Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

12 Ocak 2017

Öykü

Guy de Maupassant • İntiharlar

Guy de Maupassant

Paylaş

22

0


Georges Legrand’a

Gün geçmiyor ki gazetelerde aşağıdaki türden bir yazı görmeyelim: “Çarşamba gecesi ----- Sokağı sakinleri art arda iki silah patlamasıyla uyandı. Silah sesi Bay X----’in dairesinden gelmişe benziyordu. Kapı kırılmış ve adam kan revan içinde bulunmuştu, bir elinde yaşamına son verdiği altıpatları vardı hâlâ.” Bay X----’in gelir düzeyi yüksekti ve elli yedi yaşındaydı, mutlu olmasını sağlayacak her şeye sahipti. Yaptığı eylem için bir sebep bulunamadı.” Hangi korkunç keder, hangi bilinmez ıstırap, saklı umutsuzluk, gizli yara bu görünürdeki mutlu insanı intihara sürükledi? Trajik aşk hikâyeleri ararız, düşleriz, maddi sıkıntılardan şüpheleniriz ve kesin bir şey bulamadığımızda, bu ölümlere “gizem” etiketini yapıştırırız. Bu türden vakaların birinde “sebepsiz intiharlar” diye bir mektup geçti elimize, son gece, masanın üstündeki dolu altıpatların yanında yazılmıştı. Çok ilgimizi çekti. Bu türden umutsuz eylemlerin arkasında bulmayı beklediğimiz büyük felaketleri gün yüzüne çıkarmıyordu; hayatta sinir bozucu küçük şeylerin yavaşça birikmesini, hayalleri yıkılan yalnız bir varoluşun parçalanışını gösteriyordu bize; yalnızca gergin ve asabi insanların anlayabileceği bu trajik sonların sebebini veriyordu. İşte mektup: “Geceyarısı. Bu mektubu bitirdiğimde kendimi öldüreceğim. Neden mi? Nedenlerini anlatmaya çalışacağım, ama bu satırları okuyacaklar için değil, kendim için, eriyen cesaretimi canlandırmak, en iyi ihtimalle yalnızca ertelenebilecek bu ölümcül zorunluluğu kanıtlamak için. İnançları sağlam sıradan bir ana baba tarafından yetiştirildim. Ben de onlar gibi inançlıydım. Rüyam uzun bir zaman sürdü. Son perde de henüz gözlerimin önünden çekildi maupassant1 Son birkaç yıldır tuhaf bir değişim gerçekleşiyor içimde. Önceleri bana güzel bir günbatımının parıltısı gibi gelen hayattaki bütün olaylar artık kayboluyor. Şeylerin gerçek anlamı tüm acımasızlığıyla kendini göstermeye başladı; aşkın gerçek sebebi, şu şiirsel duygu karşısında bile içimde bir tiksinti yaratır oldu: ‘Sürekli yinelenen aptallıkların ve sevimli yanılsamaların ebedi oyuncaklarıyız.’ Yaşlandıkça yaşamın korkunç gizemiyle, tüm çabaların boşunalığıyla kısmen uzlaşmaya başladım, ama bu akşam, yemekten sonra, her şeyin boş oluşu başka bir bağlamda kendini gösterdi. Önceleri mutluydum! Her şey hoşuma giderdi: yoldan geçen kadınlar, sokakların görüntüsü, yaşadığım yer, hatta giydiğim şeylerin kesimine bile dikkat ederdim. Ama aynı görüntülerin tekrarı yüreğimi yorgunluk ve tiksintiyle doldurdu, tıpkı her gece aynı tiyatroya giden birinin hisleri gibi. Son otuz yıldır aynı saatte kalkıyorum ve otuz yıldır aynı restoranda aynı saatlerde farklı garsonlar tarafından getirilen aynı yemekleri yiyorum. Seyahat etmeyi denedim. Yabancı yerlerde hissedilen yalnızlık beni çok korkuttu. Kendimi dünyada o kadar yalnız, o kadar küçük hissettim ki eve dönüş için hemen yola koyuldum. Otuz yıldır aynı yerde duran mobilyalarımın değişmez ifadesi, dairemin kokusu (zamanla her evin kendine has bir kokusu olur), her gece, bu ve başka şeyler midemi bulandırdı ve yaşamdan bıktırdı. Her şey durmaksızın kendini tekrar ediyor. Anahtarı kilide geçirmem, kibritlerimi bulduğum yer; odaya girdiğimde gözüme ilişen ilk nesne bende camdan atlama ve kaçamadığım bu tekdüze olaylara son verme isteği uyandırıyor. Her gün tıraş olurken boğazımı kesmek için aşırı bir arzu duyuyorum ve aynada gördüğüm suratım, hep aynı, yanaklarımda sabun köpükleri, üzüntüden çoğu zaman beni zayıf düşürüyor. Zamanında zevkle görüştüğüm insanlarla birlikte olmaktan bile nefret ediyorum artık; çok iyi tanıyorum onları, ne diyeceklerini çok iyi biliyorum ve ne yanıt vereceğimi de. Herkesin beyni bir sirke benzer, aynı atlar ebediyen dönüp durur. Hep aynı fikirler, aynı sevinçler, aynı zevkler, aynı alışkanlıklar, aynı inançlar, aynı iğrenme hissi etrafında dönüp durmak zorundayız. Bu akşam fena sis var. Bütün bulvarı içine