geçtiler. Duvarlar resimlerle doluydu. Kadının resimleri yoktu duvarlarda, annesinin ve babasının resimleri vardı sadece. Adam babasını tanıyordu ama annesini hiç görmemişti. “Bu anneniz mi?” dedi. “Evet.” dedi kadın. “Tıpkı size benziyor.” “Evet, babam da hep öyle söylerdi, bu yüzden bir türlü onu bırakamadım. Annem ben küçükken vefat etmiş, babamın tayinini bu sakin kasabaya aldırmış, sonrasını biliyorsunuz işte. Siz de biraz kendinizden bahsetsenize.” dedi kadın. “Anlattığım gibi.” dedi adam, “sizi unutmak için bir an önce evlendim, çoluk çocuk derken hayat geldi geçti işte. Çocukların her biri ayrı yere yerleşti, biz de hanımla vademizi tamamlamaya çalışıyoruz.” “Hanımınız nasıl, iyi mi ?” “İyi.” dedi adam. “Çöktü iyice, yıllarca kahrımı çekti kadın. Sürekli içerdim, sarhoş olunca da bağırır çağırırdım. Başkası olsa çoktan terk ederdi.” “Sizin resimleriniz nerede?” dedi adam. Birkaç resim albümü getirdi kadın, “Siz resimlere bakarken bende kahveleri hazırlayayım. Nasıl içersiniz kahvenizi?” “Fark etmez.” dedi adam. “Siz kendinize göre yapın.” “Tamam, o zaman.” dedi kadın, “ben orta içerim.” Adam heyecanla hızlı hızlı albümleri karıştırmaya başladı. Bir çırpıda hepsini elden geçirdi. Sonra beğendiği resimlere tekrar döndü. Kahveler geldiğinde “Daha başka yok mu ?” dedi adam. “Var ama kim bilir nerede? Kahveleri içelim odamdakileri gösteririm size.” Adam bir iki fırtta kahvesini bitirdi. Sabırsız gözlerle kadına baktı. Kadın anlamıştı. Sakince fincanını tepsiye bırakıp odasına geçtiler. Kadının odası kendi resimleriyle doluydu. Adam her resmi tek tek dikkatle inceledi. Kadının yatağının yanındaki komodinin üzerindeki resme gelince durdu. Bu, cüzdanındaki büyütülmüş resimdi. Elini ceketinin cebine attı, sessizce resmi çıkardı, uzun uzun baktı. Kadının hoşuna gitti bu bakış. “Siz de kendi resminizi çıkarsanıza.” dedi kadın. Adam kendi resmini kadına uzattı. “Karınız kızmıyor mu bu duruma ?” “Yoo...” dedi adam. “O bana hiç kızmaz.” Sonra adam elindeki fotoğrafı komodinin üzerine koydu. Kadın da adamınkini kendi resmin üzerine koydu. Bir müddet sonra yine aynı heyecanı hissettiler. İkisinin de yüzü ateşten kıpkırmızı olmuştu, kalplerinin atışını duyabiliyorlardı. Hiç tereddüt etmeden birbirlerine sarıldılar. Hemen komodinin yanındaki yatağa devrildiler. Seviştikçe adamın kırmızı pütürlü burnu düzleşmeye, kır saçları siyahlaşmaya başladı. Sonra bunu diğer değişiklikler izledi. Kadının tombul yanakları küçülmüş, beli incelmeye başlamıştı. İkisi de heyecanla birbirine baktı. Seviştikçe gençleşiyorlardı. Yorulana kadar seviştiler. Kalkıp aynaya baktılar. İkisi de oldukça gençleşmişti. Sanki ikisi de aynı rüyayı görüyordu, bu yüzden korkudan hiç konuşmadan öylece kendilerini seyrettiler. Adam sessizce üzerini giydi, resmi cüzdanına koydu. Bir süre sonra adam ve kadın eski hallerine döndüler. Tekrar eskisi gibi olmak kadını çok heyecanlandırdı. Adamın da mutluğuna diyecek yoktu. “Bu bizim sırrımız olsun.   “ dedi kadın. Bu sırrı saklayacak gücünün olmadığını biliyordu adam. “Yine geleceksin değil mi ?” dedi kadın. “Evet “ dedi adam “Gelmem mi?”                                                                          

