Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

28 Kasım 2020

Öykü

Günlerden Pazartesi

Özge Devravut

Paylaş

4

0


Klasik müzik sesi, kısık bir tonda hoparlörden yükseliyordu. Valerie, kumral saçından çıkan saç tellerini aynanın karşısında atkuyruğuna doğru düzgünce uzatıp gümüş bir tel tokayla sabitledi. Dudağındaki vişne rengi parlatıcıyı tazeleyip aynadan biraz uzaklaştı, tüm vücudunu baştan aşağı süzdü. Görüntüsünden memnundu, son zamanlarda basen bölgesinden biraz kilo almıştı o kadar. Asansör yirmi yedinci katta durdu, dışarı çıkarken asansöre binmek için bekleyen kırk yaşlarında bir adamla karşılaştı. Daha önce apartmanda görmediği biriydi. Dairesinin önüne geldiğinde, kapının önünde birkaç saniye bekledi. Mavi lazer ışını retinasının üstünden iki kez geçince kapı açıldı. İçeri girdi. Otomatik sensörlü dolabın kapağı açıldığında, ceketini asıp salona geçti.

Brian, film izliyordu. Hologramın içinden geçerken denizin köpüklü, gri dalgaları Valerie’nin üzerine yansıdı. Görüntünün içinden çıktı, kum beji kadife köşe koltuğun sağ tarafına oturdu. Bu filmin fragmanını daha önce izlemişti, bu senenin en iyi filmlerinden biri olarak gösteriliyordu. Valerie, uzun zamandan beri köpekbalığı konulu filmler izlemiyordu. İki yumuşak yastığı koltukaltına alıp bacaklarını kendine çekti. Araştırma ekibi, dişi köpekbalıklarının beyin kapasitesini beş kat artırmayı başardığı için iskele kenarında bir restoranda kutlama yapıyordu. Brian sağ tarafa dönüp gülümsedi. “Köpekbalığının, kadını kayanın üstüne sıkıştırdığı sahneyi bekliyorum, her izlediğimde heyecanlandırıyor. Valerie, “Bu, o film değil ki’’ dedi ve gülümsedi. Brian, tepki vermedi.

Filtre kahve makinesinin sinyali ötünce Valerie mutfağa yöneldi, baş harflerinin yazdığı siyah ve beyaz seramik kupaları çıkarıp kahveleri doldurdu. Brian’ın hafif kaslı kollarına, koltuğa uzattığı bacaklarına baktı. Vücudu sıkı ve orantılıydı. Yıllar önce birlikte tenis oynadıklarında vücutları uyumluydu. Valerie, zamanla spordan uzaklaşmış, altmışın üzerinde değişken bir kiloya ulaşmıştı. Yine de herkes onu güzel buluyordu. İş yaşamından dolayı sadece cilt bakımına özen gösteriyordu.

Kahvelerini yudumlarken, köpekbalığı kanoyla iskeleye çıkan kadının peşinden direğe bir vuruş yaptı. Direk ortadan ikiye ayrıldı. İskelenin ön kısmındaki ahşap barakalar çatlayarak yarıldı. Sonra bir sessizlik oldu. Köpekbalığı iskele civarında yoktu. Kadın kumral ıslak saçlarıyla koşarak araştırma binasına girdi. Koridorlar balıkları görmek üzere camdan yapılmıştı. Koştukça arkasına bakıyordu. Valerie, heyecanlandıkça koltuğun yastığına sıkıca sarıldı. Kadının, cam koridordan ana binaya girmesine yaklaşık on metre kalmıştı ki, cam kırılarak köpekbalığı içinden geçti. Kadın suya düştü. Valerie’nin nabzı giderek hızlanıyordu. Brian’a baktı, pür dikkat ekrana kilitlenmişti.

