6-7 Eylül 1955'e gelindiğinde karanlık güçler kurdukları yeni bir planı başarıyla uyguladılar.
6-7 Eylül 1955'te İstanbul'da yaşanılan katliam her yıl dönümünde sadece İstanbul'da Beyoğlu'nda yaşanılmış gibi anlatılır, halbuki olaylar İstanbulla sınırlı kalmamıştı. Birçok şehre yayılmıştı. Bütün Büyük şehirlerde olduğu gibi Mardin'de de halk galeyana gelmişti. Çünkü provokasyon çok iyi planlanmıştı. Ülkenin büyük şehirlerinde halkın sokağa dökülmesi, gayrimüslimlerin mallarına canlarına zarar verilmesinin ardında basit bir vahşet değil çok iyi planlanmış bir organizasyon vardı.
Tehcirin temel nedeni Ulus devlet kurmak, milli burjuvazi, milli sermaye yaratmaktı. Bu o günün politik düşüncesine göre Türkleştirme politikası ile gerçekleştirilebilirdi.
Milli bir burjuva yaratmak, milli bir sermaye oluşturmak en kolay yoldan gayrimüslimlerin mülküne işlerine el koyarak gerçekleştirilebilirdi. Çıkarılacak yasalar dahilinde uygulama yapılabilirdi ve yapıldı da.
Bu planlı politika 1915 tehciriyle başladı, 1942'deki Varlık vergisi uygulamasının devam niteliğindeydi. 6-7 Eylül 1955 olayları atılan üçüncü adımdı. Yine hedef gayrimüslimlerdi.
Olaylar tarihe geçerken ölü sayısı ve tecavüz rakamlarında kurnazca bir gizleme olsa da araştırmalar sonucunda rakamların hiç de küçümsenecek boyutta olmadığı ortada.
Resmi kaynaklara göre, 6-7 Eylül Olayları bağlamında 4.214 ev, 1000 işyeri, 73 kilise ve 26 okul tahrip edildi. İnsan hakları örgütü Helsinki Watch’a göre olaylarda 15 kişi hayatını kaybetti. Yüzlerce gasp ve tecavüz olayı yaşandı.
Önce Hanna'nın anılarından 1942 Varlık vergisi günlerine dönelim. Hanna o günleri anlatırken Varlık vergisi hayatımızda sanki bir depreme yol açmıştı diyor.
Şöyle devam ediyor: "II Dünya savaşı dönemleriydi, memleket savaşa girmemesine rağmen savaş tedbirleri olarak askeri güce önem veriliyordu. Çıkacak savaşa tedbir olarak Varlık vergi yasasının çıkarıldığı söyleniyor ve büyük bir hezeyana sebebiyet veriliyordu. Gayrimüslimler için vergi ödemesi imkansız boyuttaydı, vergi ödemeyenlerin malları hacz edilerek icra yoluyla satılıyordu. Mülkler o tarihlerde çok fazla el değiştirdi. Borcunu ödeyemeyenlerin bedenen çalışarak borçlarını ödemesi yoluna gidildi. Gayrimüslimler taş kırma ve yol yapım çalışmalarına katılmak üzere Akçakale'ye ve Aşkale taraflarına kamplara yollandılar,aynı zamanda koyun eşek inek ve keçi başına vergiler alınıyordu, tavuk köpek gibi hayvan sahiplerinden vergi alınmazdı. Fazla vergi ödememek için gayrimüslimler Mardin ve civar bölgelerinde hayvanlarını mağaralarda sakladılar. Dedem çok sevilen biriydi Mardin'de ona vergi yazmamışlardı. Dedemin kardeşine yazılan on bin lira daha sonra 3.000 liraya dönüştü biz istisna olduk ama birçok aile fazla zarar gördü."
6-7 Eylül 1955'e gelindiğinde karanlık güçler kurdukları yeni bir planı başarıyla uyguladılar. İstanbul Express gazetesinin "Atamızın evi bomalandı" manşeti ile yaptığı yalan haber ülkeyi galeyana getirdi. Hedefte yine Rum, Ermeni , Süryani ve Yahudiler vardı.
İstanbul' da olanlar defalarca yazıları haberleri konu olmuştur. Mardin'de farklı bir tepki vardı. Mardin sokaklarında bir eşek maketi dolaştırılıyor ve peşine takılanlar şöyle bağırıyordu "Ya Kıbrıs'ın yarısı ya Bedros'un karısı. Dolaştırılan eşek maketi Makaryos ile özdeşleştirilmişti ve görenler kahkahalarla gülüyorlardı. Eşeğin boynundaki Hac ve çıngırak gelen geçen tarafından çalınıyor inançlarla alay ediliyordu. Olaydan etkilenen Ermeni Patriği Bedros Mallus çocuklarına alarak Suriye'ye kaçtı.
O olaylardan sonra Mardin'e terk eden çok gayrimüslim olmuştur.
Peş peşe gerçekleşen göçlerle terkedişlerle Mardin'de birçok zanaat, meslek el değiştirmiş ya da yok olup gitmiştir. O günlerden geriye gizli bir utanç kalmıştır.