Adam hâlâ inanamıyordu olana. Neredeyse bir hafta kadına hiç uğramadı. Bu bir hafta arkadaşını aradı. “İçelim bir akşam.” dedi eski arkadaşlarına. Birahanede buluştular, sonra lafı uzatmadan gençlik anılarına ve Canan Hanım’a getirdi. Hemen hatırladı arkadaşları. Cüzdandaki resimler ortaya çıktı tek tek. Hepsi iyice sarhoş olunca olayı anlattı, kendisi de çok içmişti, burnu iyice kızarana dek. Ama sarhoş olmamıştı bir türlü. Diğerleri ağzı gözü yamulmuş, dilleri konuşamayacak kadar şişmiş halde onu dinlediler. Hepsi sırayla işemeye gidiyordu. Tuvalette iken aptal aptal tuvaletin aynasına bakıp anlatılanı anlamaya çalışıyorlardı.

Adam tekrar kadının kapısını çaldı kadın heyecanla kapıyı açtı. Kahve faslını geçip hemen odaya geçtiler. Adam kadının resmini çıkardı, komodinin üzerine koydu. Sonra kadına kendi resmini uzattı. Kadın adamın resmini kendi resminin üzerine koydu. Heyecanla birbirlerine sarıldılar ama ilki kadar fazla bir değişim olmadı. Sadece kan dolaşımları hızlanmış, kalpleri daha hızla çarpmaya başlamıştı. Aynaya baktıklarında hiçbir değişiklik görünmüyordu. “Ama,” dedi kadın, “sevişirken ikimiz de bir an değiştik, aynaya bakana kadar geldi geçti.” “Süre gitgide kısalıyor.” dedi adam. “Sanırım bir dahakine kalp atışlarımızın ve yüzümüzün kızarmasıyla yetineceğiz.” dedi kadın. “Olsun.” dedi adam, “bu bana yeter de artar bile. Hayal etmekten bile daha güzelmiş.” “Yazık!” dedi kadın. “Kısa süreliğine de olsa eskisi gibi güzel olmak muhteşemdi.” “Üzülme.” dedi adam. Sonra kadının resmini uzatarak “İmzalar mısınız?” diye sordu. “Memnuniyetle…” dedi kadın. Adam resmi tekrar cüzdanına koydu. Sonra sessizce kalktı gitti. Aradan uzun bir zaman geçti. Kadın hala olanı unutamıyordu. Birkaç kere çay bahçesine gittiyse de adam orada yoktu. “Kızını ziyarete gitti.” dedi garson, “on on beş güne kadar gelmez”

