Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

15 Temmuz 2022

Edebiyat

Hislerin Senfonisi

Sude Yenin

Paylaş

1

0


Mevsimlerden yaz, aylardan Temmuz... Akdeniz’de, her yaz olduğu gibi boğucu ve nem yüzünden çekilmez olan havalara doğru yolculuğumuz başlıyor. Ağustos ayı, bir Akdeniz insanı için neredeyse en çekilmez olan aylardan biridir. Çünkü, dışarıya adım atar atmaz nemin fazla olması yüzünden insanın içinden ‘ah’ ettiği ay olarak nitelendirilir. Belki de mevsimin yaz olmasından dolayı hisler daha akıcı, daha dolu doludur. Âdeta taşkın bir nehir misali; zihnimizde biriken ne kadar düşünce, söyleyemediğimiz ne kadar cümle varsa sanki yaz aylarında oluk oluk akıp gidecekmiş gibi geliyor bana. Bize yük gibi gelen her ne varsa, sanki toksinlerimizden arınmışız gibi birer birer vücudumuzu terk ediyor. Geriye, arınma sonrası dinginlik ve huzur kalıyor. O yüzden yaz aylarında insanın hissettiği ya da bastırdığı duygular gün yüzüne çıktığı için, insan bu hislerini dışa vurmak istiyor. Mevsimlere göre hislerimiz de şekil alıyor aslında. İlkbahar ve yaz aylarında duygularımız daha coşkulu olduğu için lirik şiire benzetebiliriz o anki hislerimizi. Sonbahar ve kış aylarında ise hislerimiz bizi tam tersine çağırıyor; yalnızlık daha ağır basıyor, sonbaharda yapraklarını döken bir ağaç misali biz de kendi bahçemizin içinde, kendi yapraklarımızı döküyoruz ve hislerimiz de oradan oraya savruluyor.

Bir deniz kenarı, gözlerim kapalı, hafif hafif esen bir rüzgâra karşı saçlarım dalgalanıyor ve denizin o genzimi yakan tuzlu kokusunu içime doğru çekiyorum. Gözlerimi açıyorum, ben derin bir nefes alıp verirken, bir kedi ağacın altında gölgenin keyfini çıkarıyor; hemen sonra dalgaların kıyıya çarparken oluşan o ritmik melodisini, ruhum bir ihtiyaçmış gibi vücuduma depoluyor. Kuş sesleri, piknik yapan ailelerin seslerine karışıyor, gürültü ve kaos ortamına rağmen ruhumu dinlenmiş hissediyorum. Sonra başka bir zaman diliminde ormandayım, deniz kenarındaki kuş seslerine nazaran burada kuş cıvıltıları tabiat ile harmoni yakalamış âdeta. Ormanın içindeki çam ağacı kokuları, gümbür gümbür akan şelaledeki su sesi ve binbir çeşit bitkinin kokusundan oluşan misk-i amber kokusu… O tarif edilemez koku, ben yürüyüş yaparken tüm etrafımı çevrelemiş; yürüdükçe yürüyorum. Doğa ve dinginlik kavramları birbirleri ile bütünleşmiş sanki.

İnsanın hisleri, hayâl gücüyle harmanlanınca olmak istediğin her yer gitme imkânın oluyor. Hislerin senfonisi de burada devreye giriyor, ister düş olsun isterse gerçek bir an… Duygularımız ve düşüncelerimiz birbirinden beslendiği için, hissettiğimiz, akışta kalmasını istediğimiz her bir molekülümüz aktif hâle geliyor. Böylelikle ruh, eğer pasif kalmışsa canlanmasına, aktifleşmesine ve olması gereken normlarına geri dönmüş oluyor. İnsan isterse herkesten uzakta, bir sahil kasabasında yaşar; isterse doğa ananın kucağında bir kafa tatiline çıkar, sınırlarını biraz daha zorlarsa da bilim kurgu filmlerindeki gibi, gerçeklikten uzak bir evrende, olmasını istediği kişiliğe bürünür. İçine girilen her kahramanın, her hissiyatın farklı bir enerjisi vardır ve bu aura her insanın benliğine ayrı ayrı sirayet eder. Her kurulan hayâl bir kapıya çıkar, bu kapının anahtarı o kişinin zihnidir. Beynimize kodladığımız ve imgelediğimiz her şey bu kapının arkasındaki gizemdir. Bu gizemi çözmek için yol haritasından daha çok hissiyata ihtiyaç vardır. Çünkü ruh, hangi duyguyla dolup taşmışsa insan ona göre şekil alır.

