Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

8 Mayıs 2024

Öykü

Hakiki Hikâyem

Aydın Öztürk

Paylaş

1

0


Tanıdık odada göz gezdiriyorum. Pencereden dünya görünüyor. Arka odaların birinden babamın tanıdık sesini işitiyorum. O her şeyin normal olduğunu tonlayan sesini. Normal zamanlarda olduğumuza inandırmaya çalışan sesini. Babalar öyledir, normalleşme efekti verir sesleri. Beni normal bir hikâyede olduğuma inandırmaya çalışan bu sese tüm aksiliğimle direniyordum. Güven hissetmek için kendimi zorlasam da olmuyordu zaten. Hayır, tehlike dolu yabancı bir yerdeydim, normal zamanlarda değil. Babamın normallik aşılamaya çalışan sesine bu yüzden müthiş bir öfke beliriyordu içimde. Öfke ve endişe iç içe geçip literatürde olmayan yeni duygular üretiyordu içimde. Tıpkı yumurta ile domatesin, yağda birlikte kızarma sonrası yeni bir lezzet üretmesi gibi. Artık duyduğum, ne tam bir endişe ne de tam bir öfkeydi. İkisini de kapsayan başka bir duyguydu bu.

Bunlar geçerken aklımdan, kolumda yabancı olmayan bir dokunuşla irkildim. Yabancı olmamasına rağmen irkilmiştim. O, tanıdık sesiyle ‘ne yapıyorsun burada’ deyip koluma sarıldı. Boynuma ya da bedenime değil de koluma.

En az yabancılık hissettiğim bu insan, uzun sürerdir hayatımdaydı ve annemle babam, benim hakkımdaki güncel bilgileri ondan alıyordu o zamandan beri. Bu kısa gezintiyi de o organize etmiş, annemlerle zaman geçirmenin iyi geleceğine beni inandırmıştı (asla inanmamıştım, ama bazen başka seçeneğiniz kalmaz).

Koluma sarılmış kadının duyacağı bir sesle ‘biliyor musun, duyguları karıştırıp yeni duygular yaratabiliriz’ dedim. Gülümsediğini verdiği nefesten anladım. ‘Tıpkı yumurtayla domatesi aynı anda kızartınca yeni bir tat üretmemiz gibi’ diye de ekledim.

“Karışımlarla yeni duygular yaratmanın ustasıyımdır, bilirsin” diye devam ettim. Tuhaf bir hal almaya başlamıştım.

– Bilmem mi, dedi yumuşak bir sesle. Sonra devam etti “Nasıl bu kadar yabancılaştın hayata?”. Kim bilir, kaçıncı kez soruyor bunu.

– Deniyor ki, ben doğunca bir masal perisi beni kucağına almış ve o kucaktan başka her yer bana yabancı gelmeye başlamış, öyle başlamış her şey, ninem öyle anlatır, galiba hikayenin aslı bu.

– Abartmayalım lütfen!

– Size de hiçbir şey yutturulamıyor Ömür Hanım!

Onu gülümsetebiliyordum.

– Gök kubbenin altında yaşananlara yabancı sayılmam, gerçek ile kurguyu ayırt edebilirim.