    Bir akşam kapısı çalındı. Heyecanla kapıyı açtı kadın ama başka biri duruyordu kapıda. “Buyurun.” dedi kadın korkuyla “kimi aramıştınız?” “Şey.” dedi adam “Ben Cavit’in arkadaşıyım.” “Cavit mi, o da kim?” dedi kadın merakla. “Hani şu çay bahçesinin sahibi…” “A evet!” dedi kadın. “Ne olmuş Cavit Bey’e, iyi mi kendisi?” Adama adını sormak hiç aklına gelmemişti. Bu kadar yakınlaşıp da adını sormadığı için utanmıştı kendinden. “İyi ” dedi adam. “Merak etmeyin.” Sonra elinde hazır tuttuğu kadının resmini gösterdi. “Cavit bir şeyler anlattı ama hâlâ tam olarak anlayamadım.” “Anlıyorum.” dedi kadın. “İmza istiyorsunuz.” “İmza mı?” dedi adam. “Ne imzası?” “Gençlik imzası.” dedi kadın. Adam şimdi emin olmuştu Cavit’in anlattıklarından. Kadın en ufak bir olumsuz tepki gösterse adam gitmeye hazırdı ama kadın içeri buyur edince rahatladı. “Bir şey içer misiniz?” dedi kadın. “Su.” dedi adam, “sadece su.” Kadın adamın çok heyecanlı olduğunu anlamıştı. Suyu getirdi. Bir dikişte içti adam. Kadın resmi istedi adamdan, adam resmi uzattı. “Bunu da o paragöz fotoğrafçı mı sattı size?” dedi kadın. “Evet.” dedi adam, “başka kim olabilir ki?” “Hımm.” dedi kadın, “Nedense bu resmi hiç hatırlamıyorum, o kadar çok çektirmiştim ki…” Sonra ayağa kalktı, “Gelin.” dedi, “fazla uzatmanın âlemi yok.” Kadının odasına geçtiler. Adam kendi resmini kadına uzattı, kadın adamın resmine baktı; uzun favorilerine, dalgalı saçlarına…” “O zamanlar bu saç şekli çok modaydı.” dedi açıklama gereği duyarak. “Şu perçemime bakın, neredeyse alnımın yarısını kaplıyor.” “Üzülme.” dedi kadın. “Birazdan yine kaplayacak.” “Üzüldüğüm falan yok.” dedi adam. “Tek derdim sizin eski halinizi görmek.” Adam kadının resmini komodinin üzerine koydu, kadın da adamın resmini kendi resmi üzerine koydu. Hararetle seviştiler; kadın arada bir doğrulup kendine baktı aynadan. Adam elini alnına götürdü, büyük bir mutlulukla aynaya baktı, kadın çok güzel görünüyordu. Büyük bir mutlulukla adam baktı, sonra tekrar yatağa döndüler. Resmin çekildiği zamana gelince değişim durdu. Bir müddet birbirlerini seyrettiler. İkisi de birbirinin aynasıydı sanki. Sonra yavaş yavaş eski hallerine döndüler. Adam üstünü giydi. Kadın “Bir daha gelme artık.” dedi “İkinci kez olmuyor artık.” “Tamam.” dedi adam. “Bu bana yeter de artar bile. Teşekkür ederim.” “Asıl ben teşekkür ederim.” dedi kadın. “Güzelliğimi ve gençliğimi tekrar geri verdiniz.” Bu olayı diğerleri izledi. Canan Hanım’ın resmi olan diğerleri, heyecanla Canan Hanım’ın kapısını çaldı. Yavaş yavaş Canan Hanım ile ilgili dedikodular duyulmaya başladı: Ellisinden sonra karı iyice azmıştı. İyi ki rahmetli babası bunları görmemiş. Onu ziyaret eden hiçbir erkek, onun hakkında tek bir kötü laf etmedi; “Ne orospusu? O tam bir hanımefendi!” diyorlardı. Resmi olmayan bir kişi kapısını çaldığında adamları kovdu. Adamlar neye uğradığını şaşırdılar. Galiba anlatılanlar dedikoduymuş, demek zorunda kaldılar. Bir gün, kapısını kendisinde oldukça genç biri çaldı. Tam bağırıp çağırmaya hazırlanıyordu ki kapıdaki adam “Durun.” Dedi, “sakin olun. Ben o adamlardan değilim.” Kadın pek inanmadı. “Ben gençken sen kısa donla geziyordun.” dedi kadın. “Utanmıyor musun yaşlı bir kadının kapısını çalmaya!” “Evet” dedi adam “haklısınız. Kısa donla geziyordum.” Sonra resmi uzattı, “Bakın, kısa pantolonumla size sarıldığım resim eminim hatırlamıyorsunuz.”  