Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

5 Şubat 2022

Öykü

Kaybolan

S. Sinan Özer

Paylaş

2

0


Uyumadığını anladığımda öğle sıcağı bastırmaya başlamıştı. Onu omuzlarından tutup kendime çektim. Kahkahayla çığlık arasında bir ses çıkardı. Çok korktum fakat gözlerini açtığında gördüğüm ışıltı içimi rahatlattı. Sonra gülmeye başladık.

Ormanın kıyıya doğru uzanan kısmında kimsecikler yoktu. Terli bedeni heyecan vericiydi. Niyetimi anlıyor ama istemediğini gösteren en ufak bir harekette dahi bulunmuyordu. Uzun siyah saçları çıplak omzuma, oradan da göğsüme dökülüyordu. Genzimizi denizin tuzlu kokusu yakıyordu. Dudaklarına kondurduğum son öpücükten sonra sırtımızı kumun sıcağına bıraktık. Konuşmuyorduk, sadece derin derin havayı soluyorduk. Az önce ne yaşamıştık öyle? Gökyüzüne kilitlenmiş gözlerime değen martılar, hedeflerini süzüyorlardı. Usulca doğruldum. Sevgilim kıpırtısız öylece yatıyordu. Arada sırada kırptığı gözkapakları da olmasa öldüğünü sanabilirdim. Sanırım sadece az önceki fırtınanın dinmesini bekliyordu.

Aslında onunla ne zaman tanıştığımı bile hatırlamıyorum. Doğrusu buna gerek de duymadım. Ne yani bazı şeylerin çetelesini tutunca daha mı mutlu oluyor insan? Hem belleğimiz böyle teferruatlarla doldurulmayacak kadar değerli değil mi?

Temmuz, kendini iyiden iyiye hissettirmeye başlıyor. Deniz serin suyuyla çağırıyor beni. Onu kumların üzerinde olduğu gibi bırakıp atlıyorum maviliğe. Kulaçlarım hızlanıyor. Kalbim yerinden çıkacak. Beni gören sevgilim de suya giriyor. Yanımda denizkızı misali yüzüyor. Ölümüne âşığım. Bir müddet sonra çıkıyoruz. Ayaklarımıza yapışan kum tanelerini temizlerken birbirimizin gözlerine bakıyoruz. Tüm kötülükler silinip kayboluyor. Sevgilimi kimsenin üzmesine izin vermeyeceğim diye kendime söz veriyorum.

Uzaklardan gemiler geçiyor. Yolcuları bize bakarak sevinç çığlıkları atıyor. Ben de onlara el sallıyorum. “Evet, sonunda başardım. Artık benim de bir sevgilim var.” Sesimin ulaşıp ulaşmadığını hiç düşünmüyorum. Arkamızdaki ormandan kuş sesleri geliyor. Onlar da bizimle seviniyor. Sonra uzun zamandır konuşmadığını fark ediyorum.  Oysa her sözünde içimde yeni yeni hayatlar başlıyor. Sesi her şeyi diriltebilecek bir melodi. Suskunluğu canımı yakıyor. Yavaşça yaklaşıyor ve kolunu tutuyorum. Birden başım dönmeye başlıyor. Dokunduğum şeyin her neyse o olmadığını biliyorum. Etrafımı tanımadığım insanlar sarıyor. Giderek uzaklaşıyorum sevdiğimden. Uzun, ince, kalın parmaklar etime yapışıyor. “Bırakın, bırakın beni ona gideyim,” diyorum. Fakat bağırdıkça eller daha da sıkıyor tenimi. Ölüm geliyor aklıma. Belki de üzerime geçirdikleri beyaz gömlekten. Gürültüler duyuyorum kulaklarımı parçalayan. Ardından büyük bir boşluğa düşüyorum. Etrafımda sirenler çalıyor. Onu görebilmek umuduyla sağa sola bakınıyorum. Ama hayalet misali ortadan kaybolmuş.

***

“Peki, ne zaman olmuş bu olay?” dedi komiser. Gözlüklerinin üzerinden kapısını çalmadan giren çaylağa sertçe bakıyordu; karşısında yaptığı hatayı anlayıp kıvranmaya başlayan genci dinlerken. Doğrusu onu pek de duyuyor sayılmazdı. Belki de akşam karısının ne yemek yaptığını düşünüyordu, kim bilir? Genç polisin son sözlerinin ardından bitmiş bulmacasına son kez göz attı. Gözlüğünü çıkarıp cebine koydu. Geriye kemerli burunda kalan gözlük izleri kalmıştı. “Bir de ben göreyim şunu,” dedi. Önünden yaver edasıyla çekilen genci peşinden sürüklercesine odadan çıktı. Hızla indiği basamakların ardından sorgu odasının kapısını hiddetle açtı. Hep böyle yapardı. Bu suçlunun üzerinde hâkimiyetinin ilanıydı. Metal ayaklı ahşap masanın tam ortasına düşen ışık, altındaki yüzü korkunç bir simaya dönüştürüyordu. Komiser içinde büyüyen ürpertiyi kovmak adına odada dakikalarca gezindi. Sonra hızla çektiği sandalyeye oturdu. Karşısındaki genç adam çenesinden aşağıya sızan salyayı umursamadan öylece duruyordu. “Peçete verin şuna,” diye bağırdı. Ansızın derin uykudan uyanırcasına kalktı. Genç, avazı çıktığı kadar bağırıyordu. “Alın şu deliyi karşımdan,” dedi komiser, “Her gün bunun gibi manyaklarla uğraşmaktan bıktım artık.”

