Narin incecik bir kız Gülfidan. Bir sabah evin rutubetli kokusuna meydan okuyan pırıl pırıl bir güneşle uyandı. İlk iş, sağ ayağıyla yere basmak oldu. Gitti duvarda asılı duran aynaya baktı, yüzüne sımsıcak uzandı eli, sonra saçını taradı. Sıcaklık bir gülümseme olup Gülfidan’ın yüzüne aktı. Annesine seslendi;
“Bu gün elbise mi giysem, etek mi?”
Annesinden cevap gelmedi. Ama alınmadı. Gidip sarıldı, gözünün içine baktı, “böyle yapma, göreceksin ben gideyim, bir yıla kalmaz seni de alırım yanıma.” Dedi. Annesi sessizliğini bozdu;
“Hadi, zevzeklenme git bak Hafız Aga açmıştır dükkânı, fırıncı çırağı da yoldadır. Zeytin ekmek al gel.” Dedi, kırık, hasta sesiyle. Huysuz kocası çok döverdi vaktiyle. Bir gün kahvede çıkan kavgada bıçaklanarak öldürüldü.
Her sabah bir şarkı tutardı radyodan, şarkı neşeliyse yüzü gülerdi Gülfidan’ın. Tüm gün gülümsemeyle görürdü her işini. Değilse önce hüzünlenir, sonra sokaktaki kedilere, sahipsiz köpeklere, dallarında kuşların oynaştığı salkım ağaçlarına bırakırdı hüznünü; yine gülerdi yüzü. Mutlu olmak zor değildi...
Ha bugün yarın oldu olacak, neden olmasın...
Neden olmasın...
“Şarkı da tam bana göre değil mi anneciğim?” diyerek, fırladı. Kanat gibi indi çıktı çiçekli eteği, sofradan kalktı, “Ah, bu gün bir geçse, bir yarın olsa be annem. Bak, koy elini kalbime. Seninkinden hızlı değil mi?
“Annenin kalbi de kendi gibi yaralı,” öyle demişti Şu iğneci Osman abi, nereden bulur bu lafları? Süslü süslü, sen bir melek olmalısın, sana kanat takmalı...” derdi.
Gülffidan, durağa geçmeden doğruca cami avlusundan içeri geçip, dua mı etmeli, işi rast gitsin diye... Elinde köşeleri kıvrılmış aylık bir dergi, otobüs durağında bekledi.
Duraktaki kalabalığın içinde: Gözleri hep saatinde olan kravatlı adamlar, itişip kakışan öğrenciler, bitkin ve çürümüş gözleri iki mor halka ile sınırlanmış gündelikçi kadınlar. Hepsi yorgundu. Mini etekli lüle lüle saçlı, gülüşüp şakalaşan liseli kızların halleri... Hepsinin yolu ayrıdır diye düşündü Gülfidan. Kiminin uzun, kiminin kısa. Duraktaki kadınların sohbetine kulak kesildi sonra. (Geçim derdi, çoluk çocuk, temizlik malzemeleri üzerineydi.) O, bu sohbetlere girmedi, elindeki derginin sayfalarını karıştırdı.
Günlerdir doğru dürüst uyku girmemişti gözüne. Ya uyuya kalır da durağı kaçırırsa? Kuruma bir ulaşsa, eline evrağı alsa. Oh be dese. Sevinçle yürüse... Gülümsedi, oradaki bir memur geldi aklına, o güzel gözleriyle Gülfidan’a bakıp, “bu kadar sabır meleklerde olur,” demesini hatırladı. E o da haklı, günlerdir gidip geliyordu, verdiği belgeler tamamdı, onay bekliyordu.
Otobüse bindi, ortada bir koltuğa yerleşti, ineceği yer son duraktı. Etrafına bakındı, insanları düşündü. Hayatlarını merak etti.
Almanya’ya gideceğini düşününce içi sevinçle doldu Gülfidan’nın elindeki dergiye yöneldi. Bilemezdi oraya gidince ilk işi bir sigorta şirketinde temizlik yapmak olacağını.
Son durağa gelince indi yürüdü. Müjdeli haberi alınca ölür müyüm? Sevinçten ölmeyeyim. İş bulup yerleşince annemi de yanıma aldırayım planları kafasının içinde döndü durdu.
İş Bulma Kurumu’na gelince, göz göze geldi, başvuru yapanların hikâyesini bilen güler yüzlü memurla. Gülfidan’ın dudakları kımıl kımıl, çoktan dua etmeye başladı. Heyecanlı adımlarla yaklaştı. Okuduğu bir kitabın yazarı Anton Çehov, geldi aklına. Bu küçük hatırlayış ürpertti içini.
“Upuzun bir uyku... Allahım sen koru!”
Memur, “Sen koridorda bekle Gülfidan,” deyince üzüldü.
“Yoksa... belgeleri mi kaybettiniz, beni neden bekleteceksiniz?” dedi, hayal kırıklığı yüklü sesiyle.
Memur’un sesi sevecendi, “Eh be Gülfidan, sürpriz yapacaktık sana anlasana,” deyince de yüzü aydınlandı. Gide gele dost olmuşlardı. Kurum çalışanları, evrakı kurdeleye sarıp, tepsi içinde sunacaktı. Kimsede çıt yoktu, bütün gözler evrakı verecek memura yöneldi. Birden havaya zıpladı Gülfidan. Koşup, kafasını memurun göğsüne gömdü. Sevinçten elleri terledi. İşlemleri tamamdı.
Almanya yolu göründü.
On gün sonra onu Almanya’da karşılayan akrabasının yanına yerleşti. Farklı farklı işlerde temizlikçi olarak çalıştı. İki göz bir ev tuttu, annesini de yanına aldırdı. Temizlik için her gittiği yerde bir düzensizlik kalmasın diye hep fazladan çalıştı. En zoruna giden de, temizliğe gittiği yerin, girerken ve çıkarken fotoğrafı çekiliyor, her seferinde aradaki farkı ıspatlaması gerekirdi. Bu böyle süremezdi...
Sonunda bir kaç temizlik işçisi arkadaşıyla bir araya gelip örgütlendi. Ona bu gücü veren, dergi sayfalarındaki sözlerle, yollarını aydınlatan Sevgi Soysal’dı.
01.10.2022/ Tekirdağ