Kadın resme baktı. Belinin yarısına kadar gelen bir çocuk ona sarılmış gülümsüyordu. O da gülümsüyordu. “Hatırladınız mı?” dedi adam. “Geçin lütfen.” dedi kadın, “içerde konuşalım. Zaten bütün kasabanın diline düştüm.” İçeri geçtiler kadın hala resme bakıyordu. “Evet.” dedi “hatırladım. Siz fotoğraf çektirirken içeri dalıp benimle resim çektirmek istemiştiniz. O salak fotoğrafçıda size tokat atınca kızdığım için isteğinizi kabul etmiştim. Sahi nereden aklınıza gelmişti benimle resim çektirmek ?” “Çünkü size âşıktım.” “O yaşta mı?” “Evet, neden olmasın? Ben o zaman ortaokul iki ye gidiyordum. Fotoğrafçıya girdiğinizi görünce hemen daldım içeriye. Beni kırmayacağınızı biliyordum.” “Yok, aslında hiç niyetim yoktu ama fotoğrafçı öyle size vurunca dayanamadım.” “Bana vurunca ben de çok üzüldüm. Sizin önünüzde ağlamamak için kendimi zor tuttum ama iyi ki vurmuş. Şimdi ona minnettarım.” Sonra kadının yatak odasına geçtiler. İyice gençleşene kadar seviştiler. Adam ayağa kalktığında toy bir delikanlı aynanın önünde kendine bakıyordu. Biraz sonra normale döndü. Kadın da her zamanki gibi çok güzel olmuştu. “Tekrar gel.” dedi. “Sanırım en uzun süre seninle gençleşeceğim ” “Tamam” dedi adam. Sonra ikiye katladığı resmi adama geri verdi. Kadın en çok bu adamla olmaktan mutluluk duydu. Yaşı ondan genç olduğu için-ki neredeyse on yaş vardı aralarında- genç kalma süresi oldukça uzuyordu.  Adam birkaç ay geldi. Ondan sonra resmin etkisi kayboldu. Onun resmini de imzaladı. Kendi resmini taşıyan, kendi kuşağının bütün erkekleri ile beraber oldu. Artık son seans da bitmişti. Bütün borcunu ödemişti Canan Hanım. Son bir şey kalmıştı; fotoğrafçıyı bulmak… Ona teşekkür etmek istiyordu. Bu kasabadan taşınmıştı. Hızla gelişmekte olan deniz kıyısında bir sahil kasabasına yerleşmişti. Stüdyosunu oraya açmıştı. Bu sahil kasabasında onu tam olarak tanıyan yoktu. Stüdyodan içeriye girer girmez fotoğrafçı onu tanıdı. Kadın olanları anlattı. Utanılacak hiçbir şey yoktu kadına göre. “Sizin sayenizde.” Dedi, “yaşayamadığımız gençliğimizi yaşadık.” Adam bön bön bakıyordu. Boş hayaller kurmaktan aklını kaçırmış herhalde, diye düşündü. “Sanırım, bir tek siz bana âşık değildiniz.” “Evet.” dedi fotoğrafçı. “Çektiğiniz resimler için size minnettarım.” “Benim için sadece bir işti.” dedi adam. Kadın fazla bir yorum yapmadı. Adamın, zamanında onun hakkında yaydığı dedikoduları da unutmamıştı.  “Çok para kazandınız mı bari benim resimlerimden?” dedi kadın. “Evet.” dedi fotoğrafçı, “hem de çok…” Kadın laf olsun diye sormuştu. “Gerçekten ciddi paralar kazandım.” “Size deli gibi âşık bir adam vardı, o sizi unutmak için diğerlerinin yaptığı gibi hemen evlenmedi. Çekip gitti buralardan. Birkaç yıl sonra Avustralya’dan bir mektup geldi. Bende kalan çektirdiğiniz bütün resimleri istiyordu. Babanız dükkânı basmadan onlardan birer tane daha çoğaltıp hepsini yolladım. O zamanın parasıyla deli para ödedi bana. Aradan yıllar geçti, bir daha da haber alamadım. Belki de ölmüştür.” Fotoğrafçının bu son sözü oldukça üzmüştü Canan Hanım’ı. “Nereden biliyorsunuz canım, hemen ölmüştür diye karar veriyorsunuz? Bütün yaşıtları sağ.” “Belki dedim ben de.” diye savundu fotoğrafçı. “Belki de dönmüştür. Kim bilir?” ‘Keşke dönse’ dedi Canan Hanım içinden. “Adamın adresi yok mu?” diye sordu. “Hatırlamıyorum” dedi fotoğrafçı ama bir ablası vardı, hala sağ mı bilmiyorum “Olsun” dedi Canan Hanım. “Onun adresi var mı?” Tarif etti fotoğrafçı. Canan Hanım bulabildiği tüm bilgileri topladı. Çıkarken adama yüklü bir bahşiş bıraktı. Adam almamakta direndi ama Canan Hanım parayı vermekte ısrar edince kabul etti. “Lütfen kabul edin.” dedi Canan Hanım, “Verdiğiniz bilgiler çok değerli gerçekten, bu parayı fazlasıyla hak ediyorsunuz” “Siz ablasına ulaşamazsanız tekrar gelin belki Avustralya’daki adresi bir yerlerden çıkar” “Tamam, sağ olun.” dedi Canan Hanım. Şimdi son bir seans kalmıştı, bitmeyecek olan son seans.

YORUMLAR

yaren vural

güzeldi

21 Eylül 2021

Öne Çıkanlar

2020 Oscar Ödüllerini Kazananlar Belli..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Apolline Guillot

27 Ekim 2025

Çeşitlilik ve Kapsayıcılık Politikalar..

Amerikalı düşünür Susan Neiman: “Her kültür kendisini başka kültürlerden aldığı etkilerle inşa eder ve bu da, aslında kültürün ölümüne yol açan kültürel öykünme korkusundan kurtulmamız gerektiği anlamına gelir. ”Lib..

Devamı..

Petrol ve Gökkuşağı: Çölde Piknik’te Ç..

Şevval Tufan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024