Kırık Balad
18 Kasım 2018 Öykü

Kırık Balad


Twitter'da Paylaş
1

“Karanlığa ışıklarıyla ses çıkaranlara…”

Bir satır daha...

Karanlığı keşfetme vakti. Hastasın, elin kolun kalkmıyor, ter içinde uyanmışsın ve aydınlığa daha çok var. Vur kendini sokağa. Çık ve görmediklerini gör. Şifan sokaktadır belki de kim bilir?

Caddeler sakin, sokak çocukları, kadın satıcıları, torbacılar sotelerde. Sokak lambalarının arasını adımlıyorsun. Senin Safa’nla Merve’n onlar. Erketeye yatan bir bitirim, seni sivil sanıp işaret çakıyor diğerlerine. Sokakta bir koşuşturmaca başlıyor. Aslında gördüğü sen değil, arkandan gelen amcaların arabasının çakarı fark etmediğin. Yokmuşsun gibi akıp gidiyor sahne öylesine. Amcalar erketeciyi yakalıyor, bir saniyeliğine göz göze geliyorsun bu bitirimle. Yedi ceddini çözüyor bir bakışta senin, işten önce attığı onca şekere rağmen pis pis sırıtıyor puşt. İçin ürperiyor ama siktir et, ne halleri varsa görsünler. Amcalar sana, “Ne bakıyon lan?” demeden önce, yürüyüp git yanlarından. Çıkar bir sigara yak, dolunayın önünden geçen dumanın kıvrımlarına bak. Yeni başlıyor her şey.

Bir satır daha...

Hava serinden soğuğa dönmüş, tutulmak istediğin kadının etinin sıcaklığı aklında. Adımların seni ona götürsün istiyorsun. Sanıyorsun ki attığın her adım, bir öncekinden daha yakınsın ona. Yanılıyorsun. Aramakla bulunan beladır, aşk değil. ‘O’ zannettiklerinle dolu bir geçmişin gittikçe uzayan gölgesi adımlarının ardında uzanan. Belki sen değil ama gölgesi geçmişine denk olanlar bilirler: Ne kadar kaçarsan, o kadar uzar gölgeler.

Bir satır daha...

Keşfine çıktığın, ‘gece’ değil aslında. Beyninde bir tümör gibi büyüyen düşüncelerinin sancısını savurmak niyetindesin. Hepsi sensin, hepsi kendin. Sokak sokak, cadde cadde ve şehir şehir kaçıyorsun kendinden. Kaçtıkça daha da büyüyor anılar, daha da çoğalıp bedeninin her yanına yayılıyor tümör. Karanlık korkusu hissettiğin ama ne kadar hızlı koşsan da karanlıkta karanlıktan kaçamazsın.

Bak, saklanmayı düşünüyorsun şimdi de... Durma! Çek geceyi üzerine, gizli gizli nefes al. Kendin, giderek sana yaklaşıyor, kıpırdama sakın, sessiz ol... Sobe...

Bir satır daha...

Golgotha’ya çıkıyorsun, hava sıcak, insanlar yavşak ve yükün ağır. Her yerin yara bere içinde. Ellerin ıslak, kararı sen vermedin belli ki. Kendi kendinin Pontius Pilatus’u olmuşsun, boynuna yaftanı asmadan önce sana itiraz eden dünyaya bakıp: “Quod scripsi scripsi” diye mırıldanıyorsun. Yazılanın yazıldığına emin değilsen, sakince indir o haçı sırtından ve kaynaması için tuz bas yaralarına. Yeryüzünde yaratılmış en büyük şif-acı-ya kulak ver bir kere daha. Yaralarından dökülen kurtlar, bırak düştükleri yerde kalsın. Ne İsa’sın çünkü ne de Eyüp. Tüm insanlık gibi tek bir suçun var tarih jürisinin önünde: Yanlış zamandasın yine ve yanlış yerde.

Bir satır daha...

Yol, seni taze bir ölünün yanına götürüyor. O kadar ölü ki öldüğünün farkında bile değil yazık. Kendi lâbirentinde yitip gittiğini söylüyor ölü sana. Üç buçuk atmaya başlıyorsun. Korkun, ölünün konuşması değil biliyorsun. Korkun, sonunda anlayabildiğin kaybolmuşluğun. Ölünün yanından hızla uzaklaşıyorsun. Geceyi keşfe çıkmıştın ama işler umduğun gibi gitmiyor, panik yapıyor, yolunu bulmak için bir köşeyi daha geride bırakıyorsun. Bir ateş görüyorsun köşeyi döndüğünde. Birkaç adım atınca etrafındaki karartıları fark ediyorsun. Tiner için nalbura deldiren çocuklar bunlar. Yaktıkları ateşin yüzü sıcak geliyor, götüm götüm yanaşıyorsun kentsel dönüşmeye başlayan hafriyatın yanına. On dört yaşında bonzailenmiş körpe zihinlerin acısı harlanıyor önündeki teneke kutuda. Beş altı bebe var devrilen, içlerinden biri kafayı toparlamaya çalışırken seni fark ediyor. “Topuklasana salak! Vukuat kokuyor bebenin bakışları,” diyor yazar. Oysa kal geliyor sana. Mıh gibi kalıyorsun olduğun yerde, kendi boyunda bir sallama çıkarıyor bebe. “Abi öldür beni,” diyor “N’olur, babam anamı kesti. Artık kimse sevmiyor ve sevmeyecek beni!” “Al sallamayı, kes şunun boğazını,” diyor şeytan. Dünya bir haşereden kurtulsun, bebe de kaldıramadığı gerçeklerden kaçsın diye ceylan boynuzlu keskin çelikle kesiyorsun boğazını. Bir koyun gibi bir iki debelenip, kalıyor öylece. Üstün başın, elin yüzün kan içinde, korkuyorsun. Bebenin kanı yolun üzerinde bulduğu her mecradan şehre akıyor. Ertesi gün, bir masumun kanıyla yıkanacak, gusül edecek ve dahi abdest alıp namaz kılacak şehir... Cumaya gitmiş olacak insanlık bir daha asla geri gelmemecesine. Bıçağı bırakıp koşmaya devam ediyorsun. Korku ile kendinden iğrenme arasında araftasın, panik daha yeni başlıyor.

