Sabah alacası günün ilk ışınlarına bırakıyor yerini.
Uzun Çarşı çınarının dallarından asırlar akıyor aşağı kuru yapraklarla bütünleşerek etrafa savruluyor.
Parke taşı döşeli meydanda yemlenen kumrular, pusuda bekleyen kedilerden habersiz...
Yolun karşı tarafındaki tabelayı okumaya çalışıyorsun.
AK Ü...NLÜ
AK U...N
AK M...M...ÜLL...ERİ
AK
A: Kalın ünlü.
K: Sert ünsüz.
Birkaç adım sonra okuyabiliyorsun:
AK ÜNLÜ UN MAMÜLLERİ
Tabelayı çevreleyen neon lambalar, her zamankinden farklı olarak birkaç tanesi yanıyor yalnızca.
Askı, camekânın önünde S şeklindeki küçük küçük çengelleriyle, günlerdir poşette ekmeklerden yoksun sessizce duruyor öyle...
Buğulu camların arkasından beyaz kıyafetli biri usulca yaklaşıyor yanına.
İkiniz de bakışlarınızı askıya yöneltiyorsunuz.
Gözlük camlarının buğusu yoğunlaşıyor birden.
Çengeller bir bükülüyor, bir düzeliyor, şekilden şekle dönüşüyor uçlarına yeni çengeller asılıyor...
Kolların sırtının arkasında birleştirilerek bağlanıyor büyükçe S şeklindeki çengele asılıyorsun.
Avuç içlerine ve ayak tabanlarına iğneler saplanıyor sanki.
Yanındaki beyaz kıyafetli adam kapıyı açıp hızla giriyor içeri.
Taze ekmek kokusu iyice doluyor içine.
Zar zor ayakta durabiliyorsun.
Mat parke taşları parlıyor birden.
Bastonun uçlarını parke taşlarına dokundurarak ağır aksak yürüyorsun.
Atacağın adımların sayısı, zaman ve mesafe bastonun uçlarında saklı...