***

Odanın koyu karanlığında bıraktılar onu. Bedeni tir tir titriyordu. “Neredeyim ben?” Dudakları her hareketinde geriliyor, acıyordu. Aniden aklına o geldi. Bir gölgenin belirip kaybolmasına benzer hayatına girip çıkmıştı. Yaşadıklarına anlam veremiyordu. Âdeta fareymişçesine labirentin derinliklerinde yitip gitmişti. O olağanüstü mutluluktan nasıl olup da bu çaresizliğe düşebilmişti. Zihni çarpık imgelerle karışıyor, düşündükçe daha da çıkmaza giriyordu. Onu buraya neden getirmişlerdi? Karanlık ve sessizlik boşlukta uzuyordu. Sonra komiserin çarpıp gittiği kapı usulca açıldı. Gözlerine dolan beyaz ışık, zamanla kör etti onu. Ardından aydınlık şiddetini yitirdi. Karşısında genç, güzel bir kadın duruyordu. Siyah saçlarını narin parmaklarıyla düzeltiyor, âşk dolu gözlerle kumsalda kaybettiği sevgilisine bakıyordu. “Beni bulacağını biliyordum.” Kadın ağır adımlarla masaya yaklaşıyordu. Genç adam kendisine doğru gelen kadının her adımında giderek yaşlandığını, ardından eriyip tükendiğini görüyordu. Ellerindeki ve ayaklarındaki kelepçeler olmasa kalkıp sarılacak, yok olmaması adına her şeyi yapacaktı. Fakat sadece öylece seyrediyordu. Kadın ufalan bedenini zar zor kımıldatıyordu. Sonunda sevgilisinin önündeki masaya binlerce kum tanesi olarak döküldü.

***

Ne demiş şair: Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste. Salak, onu şair mi demiş? Ya kim demiş? Atalarımız. Belki atalarımız şairdi, nerden biliyorsun? Neyse ne, sen her şeyi boş ver de şuna bak, ne güzel kız değil mi? Valla öyle. Yanına gitsem kızar mı acaba? Neden kızsın. Hem seni tanıyor o. Tanıyor mu, nereden biliyorsun? Ben bilirim, hadi durma git. Pekâlâ, sen gelmiyor musun? Tabii ki geliyorum. Gelmemem mümkün mü?

“Merhabalar.”

“Buyrun!”

“Iıı, acaba tanışıyor muyuz?”

“Sanmıyorum. Bir şey mi söyleyecektiniz?”

“Gözleriniz beni benden aldı.”

“Hemen gidin başımdan, erkek arkadaşımı bekliyorum. Terbiyesizlik yapmayın. Rahatsız etmeyin beni!”

“Benden mi rahatsız oldunuz, arkadaşımdan mı?

“Arkadaşınız mı? Ne saçmalıyorsunuz?”

Bak gördün mü, beni tanımıyor işte. Hadi gidelim. Sadece naz yapıyor anlasana. Öyle mi diyorsun? Tabii ya.

“Kimle konuşuyorsunuz? Deli misiniz nesiniz? Defolun buradan.”

“Durun, n’olur gitmeyin!”

Ya, sana demiştim buradan gidelim diye. Bana ne bundan, kız seni beğenmedi. Beni sen zorladın. Söylediklerine inanıyor musun? Evet. Yani o bıçağı ben mi sapladım kıza? Hayır. Öyleyse? Evet, haklısın, suçluyum, hep böyle hatalar yapıyorum, yıllardır ne sevgilim oldu ne de arkadaşım. Hepsini öldürdüm tek tek ama bir gün sıra sana da gelecek. Senin kalbine de saplayacağım bıçağı. Hey neredesin, yine kayboldun değil mi? Git, sen de git. Herkes gitsin. Asla vazgeçmeyeceğim.

***

Bu hafta tımarhaneye yeni birini getirdiler. Aslında eli yüzü düzgün genç bir adam. Ama yaptığı şey gerçekten de vahşiceydi. Bir anons geçildi. “Hemşire Zeynep, 46 nolu odadan bekleniyorsunuz!” diye. Beni bugün ona yemek vermekle görevlendirdiler. Doğrusu korkmuyor değilim. Hoş eli ayağı bağlı. Ama yine de böylelerinin bakışları bile ürpertiyor içimi. Metal tepside dalgalanan çorbaya baka baka odasına giriyorum. Yatağının köşesine sinmiş beden, oldukça sessiz. Doğrusu böyle karşılanmayı beklemiyordum. Saçlarımı bağladığım toka ensemi acıtıyor. Ona yemeğini yedirmeden önce çözüp yeniden bağlıyorum. O an gözlerini bana dikip hırlamaya yakın bir sesle konuşuyor.

“Sen de diğerleri gibi kaybolacaksın değil mi?”

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Yusuf Atılgan'ın Unutulmaz Romanı Anay..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

David Gurnham

17 Şubat 2025

Kafkaesk Bir Postane Skandalı

Biri iftira atmış olmalıydı ki, yanlış herhangi bir şey yapmamış olmasına rağmen bir sabah aniden tutuklandı.* İngiliz posta müdürü Harjinder Butoy’un hikâyesi tam olarak böyle başladı. Hırsızlık suçlamasıyla 2007 yılında tutuklanan Butoy, 2008 yılında mahkeme tarafından..

Devamı..

Alplerin Ötesinde

S. E. Breitegger

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024