aldı, sokak lambaları donuklaştı ve üstünde duman tüten mumlara benzediler. Her zamankinden daha ağır bir yük çöktü üstüme. Galiba sindirim sorunum var. İyi sindirim hayattaki en önemli şeydir. Sanatçılara ilham, gençlere âşık olma arzusu, herkese yaşama sevinci verir ve insanın iştahla yemesini sağlar (en büyük zevklerden biridir bu). Rahatsız bir mide kuşkuculuk, inançsızlık, kâbus ve ölüm arzusu uyandırır. Sık sık buna tanık olmuşumdur. Sindirimim bu akşam iyi olsaydı, belki de kendimi öldürmezdim. Otuz yıldır her gün oturduğum koltuğa çöktüğümde, etrafıma baktım ve öyle bir sıkıntıya kapıldım ki delirmiş olmalıyım diye düşündüm. Kendimden kaçabilmek için ne yapabilirim diye düşündüm. Her uğraş eylemsizlikten daha fena yaptı beni. Sonra yazdıklarımı düzene sokmayı düşündüm. Uzun zamandır çekmecelerimi temizlemeyi düşünüyordum; son otuz yıldır, mektuplarımı ve faturalarımı karman çorman aynı çekmeceye atıyordum ve bu karmaşa ciddi sorunlara yol açmıştı. Ama sırf bir şeyleri düzene sokma fikri bile bana öyle bir manevi ve fiziksel tembellik hissi veriyordu ki hiçbir zaman bu can sıkıcı işe girişme cesareti gösteremedim. Önceden yazdıklarımı ayıklamak ve birçoğunu yok etmek için çekmecemi açtım. Sararmış kâğıtların çeşitliliği beni serseme çevirdi, sonra birini elime aldım. Ah! Yaşamayı seviyorsanız, asla eski mektupları gömülü oldukları yerden uyandırmayın! Hani olur da yazılanları kaldıramazsanız, gözlerinizi kapayın, hiçbir şey okumamış gibi yapın, böylelikle sizi aniden anılar denizine fırlatabilecek unutulmuş bir el yazısını tanımamış olursunuz; bu kâğıtları ateşe atın ve kül olduklarında toz haline getirin, aksi takdirde kaybolursunuz – tıpkı benim bir saat boyunca kaybolduğum gibi. Okuduğum ilk mektuplar pek de ilgimi çekmedi. Yakın bir zamana aitlerdi ve hâlâ sık sık görüştüğüm, şu anda hayatta olan, varlığı bende bir his uyandırmayan bir adamdandı. Aniden bir zarf içimi titretti. Üstünde büyük dolgun harflerle adım yazıyordu; aniden gözlerimden yaş geldi. Mektup en sevdiğim arkadaşımdan, gençlik yoldaşımdan, umutlarımın sırdaşındandı; tatlı gülümsemesiyle elleri iki yana açık gözümün önüne öyle canlı geldi ki, sırtımdan aşağı soğuk bir titreme indi. Evet evet, ölü geri dönmüştü, gördüm onu! Hafızamız evrenden bile daha mükemmel bir dünyadır: yaşamı son bulmuşlara yeniden hayat verir. Titrek eller ve donuk gözlerle bana söylediği her şeyi tekrar okudum ve kan ağlayan yüreğimde öylesine şiddetli bir yara hissettim ki kemikleri kırılmış bir adam gibi inlemeye başladım. Bütün hayatım boyunca bir yolculuğa çıktım, tıpkı bir nehir boyunca yolculuğa çıkar gibi. Uzun zaman önce unuttuğum, adlarını bile artık bilmediğim insanlarla karşılaştım. Yalnızca yüzleri kalmış içimde. Annemin mektuplarında eski hizmetçileri gördüm, evimizin şeklini ve akılda kalan küçük önemsiz ayrıntıları. Evet, birden annemin eski sabahlığını gördüm, benimsediği farklı giyim tarzlarını ve çeşitli saç modellerini. Özellikle de eski bir dantelle süslenmiş ipek bir elbise içindeki hali sarstı beni; bu elbise üstündeyken söylediği bir şeyi hatırladım. ‘Robert, yavrum, dik durmazsan hayatın boyunca kambur olursun.’ Başka bir çekmeceyi açtığımda dokunaklı anıların karşısında buldum kendimi: bir dans ayakkabısı, yırtık bir mendil, hatta bir jartiyer, saç bukleleri ve kuru çiçekler. Hayatımdaki tatlı aşk hikâyelerinin şimdi saçları ağarmış kahramanları beni derin bir melankolinin içine attı. Ah, sarı buklelerin döküldüğü genç alınlar, okşayan eller, konuşan bakışlar, çarpan kalpler, dudakları vaat eden gülümsemeler, o dudaklar ki kucaklama vaat eder! Ve o ilk öpücük, insana gözlerini kapattıran, bütün düşünceleri arkada bırakan, yaklaşan sahip olma hissinin ölçülemez sevincini veren sonsuz öpücük! O eski sevginin vaatlerini iki elimle kavrayarak coşkuyla okşadım, teslimiyet ânı geldiğinde anıların parçaladığı ruhumda her birini bir daha gördüm ve masallarda cehenneme dair anlatılan bütün işkencelerden daha da zalimce bir işkence çektim. Son bir mektup kaldı. Elli yıl önce yazı öğretmenimin yazdırdığı bir mektup:

