Bu tür resimlerde gizlenenin kimliksizliği öne çıkmaktadır. Kafesin içinde kim olduğu (adı, cinsiyeti, yaşı, eğitimi, nereli olduğu…) bilinmemektedir. Dışarıdan bakan için, tıpkı bir papatya falına bakmak gibidir.
Sanatın belirli bir coğrafya ve dönemle sınırlı olmamasında, estetiği kadar iletisinin de önemi büyüktür. Grek ve Roma dönemlerinde yapılan resimler, heykeller, el sanatları bunun tipik bir örneğidir. Sanatçının özgür düşünceyle ürettiği bir sanat eseri çağlar sonra bile değerini korumuştur.
Resim sanatı Orta Çağ’dan günümüze gelinceye kadar birçok evrim geçirmiştir. Ressamlar, bir dönem, kapalı alan içinde, kralların, soyluların, varsılların, askerlerin, rahiplerin portrelerini yapıyorlardı. Fotoğrafın bulunmasıyla, ressamların üzerinde konu arama kısıtlaması kalktı ve bu kez ortaya çeşitli resim ekolleri çıkmaya başladı. Günümüzde ise özellikle soyut resim anlayışı hem teknik hem de içerik olarak hayli zengin bir yelpazeye sahiptir. Bu yelpaze içinden birini anlatmaya çalışacağız.
Kafes konulu resimlerin yapılması, en azından teknik olarak bir hayli zordur. Ressamların, kalın ve ince bantlarla tıpkı bir kuş yuvası gibi örmeye çalıştıkları bir kafesi çizmek kolay değildir. Bunu ülkemizde başarıyla gerçekleştiren ressamlardan biri, (Bubi lakaplı) David Hayon’un eserleri üzerine yoğunlaşacağız.

Resim 1
Kafes resimlerinde, temel olarak gizlenen ile açıkta olanın bir itiş kakış içerisinde olduğu söylenebilir. Kafesin içinden bakan, aslında dışarıdakini dikizlemektedir. Kendini göstermeden dikizlemenin birçok anlamı vardır. Dikizleyen kendi yüzüne kafesi bir maske olarak takmıştır ve çevreyi bu maske ile dikizlemektedir. Kendini korumak/gizlemek amaçlı olsa da, bazı karnavallarda yüzlere takılan maskeleri anımsatmaktadır. Kafes arkasındaki kişinin çekincesi, tinsel durumu ve fiziki görünümü belli değildir. Bu belirsizlik sayesinde maskeye/kafese bakan kişi de kendince yorumlarda bulunacaktır.
Kafesin içi ve dışı felsefi anlamda farklıdır kuşkusuz. Önden bakınca kafesin çizgilerini, renklerini, tekniğini ve estetiğini görürsünüz. Kafesin dışarıdan bakana teslimiyeti bu kadardır. Ancak içeriden bakanın konumu farklı olduğundan dışarıdakini istediği gibi dikizleyebilir. Bu da ona bir özgürlük duygusu vermektedir. Kendini gizlediği, konuşmadığı, yerini belli etmediği sürece özgürdür ve kendini güvende hissetmektedir.

Resim 2
Kafesi bu kez farklı bir açıdan yorumlayalım. Kafesin içindeki kişi (kadın ya da erkek), bir ana rahminde olduğu duygusunu yaşamaktadır. Orada dış dünyadan soyutlanmış, hiçbir tehlikesi olmayan, annenin en mahrem yerinde güven içinde kalma duygusu yeterli gelmektedir. Kişinin kendini saklamasıyla ilgili olarak şunları da söyleyebiliriz: İçe kapanma duygusunun öne çıkmasıyla, bir tür otistik bir tinsellik söz konusudur. Orada mahremiyetin içinde kendi mahremiyetini de gizlemektedir. Kendini izole etmesiyle toplumdan kaçtığını, dışarıdaki tüm tehlikelerden korunduğunu sanmaktadır.
