Sanat, kültür, edebiyat, bilim ve düşünce yaşamını desteklemek, kâğıdından matbaasına, vergisinden dağıtımına dek düzenlemeler yapmak gerekiyor.
Günnur Aksakal: Şu Benim Mavi Babam kitabının yer aldığı Köprü Kitaplar dizisinin editörlüğünü Semih Gümüş üstleniyor. Sunuş yazısında sizinle kurduğu ilişkiyi de anlatıyor. Aynı yaşlarda, edebiyat tutkusu içinde geçen yıllar… Sizin için Semih Gümüş ile böyle bir projede yer almak nasıldı?
Haydar Ergülen: Harika bir durum. Semih Gümüş’le aynı yaştayız, 40 yılı aşkın süredir arkadaşız, üstelik Ankara arkadaşlığı, ki benim için kadimdir, çok değerlidir. Semih, 12 Eylül 1980 darbe sonrası dönemde de yapılabilecek en anlamlı ve en zor işlerden birini yaptı bir grup şair ve yazar arkadaşımızla. Sanıyorum sekiz yıl, Semih Gümüş titizliğinin sonucu olarak zamanında çıkan ve darbenin baskılarına da direnen, aylık Yarın adlı sanat kültür edebiyat dergisini yönetti. Hepimiz yazdık, ayrıca hepimiz için de direnmenin, umudun ışığı oldu adından başlayarak. İstanbul’a geldikten sonra, efsanevi Adam Öykü dergisini yönetti. Yayımladığı eleştiri kitapları, denemeleri, elbette Türkçenin en iyi dergilerinden Notos ve yayınları da sürüyor. Öykümüzün ve romanımızın en öndeki bir iki adından biri oldu. Onun yönettiği bir dizide kitabımın yayımlanması coşku ve sevinç verdi bana.
GA: Şu Benim Mavi Babam bir anı kitabı. Aslında çok mahrem bir yeri, kendi babanızı anlatıyorsunuz. Böyle bir kitabı kalem almak için kendinizi ikna etmeniz, motivasyonunuz nasıl oluştu?
HE: Kitabın başlangıcını anımsamıyorum. Pandemide olduğunu biliyorum ama, belki de onun etkisi, salgın, hastalıklar, ölümler, kayıplar, yaşlanmam, derken borçlu olduklarıma yazdığım kitaplar ve en çok borçlu olduklarımdan biri olan babamı anlatma arzum... Sevdiğim, beni etkileyen yazar, şair, sinemacı, müzisyen, düşünce insanlarına borcumu yazıyla, bazen de bir kitapla ödemeye çalışıyorum. Elbette yaşamımı etkileyen insanlara da. Öte yandan yazmak biraz da saklamaktır, saklanmaktır, bunu da unutmamalı!
GA: Yazarken edebiyatçı kimliğinizin dışında, bir evlat olarak neler hissettiniz? Zorlandığınız ya da gülümseyerek hatırladığınız günler oldu mu?
HE: Babamı hep gülümseyerek düşünürüm, çünkü hemen hep gülen, gülümseyen bir insandı. Zorlandığım yaşam kesitleri de var kuşkusuz, unuttuğum, hatırlamak istemediğim günler var, ama onlar bir gençlik kitabına girmezdi. Teraziye vurunca da iyiliğin, sevincin, gülüşün ağır bastığı bir yaşam çıkıyor ortaya. Sonraki baskılarda olanak olursa eklemek istediğim birkaç bölüm var unuttuğum!
GA: Erkin Koray’dan Orhan Veli’ye kadar Türkiye’de son yılların kültür, sanat, edebiyat alanlarına sayısız katkılarıyla ismini tarihe yazdıran isimlere rastlıyoruz. Giderek dijitalleşen ve tüm bu konulara bakış açısının da değiştiği bugünlerle o günleri mukayese etseniz neler söylersiniz?
HE: Dijitali yapanlar, üretenler de insanlar. Bugün de okunan, kitapları çok satılan pek çok yazar, şair var. Albümleri dinlenen, oyunları izlenen sanatçılar... Yeni dönemin yeni adları. Değişen elbette adlar olur, o yelpaze genişleyerek sürer bence.
GA: Şu Benim Mavi Babam genel okura hitap ediyor, ancak hedef kitlesinin gençler olduğunu söylemek sanırım yanlış olmaz. Gençlere ne anlatmak istediniz?
HE: Neşeyi ve onuru. Yaşamı sürdürmede, geleceğe güvenmede, birbirimizi anlamada en önemli şeyin neşe olduğunu anlatmak istedim en başta. Üstelik tam da bu tanıma uyan ve çok yakından tanıdığım bir insan vardı, o da benim mavi babamdı. Her şeyden çok, önce kendisiyle dalga geçen bir adamdı. Hiç kimseye biat etmeden yaşadı, bize de miras olarak bunu bıraktı, oto tamircisi olarak çalıştı, onuruyla yaşadı, çocuklarına baktı, özgür düşünceden yana oldu, düşüncelerini hiç saklamadı, korkmadan da söyledi. Üstelik korkunun her zaman egemen olduğu bir ülkede. Bundan onurlu ne olabilir?
GA: Her gün televizyonda seyrettiğimiz ya da medyadan öğrendiğimiz artan şiddet olayları, adalete inancın sarsılması, iklim krizi, yayın dünyasının ülke ekonomisiyle imtihanı gibi oldukça zorlu konuların ortasında sizce okurları kitaplarla ilişki kurmaya nasıl motive etmek gerekiyor?
HE: Bunun için kutuplaştırmayan, halkını ayırmadan bölmeden seven, meclisin yeniden saygınlığını kazanacağı parlamenter sisteme dönmek gerekiyor. Sanat, kültür, edebiyat, bilim ve düşünce yaşamını desteklemek, kâğıdından matbaasına, vergisinden dağıtımına dek düzenlemeler yapmak gerekiyor. Yoksa bu ekonomik koşulsuzluklarda, bu kitap fiyatlarıyla okurla ilişki kurmak çok zor! Yani, acil demokrasi!
GA: Henüz ilk sayfalarda “Bu arada çocuklar için şiir yazmak, büyükler için şiir yazmaktan, bana göre üç kat daha zordur! Nereden bildiğimi sormayın!” diyorsunuz. Savaş ve ayrımcılık dolu dünyada çocuklar için yazmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum, siz ne düşünürsünüz?
HE: Dünya edebiyatında hem çocuk hem gençlik kitapları anlamında şahane yapıtlar var. Bizde de son yıllarda hem içerik ve nitelik hem de estetik ve tasarım açısından çok güzel kitaplar yayımlandığını görüyorum. Buna şiir de dahil. Barış içinde bir ülke ve dünya için öğretmenlerin çocuklara bu kitapları önermeleri çok önemli. Barış eğitimi kitapla başlar çünkü.