Sevgili anneciğim,

Bugün yedi yaşındayım. Artık, aklım eriyor bazı şeylere. Bu vesileyle, beni bu dünyaya getirdiğin için teşekkür ederim.

Seni seven küçük oğlun,

Robert

Her şey bitti. Başa döndüm ve bir anda hayatımdan geri kalanları gözden geçirdim. İğrenç ve yapayalnız bir yaşlılık ile yaklaşan hastalıklar, her şey bitti ve gitti. Artık, kimse yok yanımda! Altıpatlarım burada, masanın üstünde. Dolduruyorum. .... Eski mektuplarınızı asla tekrar okumayın!” İşte birçok insan kendini böyle öldürüyor; biz de gereksiz yere, yaşamlarında büyük acılar bulmaya çalışıyoruz.

İngilizceden çeviren Oğuz Tecimen

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

İstanbullu Sanatseverler Fişekhane’de ..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Çağnam Erkmen

12 Temmuz 2025

Polisiye Roman Yazmak Halat Örmeye Ben..

“Klasik roman dilinin diyalog mirası, polisiye romana devredilmiş gibi görünüyor.Elçin Poyrazlar diyalog yazma üstadı. Romandaki karakterlerinin her birinin kendine özgü dili, küfrü, cümle kuruş tarzlarındaki ayrım profesyonelce”Halat nasıl yapılır?Uzunluğu..

Devamı..

Yaz Mevsimi Kalın Bir Kitap Okumak İçi..

James Folta

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024