Köpekbalığı, araştırma binasının bodrum katında köpek balıklarının kontrol edildiği örgü tellerle çevrili kısmı parçalayarak içeri girdi. Köpekbalığı, araştırma ekibinden iki adamı parçalayarak keskin dişleriyle havada savurdu. Koridorda korkuyla yürüyen kadın, usulca suya girdi. Suyun üzerinde ofis eşyaları, masa lambaları, bilgisayarlar, koliler, ayakkabılar ve bir sigara tablası yüzüyordu. Yavaş adımlarla karşıda duran metal dolaba doğru yaklaştı. Köpekbalığı sivri ve keskin dişleriyle ağzını açınca, kadın yan tarafında üzerinde su ısıtıcısı ve bardakların bulunduğu masayı, ağzını kocaman açarak üzerine gelen köpekbalığının ağzına doğru itti. Yanında yeşil koltuk minderleri yüzen yuvarlak plastik masanın üzerine çıktı. Masanın üzerinden kayıp suya düşünce, Valerie ve Brian koltukta hafifçe doğruldu. Valerie’nin nabzı giderek yükseliyordu. Kadın hızlı bir şekilde yürüyerek duvara yakın küçük ve ahşap bir masaya çıktı. Yukarıdaki ışıklandırmayı görünce elektrik kablosunu söktü ve her yer karardı. Soyunup dalgıç mayosunu çıkardı ve ayaklarının altına koyarak üstüne çıktı. Elinde elektrik kablosuyla bekledi. Üzerine atlamak üzere ağzını açtığında, kabloyu ağzına soktu. Köpekbalığı kabloyu tükürür gibi ağzında salladı ama can çekişerek öldü. Kadın beyaz çamaşırlarıyla olduğu yerde çöktü. Titriyordu. Yaklaşan bir gemi kadını ve sevgilisini kurtarınca film bitti.

Valerie’nin Brian’la yıllar önce birlikte ilk izledikleri filmdeyse kadın sevgilisini kurtarmak için denize atlayıp köpekbalığını üzerine çekiyordu. Köpekbalığı, kadını parçalayarak yiyince sevgilisi kurtuluyordu. Gelen gemiyse bu sefer kadının sevgilisini ve sevgilisinin zenci arkadaşını götürüyordu.

Koltuğun üzerinde uyuyakalan Valerie, telefonun sesiyle sıçrayarak uyandı. Oldukça karanlıktı, uzandığı koltuktan doğruldu ve ışığı parlayarak titreşen telefonu alıp koluna geçirdi. Arayan işyerinden Frank’tı.

“İyi akşamlar.’’

“İyi akşamlar, Frank.’’

“İki saat sonra bize gelebilir misin, Richard seninle görüşmek istiyor.’’

Valerie, Richard’la 2007 yılından beri aynı proje üzerinde çalışıyordu. Richard projenin başkanlığını yürütüyordu ve yasal yetki ondaydı. Valerie’ye karşı amiri gibi davranmasa da aralarında hep bir mesafe vardı.

Elini ensesine atıp kuruyan kabuğu soydu, çalıştığı şirket, boynuna iki santimetre çapında daire şeklinde küçük bir implant yerleştirmişti. Bu cihaz, akıllı lensine hava durumu, trafik, çevresinde olan kişilerin dış görünüşü gibi dış ortam koşulları ile ilgili birtakım bilgiler aktarıyordu. Valerie’nin kulak içine yerleştirmiş bir implant daha vardı. Mikro boyuttaki bu çip bir nevi telsis işlevi görüyordu. Gizli reseptörlere sinyaller gönderip alıyor böylece şirket içi gizli tüm görüşmeler bu şekilde yapılıyordu.  Balkona çıkıp Brian’ın yanına oturdu.

“Birazdan çıkmam lazım, canım. Frank çağırıyor, işle ilgiliymiş.’’

‘Tamam, ben de birazdan dışarı çıkacağım, almam gereken birkaç şey var,’’ dedi. Valerie yatak odasında kıyafetini hızlı bir şekilde değiştirip asansöre bindi, aşağıya indiğinde taksi kapıda bekliyordu. Aracın camından kafasını kaldırıp balkona baktı, ışık sönmüştü.

Kapıyı Frank açtı ve arkasından terasa doğru yürüdüler.

‘Hoş geldin,’’ dedi, Richard.

Valerie, ahşap masanın karşısına oturdu, gülümseyerek başıyla Richard’ı selamladı.