Maskenin/kafesin içrek yapısı tarih boyunca kendini göstermiştir. Grek döneminde tiyatro oyuncularının yüzlerindeki boyalar sayesinde, oyuncunun yüzü gizlenmekte ve sadece yansıttığı rolün konumu öne çıkmaktaydı. Daha da geçmişe gittiğimizde, özellikle Afrika’nın birçok kabilesinde insanların yüzünde maskeye benzer boyalar (Bazılarında günümüzde bile yüzlerinde maskeyi andıran bir boyama geleneği vardır), renkler, kafesi andıran çeşitli örgüler/küçük kumaş parçaları, irili ufaklı saç tokaları vardır. Kabile üyeleri arasındaki kadınların kendilerini beğendirmek ve gelenek olarak kullandıkları bu maskelerde, erkekler, gücünü ve bağlı bulundukları statünün ayrıcalığını resmeder. Eski Mısır rahipleri ve firavunları da bir maskeleme tekniği ile, yüzlerini boyarlardı. Toplumda saygı görmek, insanları korkutmak, gücün simgesi olarak yüzün boyanması önemliydi. Demek ki maske/kafes bazen kişiyi kendi içine yöneltirken, bazen de onu saldırgan ve güçlü göstermektedir.

Resim 3
Bu tür resimlerde gizlenenin kimliksizliği öne çıkmaktadır. Kafesin içinde kim olduğu (adı, cinsiyeti, yaşı, eğitimi, nereli olduğu…) bilinmemektedir. Dışarıdan bakan için, tıpkı bir papatya falına bakmak gibidir. Kendisini dikizleyenin kim olduğunu bilmemesi, dışarıdakini tedirgin eder. Dikizlenen kişi, kendini röntgenlenmiş gibi duyumsar ve tacizlik duygusu yaşar. Kendine bakanın kim olduğunun bilinmemesi, sonuçta dikizleyenin amacını da gizlemektedir. Hangi amaçla ve neden kendisini dikizlemektedir? Bu sorunun yanıtı havada kaldığında, sorun büyür ve taciz duygusu öne çıkar. Bu anlamda, kafesin pornografiyi de çağrıştırdığını söyleyebiliriz. Dikizleyen, dışarıdaki kişiyi kendi tensel duygularıyla taciz etmektedir. Onu fiziksel olarak soymakta ve istediği görüntüye dönüştürmektedir. Pornografinin insanın tensel duygularını tetiklemesiyle, bir tür dışavurum duygusu kendini gösterir. Dikizlediği kişiyi istediği gibi fiziksel anlamda dönüştürebilir, pornografik anlamda duygular üretebilir ya da mastürbasyon yapabilir. Dikizleyenin ne yaptığının görülmemesi ve istediği kadar dışarıdakini izleyebilmesi, ona bir tür büyüklük kompleksi de yaşatmaktadır. Belki de toplumdaki ezikliği ve dışlanmışlığı nedeniyle böyle bir duygusu vardır. Kendini gizleyerek yaşadığı duygulardan memnun olarak davranması onun kişilik bozukluğunun göstergesidir. Öte yandan, kafesin içindeki kişinin tüm bu duyguların dışında şöyle bir durumu da olabilir: Kafesin içinden dikizleyen, bu yaptığını bir ironi olarak görebilir. Gülmenin ona verdiği coşku kadar, merak içinde bıraktığı dışarıdakinin yansıttığı şaşkınlık da onu tatmin etmektedir. Kendisini göstermediği için, dışarıdakinin onun nasıl biri olduğunu hayal etmesi bu cazibenin başka bir yönüdür.

Resim 4
Yüzünü gizlediği kafesle, kimliğini de belli etmeyen biri için, en hafifinden “utangaç” sıfatını kullanabilir miyiz? Bir kafesin arkasında kendini gizlemek, suskun kalmak, kişileri istediği gibi dikizlemek duygusu, onun psikolojik durumunun da mercek altında alınmasını gerektirir.
Kafesi bir başka açıdan yorumlamaya çalışalım. Kafes tıpkı bir duvar gibi örülmüştür ve ötesi görünmezdir. Duvar, sembolik anlamda, mahremiyeti simgelemektedir. Evlerdeki duvarların sakladığı odalarda, iş yerlerindeki bölmelerde, kale surlarında ve kapatılmış bir alanda kişiye seçme özgürlüğü tanınmaz. Duvarın arkasında ne olduğunun bilinmemesi her zaman tensel duyguları kışkırtır, merak ettirir, gizemi çağrıştırır. Bir an için evlerdeki ve iş yerlerindeki duvarların ortadan kaldırıldığını hayal edelim. Yaşamın hiç bozulmadan devam etmesi durumunda karşımıza çıkacak olan manzarayı görmeye hazır mıyız? Bu manzara ahlaki ve felsefi olarak rahatsız edici olabilir. Geleneklere, dinsel inançlara, toplumun saygı gösterdiği görgü kurallarına aykırı görüntüler ortaya çıkabilir. Kafesin görüntüsü ve içselliği, bunları öngörmemizi söyletiyor.