– Pekâlâ, diyorum, sana, kurgu olmayan bir şey anlatacağım, yabaniliğimin kaynağıyla ilgili. Aklımda kaldığı kadarıyla şöyle olmuştu. Bir gece, normalde karanlıktan korkmama rağmen, köyün güneyindeki çeşmeleri (üç tane) görme isteğiyle uyandım ve dışarı çıktım. Gece maviydi. O kadar güzel bir mavi vardı ki, sanırım bu mavilik bana cesaret verdi, karanlık olsa gidemezdim. Gittim, gittim ve köyün az önündeki çeşmenin başından yayılan kadın sesleri işitmeye başladım. Bu (kadın sesleri) beni korkularımdan kurtardı. Nedense o sesler bana bir tür güven veriyor, evet kulağa pek tekin gelmese de, öyle. Varınca kadınlara, ‘çocukları çağırabilir misiniz, beraber gezmeye gidelim, gece çok güzel’ dedim ve kadınlardan biri ‘onların hiçbiri evde değil ki zaten, bu mavi gecede evde mi kalınır’ dedi, merakla sordum ‘nerede peki’, ‘Yukarı çeşmede,’ dedi bu kadın. Bu mavi karanlıkta bile gözlerini görüyordum. Evet o günlerde ayın dünyaya ya çok yaklaştığı ya da başka bir şeyden dolayı çok büyümüş olduğu aklıma geliyor şimdi, gecenin mavisi bundan imiş. Ayın böyle güzellikler yapması nadirmiş. Neyse, bu kadınlar da gitmek istediğim yere gideceklermiş, o mavi geceyi evde geçirmek istememişler, zaten her kes oradaymış, yukarı çeşmede.

Kadınlarla yukarı çesmeye doğru yürüdük, gece gittikçe mavilikten karanlığa geçti ve köy ışıkları görünmez oldu, ağlamaya başladım (korkmaya başlamıştım). Ağlamamla beraber, çeşme başında gözlerini gördüğüm kadın beni kucağına aldı (evet, perili masala çok benziyor ama bunun finali farklı). Beni kucaklarında gezdirip şirinlikler yaptılar, ben biraz duruldum. O gece gittik, gittik ve hiç varamadık yukarı çeşmeye.

– E ne oldu sonra?

– Sonrası yok. Rüya bu kadar.

– Bana rüyanı mı anlattın yani, ben de tam inanmaya başlamıştım anlattığın şeye.

– Anlattığım hikâye gerçek ama.

– Rüya dedin ama.

– Rüya gerçeğin karşıt kutbu değildir.

– Pekâlâ keselim bu saçmalığı. Seninle baş edilmez.

Karşımdaki, iyi niyetinden şüphe etmediğim biriydi ve beni anlamaya çalışıyordu. Az önce uydurduklarımla onun canını sıkmıştım. Gerçeği anlatmaya karar verdim nedense.

– Şimdi sana, içinde hiç kurgu olmayan bir şey anlatacağım, hakiki hikâyemin başlangıcını.

Umutsuzluk ve şefkat karışımı bakışlarına maruz kaldım bir süre. Ve o sahici iyi niyetiyle ‘anlat bakalım’ dedi.

– Annemin babası, bir bağ bozumu, tarlasını beklerken, bir ihbarla üzerine salınan askerlerden kaçmış, yapacağı tek doğru şey buymuş, yirmi yaşındaki askerlere silah doğrultmak istememiş, kaçmakta bulmuş çareyi. Ve kurşunlardan biri sırtına saplanmış. Henüz iki aylıkmışım. Annem haberi alır almaz beni bırakıp gitmiş, günlerce gelmemiş, günlerce, çok ağlayıp beni susturamadıklarında komşu kadın emzirmek için beni götürürmüş yas evine. İşte hikâye bu kadar. Hiçbir kurgunun sızmadığı hakiki hikâyem.

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

2017’yi İple Çekmenize Neden Olacak 16..Denis Gürcü
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Ahmet Öğünç

20 Haziran 2025

Baht Dede

Kendimi tanıtayım. Bendeniz, bir kız bir oğlan babasının çocuğu. Her doğurduğu bebeği ölen bir ananın tılsımlı evladı. Doğanlar iki üç ay sonra ölünce, anam Deli Ahmet Taşı'na bağlanmış. Kural gereği doğan bebek kız ise adı Raziye, erkekse Ahmet konacaktır. Öyle olmuş, ablam Raziye, ben Del..

Devamı..

“Bilenler Bilmeyenlere Şöyle Anlatacak..

Işıl Kızılırmak

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024