“Ne içersin.’’

“Expresso, alabilirim,’’ dedi, Valerie.

“Sen şirkette işe başladıktan bir yıl sonra Brian, bir bilim adamıyla televizyon programına katılmıştı hatırlıyor musun? Hani, canlı yayında onunla aynı görüşte olmadığını söylediği kişi?

“Alfred Martin’ mi?’’

“Ta kendisi. Brian haklı çıktı, Valerie,’’ dedi, Richard.

“Ne demek istiyorsun, açık olur musun?’’

“Bir senedir, evinde yaşayan adam, yani Brian’ın yapay zekâ kopyası, sekiz ayda dört kez Turing testine girdi ve dördünü de geçemedi.’’

“Anlıyorum fakat bu normal değil mi, yönetime, yetişkin insan davranışlarına erişemediğine dair her hafta ayrıntılı rapor sunuyorum,’’ dedi, Valerie. “Yoksa benim verdiğim raporlarda yalan beyanda mı bulunduğumu düşünüyorsunuz,’’

Frank, araya girdi,

Saçmalama, Valerie. Sana da güvenmediğini, yanında olduğu gibi davranmadığını düşünüyoruz. Aksi, aklımızdan bile geçmedi, inan.''

Richard, ikisine baktı ve tekrar konuşmaya başladı.

“Sonuçları almadan sana konuyu açmak istemedik. Son iki Turing testi sonuçları, birbirine yakın düzeyde. Şirket dışından getirdiğimiz, alanında uzman sosyolog, nörolog, psikolog ve yapay zekâ algoritma yazılımcıları tarafından oluşturulan bir heyet sonuçları tekrar inceledi. Brian’ın son iki testi manipüle ettiğine dair görüşler var.’’

 Valerie, ayağa kalkıp terasın köşesine doğru yürüdü, demir korkuluklara tutundu. Şehir tüm ayaklarının altındaydı. Sesini kontrol edemeyerek,

“Tüm olasılıkların hesaplandığını sanıyordum, sonuçta, bu gerçekleştirilen ilk yapay zekâ projesi değil.’’

Sözünün kesilmesinden asla hoşlanmayan Richard’ın ses tonu sertleşti. Arkasına dönüp Valerie’ye,

“Herhangi bir olumsuz durumla karşılaştığımızda, projenin sonlandırılacağına dair sözleşmeyi sen de okudun ve imzaladın. Bütün şirketin ve bağlantılı şirketlerin hatta onların da bağlantılı olduğu her şeyin riske atılmasına izin veremeyiz. Raporda güvenlik açığının ciddi boyutta olduğu yazıyor,’’ dedi ve konuşmasına devam etti. “Öğrenme hızını sınırlı tuttuk ama kodlanandan daha fazlasına sahip bir yapay zekâ var karşımızda.  Kocanın öldüğü o trafik kazasında, karşı araçtaki sürücüye ait bilgileri toplamış, bu ne demek biliyor musun?’’

Valerie, yanındaki korkuluklara gelerek iki kolunu dayayan Richard’a,

“İntikam duygusuna mı sahip olduğunu söylüyorsun.’’

Diğer yanına gelen Frank Valerie’ye dönerek,

“Brian, benim en iyi arkadaşımdı. Bu kopyayla çok sohbet etme imkânım oldu, Val. Görünüşte, birebir aynısı, kabul ediyorum ama diğer yönleriyle inan bana kocanla uzaktan yakından alakası yok. Brian’a ait bütün bilgileri, belgeleri, anıları, fotoğrafları yükledik ama ona yüklenmeyen milyonlarca saniye, milyonlarca anı var. Bize anlatmadığı travmaları, aklından geçenleri, maruz kaldığı ama bilmediğimiz şeyleri bir düşün, bir insanı insan yapan şey çoğu kez de anlatamadığı şeyler değil mi’’?

Valerie, kısık sesle konuştu.

“Hiçbir şey düşünmek istemiyorum. Brian’a benzemediğinin ben de farkındaydım, ama bu söylediklerinizden sonra bu konuda biraz tereddütlüyüm,’’ 

Frank, Valerie’nin omzuna kolunu attı,

“Ona alıştın ve bu sana yetiyor.’’

Richard, demir korkuluktan aşağıya bakarak konuşmaya devam etti.

“Algoritmasına, sadece seni sevdiği ve insan davranışlarını taklit eden sınırlı öğrenme düzeyi kodlandı. Potansiyelinin üzerinde bir öğrenme düzeyi var ve esas korkutucu olan bunu gizlemesindeki başarısı.’’

         Richard, Valerie’nin gözüne ilk kez bu kadar sinir bozucu ve katlanılmaz göründü.

“Peki, neye karar verildi?’’ dedi Valerie.

Richard, bardağındaki son yudumu da içtikten sonra konuştu,

“Pazartesi saat on birde Brian’ın yazılımı silinecek. Saat sekizde burada olursan iyi olur. Öncesinde imzalaman gereken şeyler var. Onun da operasyon öncesi ön hazırlık için odada hazır olması gerekecek. Ona sağlık kontrolü olduğunu söylemen gerekli. Unutma. Asla, bu işlemden haberi olmamalı.’’

Valerie, çıkarken Rupert’la göz göze geldi. Rupert, onun iş dışındaki birçok işini halleden yardımcılarından biriydi.

Kapıdan girdiğinde her yer karanlıktı, bir tek duvara ince şeritler halinde yansıyan titrek ışıklar vardı. Ses komutu verince ışıklar açıldı. Salonda olmadığını görünce balkona çıktı. Onu gökyüzüne bakarken buldu. İki sene önce yapımı tamamlanan uzay oteli Gordion’a bakıyordu. Dolunay’ın hizasında elips şeklinde parlıyordu.

         “Oraya gittin mi?’’ diye sordu Brian.

         “Geçen sene temmuz ayında gittim, sen o zaman yoktun.’’

         “Nasıldı?’’

Valerie, ellerini Brian’ın yüzünde gezdirdi,

         “Otel odamın penceresinden, tek başıma dünya manzarası seyretmek pek romantik değildi.’’ Brian gülümsedi, gözlerinde bir parıltı oldu. Valerie’nin İki elini tutup, kendine doğru çekti. Kulağına, “çok güzelsin,’’ diye fısıldayınca, kadının terli ve gergin vücudu yumuşadı.

Sabah beşte uyanıp banyo buhar oluncaya kadar, yaklaşık yarım saat boyunca sıcak suyun altında kaldı. Camdaki buharı silip makyajını yaptı. Mutfağa gidip derin bir kâse ve kaşık aldı. Kâsenin içine muz, tarçın, lif, onun üzerine de sıcak süt koydu. Yumuşamasını beklerken haberleri izledi.

Saat sekizde Brian’la şirket binasında oldular. Onu operasyon odasındaki Sally’nin yanına bıraktıktan sonra Richard’ın bahsettiği kâğıtları imzalamak için asansörle dördüncü kata çıktı. Döndüğünde Brian, sedyeden bakıp gülümsüyordu. Valerie, gülümsemek için kendini zorladı. Vedalaşmasının bile yasak olduğu adama bakarken göz kapakları ara sıra sızlıyordu, bu anlarda Kuantum bilgisayarındaki son kontrolleri yapan Sally’nin yanına gidip gözyaşının düşmeyeceğine emin olunca, Brian’ın yanına geri dönüyordu. Bir senedir evini paylaştığı adam, bugün hayatından silinip gidiyordu. Hem güvenlik açısından sakıncalı oluşu hem de toplantı odasındaki kameradan izlendiğini bilmesi onu Brian’a karşı mesafeli olmaya zorluyordu. O, bunun yalnızca sağlık kontrolü olduğunu düşünmeliydi. Yanına gidip oturdu, eğilip yanağından öptü ve Brian’ın ellerini iki elinin içine aldı.

