Yaşlı adam başını kaldırdığında pencere kenarına konan iki kumruyu gördü. Okuduğu kitabı yavaşça sehpaya koydu. Bu durumda okumaya devam etmesi imkansızdı. Radyonun da sesini kıstı. Oldum olası kumruların hayranıydı. Onları ürkütmemek için aralık olan tül perdeyi de kapattı. Kaçıp gitmelerini istemiyordu. Melahat Hanım ise kumruları elleriyle beslerdi, kumrular ona alışkındı. Adam ise kendisini bir türlü kumrulara kabul ettirememişti. Melahat Hanım bu fırsatı kaçırmadı, “Tabi canım, onlar bilir kime geleceklerini” dedi gülerek. Adam kuşların ağzındaki çerçöpü görünce, heyecanla karısına seslendi. “Koş Melahat koş!” Kadın mutfaktan umarsız, yorgun sesiyle cevap verdi. “Kim geldi. kim?” “Onlar işte. Koş!”
Geçen yıl, panjurla pencere arasına yaptıkları yuvayı ve ardından sevinç çığlıklarıyla, yumurtadan çıkan yavruları heyecan içinde izlemişlerdi. Çocukları evlenip gittiklerinden beri, kuşlarla, çiçeklerle oyalanıyorlardı. Kocasının heyecanlı sesinden değişik bir şeylerin olduğunu anlayan Melahat hanım, terliklerini sürükleye sürükleye salona geldi. “Ne var ayol! Yemek yapıyorum. Ne istiyorsun?” Yaşlı adam, parmaklarını dudaklarına götürerek, “Şişşşşş!” dedi, eliyle gel, gel işareti yaptı. Melahat Hanım bu sefer ayak parmaklarının ucuna basarak pencereye yaklaştı. Ağızlarında dal parçalarıyla pencere kenarında gezinen kuşları görünce gülümsedi. Belli ki yuva yapmaya gelmişlerdi. Ağızlarındaki dalları nereye yerleştireceklerine karar vermek için, bir o yana bir bu yana gidip geliyorlardı. Her ne kadar pencereyi pisletseler de sırf kocasını memnun etmek için sesini çıkarmıyordu. Yoksa şu kumrular yavrular uçup gittikten sonra pencereyi öylece pislik içinde bırakıp ortadan kayboluyorlardı.
Melahat Hanım tül perdeyi aralayıp onları izledi. Yaşlı adam, kaçacaklarını düşünerek, kenara çekildi. Dönüp karısına baktı. Adamın ilgisini çeken kuşlardan çok, karısının davranışlarıydı. Ne yapıyordu da bu kuşlar kaçmıyordu ondan? Melahat Hanım yavaşça pencereyi açtı, birisi uçup gitti. Kalan kuş, kadını izliyordu. Pencere kenarındaki çalı çırpı dallarını alan Melahat Hanım, onları eğip büktükten sonra pencerenin kenarına tutuşturdu. Kalan kuşa seslenerek, “Hadi gel hadi, yeni yuvanı buraya yaparsın,” dedi. Kenarda kadını izleyen kuş, ağzındaki dal parçacıklarını özenle diğer dallara yerleştirmeye başladı. Melahat Hanım yine sessizce pencereyi kapatıp, adama döndü. “Ben gidip yemeğe bakayım. Yoksa yanacak. Gelirlerse görünme, seni görünce korkuyorlar.” Adam heyecanla karısının önünü kesti. “Söylesene nasıl oluyor da senden korkmuyorlar?” Melahat Hanım gülümseyerek, “Sen korkuyor musun benden?” dedi. Yaşlı adam ne diyeceğini bilemedi, gülümsedi, “Yooo” “O da korkmuyor işte.” Yaşlı adam kafasını kaşıyarak tekrar sordu. “Benim anlamadığım, birisi gitti, ama kalan senden hiç korkmadı.” Melahat Hanım hafifçe iç çekti, “Korkmaz. Çünkü o Anneydi. Hadi beni oyalama mutfakta işim var,” diyerek, mutfağa yöneldi. Yaşlı adam karısının arkasından öylece bakakaldı.






