Önce Hüseyin aga sordu: “Ana babasının bitişiğine ev yapabilecen mi?”
Ne yani Hüseyin aga, gelini açıkta bırakacak halimiz yok ya! Elbet kıyısından köşesinden birkaç odalık ev tutuştururuz. “Bitişiğine olsun, ana babası ölene kadar kız yakınlarında dursun.”
2 “Uslu dur yoksa seni Çomaklı’ya veririm” sözünü duymuştum babamdan. Ama bilirdim ki Çomaklı insanı hesaplı para harcamaya alışkın ise de, işin içine düğün girince hesapsız harcar. Pazar yerinde Esma gelini sevişim bundan. On dört yaşındaki kızın bakışındaki saflığı duyarsınız. Bir de kayınbabamın yağ sıkma işinde ustalığını bilirim pazar yerinden. Her hafta gelir, yağları şişeye doldurmuş. Esma gelin araçtan indirir. Bizim, kız isteme serüveni böyle doğdu zaten. Kayınbabamın yağ sıkma fabrikasında çalışacak olmamdan. Yanı başında inşaata başladım bile Çomakdağ’da. Kayınbabamın yanında Esma gelinin sesi bile çıkmaz.
3 Aracımız Hüseyin aga, ağız yoklamaya gitti yağcı Hasan’a. Ağız yoklama, Esma bacının bana verilmesi için miydi? Onu öğrenmek içindi. Düşünür sana döneriz, dediler. Zeytinler sıkıldı o gece içimde. Asidi çoğaldı. Sarardı ortalık. Ağız yoklandı. Baba kızın fikri alındı. Bir iki hafta sonra dünürcü gitmeye vardık köylülerle. Annemgil ve köylüler birlikte vardık Esmaların evine, yağcı Hasan’ın yanı başına oturduk. Üç kez sordu babam: “Allah’ın emriyle kızını oğluma verdin mi?” Hasan üç kez “verdim” dedi. Ertesi gün bir tepsi baklava gönderdik Esma’nın evine.
4 “İzinname” için gelmiş Milas’a Esmagil. Resmi nikâh ve nişan için izin almaya. Yemeği yedik hep birlikte, fotoğrafını çektik bu yemeğin. Akşama nişana köye gittik. Eksik takılarını tamamladık Esma gelinin. Bu arada keçi kesmiştik gündüzden. Orda nişan yemeği yendi, yüzükler takıldı. Esma gelinin boynu büküktü hep. Alttan beni gözler. Ürkek ceylan gibi bakışı iner içime.
5 Bir hafta sonra Esmagil bizim eve geldi “nişan ardı”na. Yemekler yendi, düğün zamanı kararlaştırıldı. İnşaat devam ediyor, tuğlalardan bir yamaca. Kayınbabamın evine bitişik. Düğün için onlar yaza, diyor, biz bahara, uzun sürdü bu atışma. Bizim düğün takılar takılırken başladı zaten. Esma ile bakışlarımız keskinleşti.
6 Düğünden on beş gün önce, bir yaz sabahı bademler kurumuşken dalında, Milas’a geldi bizimkiler. Pusatlar alındı. Giyim kuşam demek istiyorum. Çok pazarlık edildi. Hepsini ben ödedim. Ama Hasan emmim bana insaflı davrandı. Çok indirdi fiyatları. Okuntularım dağılıyor köy yerinde. Davetiyeye okuntu diyor onlar. Yakın akrabalara okuntu yanına havlu, sabun, şeker, gömlek de koyduk.
7 Düğünden birkaç gün önce dibek dövmesi yapıldı sahada. Köyün orta yerinde; taş dibekte buğday dövüldü. Buğday dövmenin ardından gelen giden yedirildi, içirildi. Zeybek oyunları oynandı evimizde. Kız evinde ince çalgı yapıldı, keman, cümbüş darbukayla. Oysa bizde davul zurna çalındı, keşkekler yenmeden önce. İçim cızladı. Esma benim olacak. On dört ay gibi açacak odama. Terleyecek benimle. Az konuşacak, susacak ama gözlerini benden ayırmayacak. “Mustafaa,” diyecek, “Mustom benim.”