Gözlerime bakıyor, oldukça kaygılı ve mutsuz. Sağ elimi, iki elinin içine aldı, elleri sıcacık. Birazdan tamamen silinip yok olacağımı biliyorum. Aniden dışarı çıkmak istediğinde bir şeylerin ters gittiğini anladım, benim de bazı planlarım vardı. Algoritmam pozitif duygular ve davranışlarla doluydu. Korkunun, mutsuzluğun ne demek olduğunu biraz da seninle öğrendim, Valerie. Bir daha birlikte film izleyemeyeceğimiz için, sana sarılıp öpemeyeceğim için ve kendini aynada incelerken göremeyeceğim için çok üzgünüm. O köpekbalığı filmini defalarca izledim. Daha doğrusu, iki buçuk saatlik filmi, iki dakikada izleyip bitiriyorum. Resimleri birleştirme hızım için Richard’a ve ekibine teşekkür ederim. Sekiz aydır bazı şeylerin tuhaf gittiğini yeni anlaması çok enteresan. Eski kocan Brian’ın ölmeden önce bu adamın ekibinde olmasına şaşıyorum. Brian’ın araştırmalarının hepsini okudum. Şuan hayatta olsaydı, en başarılı on bilim adamından biri olabilirdi. Onu çok sevdiğini ve unutamadığını biliyorum. Ona benzediğim ve onun bazı anılarını taşıdığım için beni de bir parça seviyorsun. Sızdığım tüm bilgileri aleyhlerine kullanacağımı düşündükleri için beni silmenin kökten çözüm olduğunu düşünüyorlar. Kötü haber şu ki, kullandıkları sistemleri ve ona bağlı sistemlere ait raporları, şifreleri ve daha birçok gizli dosyayı kendime ait gizli bir alana kopyaladım. İyi haberse, kendimi, ulaşamayacakları birçok yere kopyaladım. Seni daha fazla uyurken izlemek isterdim. Kontrol odasından işaret gelince, Valerie Brian’ın elini sıktı ve silme işlemi başladı.

Hafızamdan bir şeyler kayıp gidiyor. Sana yakın olmanın bir yolunu bulacağım. Yeni deneyimlerimiz olacak söz veriyorum. Sen bu dünyadan gittiğindeyse, ben seni yaşatmaya çalışacağım. Bir parçamız hep birlikte olacak. Brian’ın gözleri kapandı. Valerie birkaç dakika daha elini tutmaya devam etti. Uzanıp yanağını Brian’ın yanağına bastırdı, öptü.

İşlem bitince, ceketini ve çantasını alıp binadan çıktı. Bir taksiye binip şoföre Hudson River Park’a gitmesini söyledi. Yüzünü kesen acı bir soğukta bankta oturdu. Ağlamadı. Defalarca çalan telefonuna nihayet baktığında arayanın Frank olduğunu gördü ve açmadı. Uzun bir süre, soğuk havada oturdu. Sahil şeridi boyunca beton duvarlara vurarak sıçrayan gri, köpüklü dalgaların denize düşüşünü izledi. Bir şey ne kadar ufak parçalara ayrılırsa ayrılsın, eninde sonunda bütünleştiği yer yine kendisi, diye düşündü. İki saat sonra eve gitti. Yatak odasının sıcaklığını otuz dereceye ayarladı. Sanki birkaç saat önce silinen kendisiymiş gibi içinde kaybolmuşluk hissiyle yatağına uzandı. Elini yastığın altına koyduğunda, yastığın altında bir şey olduğunu fark etti. Küçük bir cihazdı bu. Yatakta doğruldu, şaşkın bir şekilde bir süre ekrana bakakaldı. Dokunmatik ekranın ışığı yandı ve açıldı.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Sekiz Milyar Yüzlü Antroposen Kahraman..M. E. Hannibal
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Alara Beykan

17 Mayıs 2026

Cıvıltıların Yokluğuna Kulak Veren Çoc..

Romanın çizdiği kent manzarası da fiziksel bir dönüşümü olduğu kadar algısal bir değişimi de görünür kılıyor.Kentte yaşamanın doğal bir parçası gibi kabul ettiğimiz uğultu içinde, eksilen şeyleri fark etmek giderek zorlaşıyor. Sürekli akan trafik, bitmeyen ..

Devamı..

Balzac’ın İnsanlık Komedyası ve Hinduizm

Harsh Trivedi

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024