Bir satır daha...

Evine giden yolu arıyorsun. Biran önce yorganın altına girip cenin olmak tek isteğin... O sırada kadınlığına hep çeyrek kalacak bir trans geliyor karşından. Aldığı hormonların fingirdekliğinden olsa gerek göz süzüyor sağa sola. Yirmi adım var aranızda, göz göze geliyorsun bir an için, arkasından yaklaşan sinsi bir gölge görüyorsun. Işığı kesen bir el kalkıyor havaya, elin sahibi olan bıçaktan sokak lâmbasının yansıması alıyor gözünü. Art arda inip kalkıyor el. Bıçak, öyle hükmediyor sahibi olduğu ‘el’e. Trans, en az otuz delikle uzanıyor yere. Tutamadığın siyah ince çorabı kaçıyor gözünün önünde. El, bir bidon benzin döküyor otuz delikli ölüye ve zipposuyla alevler armağan ediyor geceye. İzbeler transın ateşiyle aydınlanıyor. Tanrı, gökyüzünden bakıp, hatalı imalatın recycling’ini yaratmayışına üzülüyor olmalı sanıyorsun. Her zamanki gibi yanılıyorsun. Yanmış et kokusu sarıyor atmosferi, insan olma yolunda ilerlediğini sanan kolpa bir medeniyet doluyor ciğerlerine. Tüm organların aynı anda isyan ediyor, miden bir adım önde ama. Kusmaya başlıyorsun.

Bir satır daha...

İçinde ne varsa şehre döktükten sonra sarhoşluğun başına iyice vuruyor. Sen değil, sanki yollar ilerliyor. Bir kadın çarpıp geçiyor yanından sendeleyerek, yirmilerinde olmalı. İncecik, zayıf mı zayıf, gözlerinde asılı dehşeti fark ediyorsun dönüp şaşkınca sana baktığında. Gözleri sana, “Kurtar beni,” diyor, anlamıyorsun. Bir an büyüyor kadının okyanus gözlerinin bebekleri, arkana bakıyor. Bir uğultu kaplıyor dünyayı, bir boğuk patlama sesi. Okyanus gözlerin ayakları, bir saniyeliğine kesiliyor yerden. “Ya toprağın” kısmına gelmiş, sonu trajediyle biten bir saplantı hikâyesi kalıyor geride. Bir de okyanus gözlerin bedenindeki fişekler. Nereden geldiği belli olmayan amcalar doluşuyor ardından ortalığa. İyi halden dört beş yıla salınacak, yeni yeni “Ya benimsin” cinayetinin mimarını alıyorlar yanlarına. Sen uzaklaşırken, birkaç amca kalıyor, öldüğünü savcının açıklayacağı, legal olarak hala diri maktulenin yanında.

Bir satır daha...

Kirleri kadar iz bırakır gerçekler. Bıçak yarası gibi, bedenin çürüyene dek zihnine kazınır. Gece ve şehrin sürprizlerinden bıkmak yok, yola devam diyorsun. Pornografiye karşı koyamıyorsun artık belli ki. Oturup tadını çıkarma vakti diyorsun belki de. Ne ateşin kaldı, ne kırgınlığın baksana. Huzur içinde evine dönebilirsin artık. Belki bir haber kanalı açıp, cemaat yurtlarında tecavüze uğrayan çocukları izlersin, belki madenlere diri diri gömülen madencileri, kim bilir belki dokuz yaşındaki çocuklara tecavüz eden yaratıkların nasıl iyi hal indirimi aldığını görür daha bir keyifle kurulursun koltuğuna. Üçüncü sayfa haberlerinden keyif aldıkça git gide koyunlaşır, belki de ağzına bir ampul takıp çığlık çığlığa orgazmın doruklarında dolaşırsın Hüloooğ!

Dön köşeyi, evi buldun sayılır, adımlarını sıklaştır. Açık hava iyi geldi, sabret. İki adım daha...

BAAM!

Kararıyor ortalık gördün mü? Düğün konvoyundan gelmiş olmalı yediğin bir liralık kurşun. Gece seninle başladı, seninle bitiyor. Kanın, diğer masumların kanına karışıyor yavaş yavaş. On beşinde bir genç, elinde telefonla yanına geliyor. Gencin masum yüzüne umutla bakıp, çaresizce “Ambulans!” diyorsun içinden, “Hastaneyi ara noolur!” Genç telefonunu panik içinde çıkarıp hızla canlı yayına geçiyor, senin ekran giderek kararırken, milletin ekranı daha yeni şenleniyor. Taze dışkıya üşüşen sinekler gibi üşüşüyor takipçiler bir anda. Belki de bir ulusal kanaldasın şu an kim bilir? Yine de bir snap atmadan ölme sen olur mu? Face ve insta var daha sırada ve biraz daha acı lütfen.

Nihayet her şey tamam, şimdi huzurla ölebilirsin artık, byee!

Bir satır daha...

...


Twitter'da Paylaş
1

YORUMLAR


Nevcan Gemici
Çok güzel bir yazı olmuş
12:07 AM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR