Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

28 Ağustos 2020

Öykü

Konyak Havasıdır

Didem Keremoğlu

Paylaş

8

3


Yaşlılığın yüze yansıyan o mat ifadesine rağmen hâla çok güzeldi. Uçlarına doğru cılızlaşmış duman grisi saçlar; yüzünde yaşanmışlığın derin izleri…

“Hoş geldiniz,” dedi. Mavi damarlı göz kapaklarının ardındaki ela gözler bulanık, ifadesiz…

“Teşekkür ederim beni kabul ettiğiniz için, aslına bakarsanız hiç umudum yoktu,” diye cevapladım.

“Yalnızlık insanı arsız yapıyor. Prensiplerini bir kenara koyduruyor…” dedi. Hiçbir yorum yapmadan yavaşça kayıt cihazımın düğmesine bastım.

“Yaşlılıksa haysiyetsiz bir durum.” Tonlaması müdanasızdı.

Bir gece önce yağan kar bahçedeki cılız iki ağaçla, süs havuzunun kırık taşlarının üstünü örtmüştü. Otoparktan binaya biraz önce temkinli adımlarla yürüdüğüm yol buz tutmuştu bile… Bir an için camın dışındaki kimsesiz manzaraya dalmıştım ki bronşitli öksürüğü beni ondan tarafa döndürdü.

“Hava da iyice kışladı,” dedi. Gözü omuzumdaki çantada…

“Eliniz boş gelmediniz diye umuyorum!” Çattığı kaşlarının arası kalın çizgilerle dolmuştu.

“Aa evet, evet. Tabii… ” gibi bir şeyler mırıldandım. Çantamdan çıkardığım cep konyağıyla iki ufak su şişesine böldüğüm votkayı aramızdaki sehpaya bıraktım.

“Ortadan kaldırın getirdiklerinizi lütfen. Kolunuzu dayadığınız yastığın arkasına koyun. Ben sonra hallederim,” dedi. Bakışlarını sehpaya kilitlemişti.

“İçtiğimi bilirler ama görülmesini istemezler. Nerede kalmıştık?” Yüksekten bakan bir tavrı vardı.

“Uzun yıllardır röportaj vermiyordunuz, niye ben diye sormak isterim?” dedim.

“Dedim ya, yalnızlık insanı haysiyetsiz yapıyor.” Saçlarının yarısından fazlasını açıkta bırakan, empirmesi solmuş eşarbını başından yavaşça sıyırdı.

“Yazılarınızda hep sinema var. Biraz da o yüzden seçtim sizi. Eh bir de söylediklerimden alınacak hemen herkes öldü…” dedi.

“Sizi üzmeyi arzu etmesem de yangını sizden dinlemek, yaşanan felaketin gerçeğini öğrenmek isterim,” dedim.

Biraz durduktan sonra:

“Biliyorsunuz Arabistan toprağında doğdum ben, dedem Arabistan’daki ordulardan birinin başındaydı. Dedem’le İmparatorluk aynı yıl öldüler. Paşa torunluğundan yokluğa düşmek insanı acımasız kılar.”

“Zor dönemler geçirmişsiniz, babanız da siz çocukken vefat etmiş. Anneniz yeniden evlendiğinde…” cümlemi tamamlayamadım.

“Camın dışına bıraktığım az bi şey meyve suyu var, içine bir kaç damla getirdiğinizden koyunuz lütfen.” Pencereye doğru sabırsız bir el hareketi yaptı. Camı açtım; yüzümde linyit esintili bir rüzgâr… Yakıcı bir soğuk… Batmakta olan günün alacası tül inceliğinde yağan karla sislenmişti.

“Anneniz yeniden evlendiğinde çocuktunuz sanırım, diye devam ettim. Bir yandan da votkayı meyve suyuna boca ediyordum.

“Çocuk değildim, on üç falan vardım. Zaten on beşte evlendirdi üvey babam beni.”

İçkisinden cömert bir yudum aldı. “Kocam benden yirmi yaş büyük bir sonradan görmenin tekiydi.”

“Kızınızın babası mı?” dedim.

“Kızımı sormayın. Cümle âlem kızımın benimle görüşmediğini bilir.” Baş parmağıyla işaret parmağının arasında tuttuğu sigarasından derin bir nefes çekti.

“Sonraki eşiniz aktör Cihat Bey ile dillere destan bir aşk yaşadınız…”

“Ben hiç âşık olmadım kızım; yalnızca terk etmekten haz aldım. Hiç benim gibi kadına inanılır mı? Cihat’la da tiyatro dünyasına adım atmak için beraber oldum. Dünya alık dolu!”

“Peki ya son eşiniz…” Sözümü henüz bitirmemiştim ki…

“Sahi, bir tek o hayatta. Onu sorma.” dedi.

Ne duvarlarda ne sehpada ne de komodininin üzerinde tek bir resim vardı! Kapının arkasında kalan gardrobun sırı dökülmüş aynasını eski günlerinin ihtişamını taşıyan İspanyol dantelinden siyah bir şalla örtmüştü. Yatağın üstünde ağız tarafı beyaz şeritli bir hastahane battaniyesi atılı… Rengi bozlaşmış tülden içeri düşen cılız kış güneşi odanın zavallılığını daha da açığa çıkartıyordu.