Bu duygularımız bazen de mevsimlerle bezelidir, yazın sıcağında dondurma yerken gelen ferahlık duygusu; kışın ayazında, evimizde veyahut da bir şömine başında içilen sıcak çikolatanın o içimizi ısıtan hissiyatı… Kışın soğuğuna inat, yazın ise o yakan havasına rağmen, o anlar yaşanırken bizim ne yaptığımız veya anda kalarak hangi duygularla, nasıl hislerle bu mevsimleri yaşadığımız hem hayatımıza hem de hayâl gücümüze şekil veriyor. Sonbaharda, ağaçta kalan o son sarı yaprak misali hissederim ben bu mevsimde. Ağaç, yapraklarını döktü dökecek; titrek olan yaprak, savrulmak istemediği ve mesken edindiği o ağaçtan kopmamak adına sıkı sıkı tutunmuş dallarına ama nafile… Ve koptu kopacak derken o da düşer dalından, rüzgârın hışırtısı ve savurduğu yere göre göçebe yolculuğu başlamış olur. O tutunduğu daldan kopmak istemezken, bende benliğimden kopmak istemem o hazan mevsiminde. Sonbahar, güz, hazan… Hangi kelimeyi seçersek seçelim, sonbaharın aşıladığı o duygular içime işlemiş artık. Nasıl da unuttuk seni ilkbahar? Adı gibi ilklerin yaşandığı bir mevsim bana göre. Belki ilk aşk, ilk iş, ilk kalp ağrısı, ilk umut… Her şeyin ilki saklanmış sanki ilkbaharda. Hüznün bulutları dağılmış ve yerini umuda bırakan mevsim gelmiş artık. Bahar coşkusu kimi insanda vardır, kimi insanda ise baharın gelişine tezat olarak içinde kocaman bir boşluk vardır. Hayâller, yepyeni umutlara kucak açarken; insanın içinde bazen kelebekler uçmaz, uçurtmaların göğe salınışını heyecanla izlemez. Eski günler yad edilir, yalnızlık duygu sakil bir şekilde insanın göğüs kafesine ağırlık gibi çöker âdeta. Öyle zamanlarda bir durup düşünmeye ihtiyaç duyar insan. ‘Benim için doğru olan ne yanlış olan ne? Ne yapıyorum? Ne yapmalıyım?’ gibi sorular beynimizi esir almaya başlar. Gideceğimiz yol, rotamızın nereye döneceğini de hissiyatımız veya mantığımız belirler. Kalp ve mantık kavramlarını dengeli yürüten insanlar, duygusal yönü ağır basanlar veya mantık çerçevesinde hayatını sürdürenler olarak çok sayıda kişi var. Limanda durulan gemi misali, belki de o çalkantılı hâlin gitmesini beklememiz gerekir kim bilir…

İçimizdeki ses bize ne yapmamız gerektiğini haykırırcasına bağırır çoğu zaman. Kalbimiz, göğsümüzü dövercesine atar; nabzımız kontrolden çıkmış gibi hızlanır, ellerimiz titrer veyahut da karnımıza sebebi bile belli olmayan, apansız bir ağrı girer bir anda. Hislerimizi sorgulamadığımız gibi bunları da düşünmeyi unutuyoruz. Beynimizi hangi düşüncelerle dolduruyorsak o sinyal bize bir şekilde ulaşır. Organlarımızın dili yok lâkin sesi çok… Sessizce, usul usul fısıldar benliğimize o ses. Kimi zaman da bu kabuğu kendimiz kırmamız gerekir. İçi hislerle dolmuş, karmakarışık bir labirent timsali o çıkışı bizim bulmamız istenir. Tamamlanmış ama bir parçası eksik kalan yapboz parçası gibi ruhumuzun da kayıp parçasını hislerimizle, sorgulayarak bazen de bitkin bir şekilde ne yapıp edip bunu açığa çıkarmamız şart olur. Açığa çıkmayan, bastırılmış olan duygular gün gelir kocaman bir hayâl kırıklığı ve ansızın gelen bir gözyaşına dönüşüverir. İçin içinden çıkacak kadar, aldığın nefes göğüs kafesine batacak kadar bir ağrı olur vücutta. Görmezden gelsen bile o kalp ağrısı olarak orada durur. Acı vardır, nedeni bilinmez; boşluk vardır, yeri doldurulmaz. Hiçliğin ortasında, tarif edilemeyen ağır bir gülle kadar saplanır kalır benliğinde. Hıçkırık olsa, her boğazın düğümlenişinde için yansa bile yutkunuşuna ve susuşuna saklarsın o derine gömdüğün hisleri. Yolunu kaybettiğini sandığın o çıkışsız anlarda kim vardı yanında? Kim hislerin tercüman oldu? Tünelden çıkman için, o ışığı kim gösterdi sana? Belki hiç kimse belki de içindeki o tarif edilemez his; hissikablelvuku. Aslında bizi yaradan güç veriyor o hissiyatı kalbimize. Önce tohum olup içimize serpiliyor, sonra o his büyüyor ve filizlenip çiçek açarcasına benliğimize sirayet ediyor.

Ruhumuzdaki o his zinciri kırıldı kırılacak, kördüğüm açılacak ve içimizden dışarı taşanlar etrafa saçılacak. Acı, aşk, öfke, aile, umut, mutsuzluk vb. tüm duygularımız saklanmadan, sakınmadan ortalıkta öylece duruyor artık. Ya kopacak bu zincirden ya da sımsıkı birbirine kenetlenecek. Olan oldu, zincirin birbirini tamamlayan halkaları her yana dağıldı artık, biri bir yerde diğeri başka bir yerde. Esaret bitti, umut çıktı ortaya. Ruhun köhne yerine hapsedilen, paslanmış duyguların kiri geçti artık; çivi gibi batan ağırlık yok şimdi. Özgürlüğüne kavuşan bir kuş gibi çırpınır durur yüreğimizde bu ferahlık hissi. Ruh, şaha kalktı, hapsolduğu yerden çıktı ve kurtuldu prangasından. Hisler uyumlu, duygular ise yeni doğmuş bir bebek misali masum. Hislerin senfonisi dengeyi yakaladı artık, o ahengi dengelemeyi başardı. Dev bir orkestrayı yöneten maestro gibi, hisler de senfoni oluşturup yoluna devam edecek.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Tek kitaplık yazarlarOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Bran Nicol

14 Ekim 2025

László Krasznahorkai’nin Günümüze Sesl..

Krasznahorkai’nin eserlerinin en önemli yanlarından biriyse edebi kaliteden ödün vermeden günümüzün ruhunu yakalayabilmesi.İsveç Akademisi Macar romancı László Krasznahorkai’ye Nobel edebiyat ödülünü vererek yazarın, “kıyametvari dehş..

Devamı..

Serbest Dolaylı Anlatım: Üçüncü Tekil ..

Sean Glatch

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024