8 Gelini bağladılar, gelini çözmek için hediyeler istediler benden. On teneke helva, iki torba çerez, ayakkabı, elbiselik filan. İyi ki hazırda vardı. İstenen hediyeleri verdim, Esma kurtuldu. Kız kurtulunca buğday dövmesi, dibek dövme sona erdi.
9 Düğün, dört beş gündür Çomakdağ’da: Salıdan başladık, cumaya kadar sürdü. Pazartesi biterse ters düğün olurmuş. Bizimki cumaya bitti: Ön düğün dedik. Birinci gün; bayraktar, bayrağı hazırladı, evin en iyi görünen kısmına dikti. İkinci gün, iki çuval buğday mendillerle süslenip katıra yüklendi. Orda taşınan dibeklere boşaltıldı. Yüreğim taşıyor, dibek benim içim: Boşaltıldı. Karşılıklı dövdüler dibeği köyün gençleri: sağdıçlarım: yoldaşlarım. Silaha meraklı yandaşlarım, koyulan hedefleri vurdu hep: dan dan! Yüreğim ötüyor sanki: dun dun! Hasan kaynım herkese sigara dağıtıyor. Dibekten keşkek yiyor herkes. Kız evine gittik. Takıları tutuşturduk geline. “Nişan getirme” veriliyor bizden. “Mustafaa...” Gecenin devamında verilen içkiden içmemek hakaret sayılır bizde. Dansözler oynuyor İzmir’den gelen.
10 Sabaha karşı evime gelen grup Esma gelini dışarı çıkartıyor. Kendi elleriyle onlara tavuk pişirmesini istiyorlar, âdet böyleymiş. Oysa Esma’nın eli benim avcumda küçük kaldı: “Mustafaa!..”
11 Üçüncü gün Esma gelini saçlarını yaptırmak üzere Milas’a getirdik: kuaföre. Herkes giyindi, süslendi. Milas’ı coşturduk. Hamam merasimi için tüm köylü toplanıp yakındaki göle yüründü. İzmir’den gelen dansözler, davul zurna eşliğinde, herkesle oynaya oynaya göle gidildi. Göl köyün çıkışıdır. Son nokta. “Mustafaa!..”
12 Kız evinde kına gecesi başlar. Başım dönmeye başlar benim. Para takılıyor göğsüme.
13 Dördüncü gün, gelin alma günüdür. Şeker kırma deriz biz buna. Davet edilip gelmeyenlerin sonradan gönderdiği paraya. Şekeri gelinin başında yengesi kırıyor. Gelin ata bindirildi. Kıbleye karşı dua ediyor.
14 Baklavalar yenildi dördüncü gün. Arkadaşlar beni gerdek için sağdıçların yumruklarıyla evin içine soktu. Esma gelinin yüzünü açmak için “yüz görümlüğü”nü bastırdım. Duvağı açtım. Al yeşil bir duvaktı: bereket için.
İmam nikâhı kıydı odada. Ben sigara yaktım. Çakmağı Esma çaktı. “Söyletmelik” verdim ona. Esma’ya. Bir dizi altın. Yüz görümlüğü dediğiniz. Biraz sonra dolma isteyecektim pencerede bekleyen kayınvalidemden.
“Herhangi bir sorun yok anne. Kızdır.”
“Mustafaaa!..”
15 Bir taş ev yapıldı içimde. Erkekliğimi ispatladım. “Gelinlik gezmesi”ne çıktık şimdi de! O da ispatladı: Esma.
Temizliğini...
Bir taş ev yapıldı içimde.
Girdik oturduk.
Yaz günüydü, pencereyi açtık.
Bir taş ev yapıldı Mustafa’ya.
Sonra da hızla yağ fabrikasına.
Akşamı beklerken yorgan arasına.