Sanatçının resimlerine baktığımızda klasik kafes resimlerinin haricinde bazı özgün teknikler görüyoruz. Kafesler genellikle irili ufaklı kare biçiminde resmedilir ve renkler sanatçının o anki duygu durumuna göre değişkenlik gösterir. Bu, tamam... Ancak David Hayon kendine özgü bir teknikle, kafes resimlerini biçimlendirmiş. Söz gelimi bir tanesini (Resim 1) fantastik bir biçimde biraz da karikatürize ederek insan bedenine uyarlamış. Ayakta duran ama yüzünü gizleyen biri vardır. Kısa kesilmiş kollar, öne çıkan bir beden, tek ayak görüntüsü ile resmedilmiş. Bu resimde figür yüzü yoktur. Sanatçı bunu özellikle gizlemiş olmalı. Böylelikle yüz betimlemesini, resmi izleyenin düş gücüne, isteğine bırakmış gibidir… Kullanılan ince ve kalın fırça darbeleri, bedenin kafes görünümünü öne çıkarmaktadır. Sanatçının monokrom tekniğiyle çizdiği bu resimde, gri ve ona yakın mavi tonların uyumlu bir görselliği söz konusudur.
İkinci resimdeyse, yarı bir ovallik göze çarpmaktadır. Keskin olmayan bir kıvrımla iki ucun aşağıya doğru akan bir görüntü çizdiğini söyleyebiliriz. Bu resimde de monokrom bir renk tekniği vardır. Resmin ortasında ince çizgilerin olması içerdekinin dikiz alanını yansıtıyor. Bantların örgüsü bu resimde daha bir incelikle işlenmiştir. Dikizleyen için açısal bir yarım daire yapılmıştır. Böylelikle dikizleyenin, karşısındakini farklı açılardan görebilmesi sağlanmıştır.
Üçüncü resimde, heykel sanatında bilinen tanımıyla, frontal bir duruş çizilmiştir. Bu dik duruş insan bedenini anımsatmaktadır. Aşağıya doğru incelmesi, bedenin brüt bir görüntüsünü simgelemektedir. Sanki bir kaide üzerinde oturtulmuş, özellikle yarım bırakılmış, izleyenin tamamlaması istenen bir özgün duruştur. Diğer resimlerde olduğu gibi bu resimde de monokrom bir renk tekniği vardır. Resimde bedenin yansıması öne çıktığından, kollar ve bacaklar özellikle soyutlanmıştır. Belirsizlik ve kimliksizlik kendini öne çıkarmaktadır.
Dördüncü ve son resimde ise klasik diye tanımlayacağımız bir görüntü söz konusudur. Bu resimde monokrom tekniğin haricinde şu teknik özellikler göze çarpmaktadır: Resimde dört yandan kalın bantlarla bir pencere çizilmiştir. Daha sonra bu pencere ikinci bir pencereye adapte edilmiştir. İkinci pencerenin çizgileri ince ve çaprazlama çizilmiştir. Tek resimde ilk bakışta belli olmayan ikili bir pencere son derece sanatsal bir anlam katmaktadır. Her iki pencerenin varlığı bir diğerine bağlıdır. Bu bir ikilem olduğu kadar bir bütünsellik duygusu da içermektedir aslında. İkinci pencerenin gerisinden bakan kişi, kendisini birinci pencereye doğru yöneltmektedir. Kafeste sıkışıp kalmış izlenimi vermektedir.
Bu resim, özgünlüğü bir yana, teknik açıdan da yarattığı izlenimle izleyen üzerinde bir şok etkisi yaratmaktadır. Her iki pencerenin (aslında kafesin…) içi içe geçmesiyle oluşan bu bütünsellik söz konusudur. Ayrıca dışarıdakiyle içerdekini de bir bütünsellik içinde yansıtmaktadır. Var oluş ve yok oluşun gizemi felsefi açıdan bu düşünceleri söyletmektedir.
Kısaca resimlerini incelediğimiz David Hayon, kafes tekniği konusunda başarılı bir sanatçıdır…
-