“Kar topluyor; bakarsınız bu gece misafirim olursunuz…” Gülüşü tarazlı, yüksek! Oysa konuşurken sesi çok gençti.

“Cihat kocamın çevresinden biriydi. Tiyatrosu vardı. İyi bir aktör, serseri ruhlu bir gönül avcısı… Kocam olayı anlayınca sessizce boşandık. Sessizliğin şartına uydum; kızımı babasına bıraktım.” Yaşanmışlıklarının sırasını karıştırmıştı.

Düzeltmedim.

“Çok geçmedi Cihat’la evlendim. Sosyete yıkıldı tabii, O da bunu paraya çevirmeyi başardı. Beni sahneye çıkardı.” Votkadan mıydı ya da canlanan anıların sebebine mi bilemedim? Gözleri çakmak çakmak olmuştu.

“Cihat içkiyi arttırdıkça ben de yasak aşklarımın sayısını arttırdım…” Konuşması sık sık öksürük nöbetleriyle bölüyordu.

“Fotoğraf da alacaksınız herhalde? Yatağın üstüne bıraktığım ekipman çantama bakıyordu.

“Bana kapının arkasından tayyör üstümü veriniz. Oturduğum yerde ve yalnızca büstümü resimleyin lütfen. Soldan profil vereceğim. Işık arkadan gelecek. Kar manzarası baskın plan olsun,” dedi. İstediği gibi de oldu.

“Simon da fotografçıydı.” Birden sustu.

“Simon; hani şu Yahudi asıllı filmic,” dedim.

“Musevi!” Gözlerimin içine buz gibi baktı.

Birden odanın kapısı sertçe açıldı. Kapıyı vurmak ya da bir “iyi akşamlar” olmaksızın! Yemek gelmişti.

“Dışarısı tipiliyor,” dedi. “Konyak havasıdır.” Yatağın üstüne bırakılan tepsiye yan gözle dahi bakmadan…

“Cihat, Simon’la ilişkimi öğrenince araya dostlarını soktu, maliyesiydi, mafyasıydı adamı önce borçlandırdılar, sonra her şeyini elinden aldılar. Karısı ve çocukları da terk edince…” Kâğıt bardaktaki konyağını bir dikişte bitirdi. Sigarasının külleri ceketinin yakasında yol yapmıştı. Tırnakları sapsarı, parmak uçlarında –eski sigara yanıkları olduğunu düşündüğüm– rengi koyulaşmış nasırlar vardı. İzmaritini bırakması için kül tablasını iyice önüne doğru ittim.

“Cihat adamın film şirketini icradan satın aldı.” Cam, yarısına kadar karla kaplanmıştı.

“Nevres Hanım, icradan kocanıza geçen şirketinin hesabına çekilen şu meşhur filminiz sırasında Simon Bey’in intiharı gerçekleşiyor…” Sesim fısıldamakla, konuşmak arası bir tonda…

“Sözde intikam aldı benden. Aptal adam!” Kesik kesik öksürdü.

“Filmimin gala gecesinde hem de! Lanet filmin çekildiği platoyla beraber yaktı kendini.” Yumruk yaptığı elini diğer elinin içine hapsetmiş sıkıyor, sıkıyordu.

“O şâşâlı günler… Onca gürültü! Hepsi bu sessizlik içinmiş,” dedi.

Bir süre sustuk. Ateşi ateşine yaktığı sigarasından derin nefesler almayı sürdürdü. Sonra başı hafifçe yana düştü, uyumuştu. Parmaklarının arasındaki izmariti usulca aldım. Yataktaki battaniyeyi yavaşça üstüne bıraktım. Odadaki sigara kokusu saçıma, giysime, her yerime sinmişti. Sessizce koridora çıktım.

Koridor buz gibiydi.

“Alo, anne beni merak etmeyin. Röportajım uzuyor. Taksi ile döneceğim.” Evi aradım..

İnce ince titremem yalnızca soğuktan mıydı?

YORUMLAR

merih nesrin yalçın

çok güzel bir öykü, ellerinize, yüreğinize sağlık

28 Ağustos 2020

Bulent Leventler

Kutlarım Didem, çok güzel olmuş

29 Ağustos 2020

Nazan Çinko

Duyguyu çok güzel aktarmışsınız. Elinize sağlık.

29 Ağustos 2020

Öne Çıkanlar

Jaws’a alternatif isimlerOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

B. Y. Genç

26 Temmuz 2025

Arjantin’den Türkiye’ye… Anılar ve Kit..

Patricio Rago bize kitapları, sahafları, müşterilerini anlatırken aslında dünyayı anlatıyor. Ve biraz da yazmaya giden yolu.Tamamen kitaplara dair bir kitap okudum ve okuduğum günden beri yazı yazmak için avuçlarım kaşınıyor. Hayatta en..

Devamı..

Bir Ada İhtimali ya da İnsanlığın Sonu..

S. E. Breitegger

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024