Vuslat Çamkerten: Yeni şiirleriniz, Kuşların Göğü Önünde adıyla, yaygın dağıtımın dışında, kendi özel işlerini üreten The Poet House ile ortaya çıktı. Günümüzde yazdıklarını her yerde, her kitapçıda görmek isteyen şaire, yazara göre yayımlanmak için farklı bir yol, nedir size bu tercihi yaptıran?
Haydar Ergülen: The Poet House’un, yani şair ve çizer İsmail Sertaç Yılmaz’ın işlerini gördüm, çoğu şiir, bazıları seninkiler de olmak üzere anlatı. Şiir atölyelerime katılan kimi arkadaşlar da Sertaç’ın tasarımlarıyla şiir kitaplarına kavuştular. Hepsi de çok hoş, albenili, farklı işlerdi. Gönülçelen de demek gerek. 15 şiir kitabım var, 30 kadar da düzyazı kitabım. Ben de böyle çizgili bir kitabım olsun istedim, Sertaç gibi hem şair hem de çizer iyi birini nerde bulacaksın? Rica ettim, sağolsun ilgilendi, başladık, ben yazıp dergilerde yayımladıkça yolladım şiirlerimi. Adı baştan belliydi,16 şiirlik bir toplam oldu, içime sindi. Tasarım kitap şiire de yakışır. 1950-60’lı yılllardan kitaplar vardır, Dost Yayınları, Yeditepe Yayınları, Can Yücel, İlhan Berk, Metin Eloğlu’nun, çizgili, desenli şiir kitapları. Sertaç bir anlamda geleneğe yeniden can verdi, iyi de etti. Benim kitabı gören başka şairlerin de heves edeceğini düşünüyorum. Dediğim gibi özel bir kitap. Şiir kitaplarımı Kırmızı Kedi’den yayımlamayı sürdürüyorum.
VÇ: Şair ve çizer İsmail Sertaç Yılmaz şiirleri resimleyerek görünür kılmaya çalışıyor. Siz şiirlerinizi resimlenmiş olarak gördüğünüzde onları yazarken gördüklerinize benzetebildiniz mi?
HE: Sertaç’la tasarım ve çizgiler hakkında hiçbir şey konuşmadık, yani ben şöyle bir şey istiyorum diye bir talebim olmadı. Tümüyle özgür çalıştı. Doğrusu başka türlü de olmazdı, ben bunu istesem Sertaç kabul etmezdi, ayrıca böyle bir istek, okura, şiiri benim yazdığım gibi oku, başka bir anlam çıkarmaya kalkışma sakın deyip parmak sallamaktan farksız olurdu. Reklam yazarı ve yaratıcı yönetmen olarak 25 yıl çalıştım, elbette tasarımla ilgili, reklamcılıktan gelen ve kalan görüşlerim, düşüncelerim var, ama bunları saklamayı tercih ederim, ediyorum. Yani tasarımcının işine karışmak istemiyorum. Kitaplarım Kırmızı Kedi’nin yanı sıra birkaç yayınevinden daha çıkıyor. Bir kitabın kapak tasarımına çok nadiren müdahale ediyorum. Özgürce çalışılan işlerde herkesin daha özverili olacağına, empati duygusunun daha yoğun işleyeceğine ve kitabın ruhuna beklenmedik, çoğu kez taze bir hava katılacağına inanıyorum. 16 şiirin tümünü yolladıktan sonra Sertaç bana bir kapak ve içinden de birkaç sayfa iletti, sonra da kitap hazırlanınca gördüm tüm sayfaları.
Şiirlerime benziyorlar mı? Hiç öyle bakmadım, dur bakayım, kitaptaki kimi çizimlere benzemek isterdim doğrusu! Çok güzel olmuşlar çünkü! Sertaç’ın eline sağlık, duygusuna, düşüncesine de.

VÇ: Şiiri nerelerde avlarsınız, size şiiri veren şeyler nelerdir?
HE: Harika bir soru, sanki bunun çıkacağını bilmiş gibi hazırladım yanıtı: Cemal Süreya’nın dizesidir: “Ben asker değil nişanlıyım”, aslında şair burada, er değil, rütbeli olduğunu söyler ama ben de pek çok başka okur gibi, bunu ‘nişanlılık’ olarak okudum ve öyle sevdim. Galiba Cemal Süreya da açıklamıştı nişanlıyı bir askeri terim olarak yazdığını. Ama bende bir şey değişmedi, yine bildiğimi okudum. O dizeden mülhem şöyle demek isterim: Ben avlayıcı değil, toplayıcıyım. Uzun süredir, şairin şiiri toplayan kişi olduğunu düşünüyorum. Hayattan, dünyadan, doğadan, varlıktan yokluktan, eskiden yeniden, gelecekten, rüyalardan, anılardan, kitaplardan, başka şiirlerden…
VÇ: Şiirde varsayım, çağrışım, hatta taklit, yerine geçme ve kişilik çözümlemesi romanlara, öykülere göre daha değişik işliyor. Okurken belki ne olup bittiğini anlamadan yediğimiz bir mermiye benzetebiliriz bunu, yere serildiğimizde fark ettiğimiz. Peki şiiri kurarken nasıl işliyor bu çağrışımlar, bir başkasına, bir başka şeye dönüşmeler?
HE: Şiir, bir annelik sanatıdır diye düşündüm… Şiiri annemin yerine yazıyorum dedim…
“Kabareden Emekli Bir Kızkardeş” olan Lina Salamandre adlı bir şairle tanıştım ve onu Türkçeyle tanıştırdım… Şirazlı Hafız’ın sevgisiyle tuttum yeniyetme bir ‘Hafız’ oldum… Şimdilerde, yaşım geçeli çooooooook oldu ama, yeni bir başkası daha doğurabilir miyim diye bir kıpırdanma seziyorum halimde!

VÇ: Son olarak sizi ateşleyen, şiirinizi kırıp açan duyguyu sorsam size?
HE: Buna yanıt vermektense, oturup bir şiir yazarım daha iyi! Pek zor olmuş bu soru. Şiir benim için bir düşünceye dönüştü, düşünme biçimi haline geldi. Sanırım bu nedenle şiir yazmayı sürdürüyorum. Güneş duası yapan birini görmüştüm 6-7 yıl önce İspanya’da. O an benim için de bir ışıma, aydınlanma anı oldu sanki. Güneşim şiir oldu. Eh ateş dememiş miydin, bak içinde ateş olan bir şey buldum ben de, güneş, o benim şiirle yakınlığımı hep sıcak tutuyor! Onun her sabah doğması gibi, şiir de her sabah yeniden doğuyor! Böyle hissedip, böyle düşünüyorum.





.jpg)



