Manolya
23 Ekim 2019 Öykü

Manolya


Twitter'da Paylaş
0

Beyaz nevresimler arasındaydık. Saçlarımız yastık yüzünde kayboluyor, ayak parmak uçlarımız birbirine değiyordu. Memelerim onun kahramanı olmuştu dün gece, bu sabah da görevlerini başarıyla devam ettiriyorlardı. Uçlarında manolyalar vardı memelerimin, eski usul kokulandırma biçimiydi bu. Bir kitapta okumuştum. Sabah saksının ıslak toprağından aldığım iki minik manolyayı meme uçlarıma sıkıştırıyor, suyu çıkana kadar orada bekletiyordum. Ne güzel kokuyordu memelerim. Kimdi onu söyleyen şair, hani memelerim kahramandı diyen. Parmak uçlarını saçlarımda gezdiriyordu, memelerim kollarındaki bene denk düşmüştü. Sakız gibi bembeyaz pikenin içi manolya ve şehvet kokuyordu. En son ne zaman biriyle sevişmiştim? Kimdi en son ensemden terini akıtan, ya da manolyalarımı alaşağı eden? Parmakları saçlarımdan ayrılıp ta kasıklarıma inince, kar yağdı nevresim altına. Üşüdüm, o üşüdü mü bilmiyorum. Gözleri şehla bakan bir nehre benziyordu. Ve sanki anlamsız akıyordu herhangi bir denize. Kasıklarımda gezen parmaklarını, sol elimin nezaketiyle yukarı çektim. Yanağımdan ağzıma doğru çıktı, orda durdu. Ağzım da kasığımdaydı benim, o bunu bilmiyordu. Bütün bu olanlar ikimizi de şehvet içinde bırakıyordu. Tanımıyorduk birbirimizi bir önemi yoktu zaten bunun ikimiz açısından da. Havada, karada, yazlıkta, barda, su altında, tuvalette… Nerde tanıştığımız belirsiz, tarihsiz, belki kayıp. Bizi şehvete sürükleyen damalarımız akıp gitmişti çarşaf altından. Sabah sevişmesi herkese iyi gelir mi bu kadar? Kırklı yaşlarında olmalıydı. Yüzünde belirgin çizgiler vardı. Diş etleri mor, tırnakları uzun, bacakları kaslıydı. Ağarmış göğüs kılları arasında duran siyah tüycükler beni rahatsız ediyordu. Neden? Gençlik cehennemdi, çocukluktan hallice bir cehennem. Saçları omuz başlarında, yeni kesilmiş, Makas izleri duruyordu saçlarında. Damlacıklar akıyordu yastığa. Yalnızca yüzü terlemiş, elleri sağa sola düşmüş, takatsiz kalmıştı. Yaşlı değildi ama sırtında dünyalarca ağırlık vardı. Tanıdık geliyordu her hali bana. Kimdi bu? Ben miydim yoksa ben, durmadan takip eden yaşlı karga mıydı? Annem öldüğünde bende böyle hissetmiştim. Annemi hatırlayınca sağ bacağımdaki siyah doğum lekesinin gözü kaydı bana. Gözleri vardı o lekenin, anneme de söylerdim bunu, inanmazdı bana. Bu adam inanır mıydı? Kırk yaşına bastığım o sarhoş gecede, tanımadığım biriyle içki içerken görmüştüm yanımda yatan adamı. Ne zamandı? Kaç kez sevişmiştik. Beni öldürür müydü? En son babam öldürmüştü beni. O başka bir masada yalnız içerken benim yanımdaki adam sarhoş olmuş, kafasını masaya bırakmış öylece inliyordu. Yalnızlık bana tuhaf geliyordu. En son nezarethaneye düştüğümde yalnız kalmıştım. O gece yaşadıklarım yeniden üzerime çöreklenmesin diye her gece biriyle yatıyor, biriyle uyanıyordum. Nezarethaneye düştüğüm o akşam, bir olaya karışmıştım. Hatırlıyorum, bir kuş önüme düşmüştü; saçları kızıl, gövdesi uzunca. Ürkek bakıyordu bana. Kızıl saçları arasında bir darbe vardı. Biri taşla vurmuştu kafasına, ezmişti o yanını. Sonra onu önüme bırakıp gitmişti. Ben onu avucuma alıp, bir taksiye binmiş doktora götürmüştüm. Kim haber verdiyse polislere, hastaneye gelmiş beni alıp götürmüşlerdi. Kuş ölmüş müydü? Polis otosu leş gibi sidik kokuyordu, ben de işedim. Meraktan. Kuşun kızıl saçları arasındaki eziği merak ettim, işedim. Merak etmesem yine işer miydim? Pek tabii. Polislerle çay içtik sonra bana viski ısmarlamak istediler. Hay hay dedim. Sesim gür, bacaklarım tıraşlı, ellerim kollarım temizdi. Komiserin odasında sırayla viski içtik! Bir kadehte bitirdim işlerini. Sabaha kadar pamuk gibi oldular. Kuşu sordum, “Ölmedi dert etme yavru,” dediler. Hallendiler. Azı dişleri kanıyordu hepsinin. On yaşımı hatırladım. Babam annemi doğramıştı evde, sarı sarı etlerinin ucundan kan akıyordu parkeye. Ben öbür odada babamın bıçağını temizlerken kendimi kesiyordum, öyle etimden değil, içimden. On yaşımın sabahı böyle başlasın istemezdim. Annemin kesik kafasını tıraşladı babam. Ben bıçak temizlemeyi bitirmiş, ona yardım ediyordum. Uzun, gür, dalgalı, temiz saçları vardı. Yazmasının altında tel tel akardı yemek yaparken. Komşunun kanserli karısına satacaktı babam saçları. O kadınla çılgınca sevişirken onu öldürmeye de ikna etti herhalde. Yalnızca saç değildi mesele, babam annemi sevmiyordu. Annem saçlarını vermezdi başka türlü. Babam doğradı annemi. Saçlarını kadına verdi, parasını aldı. Annemi arka bahçeye gömdük, yerini unutmamak için yazmasının kenarını dışarda bıraktım. Manolyalar ektim kenarlarına. Memelerim büyüyordu. Onlara lazımdı. Kuş ölmüştü. Yataktan kalktım. Yerde alev vardı, tanrının saçları kesilmiş üzerine basıyordum. Tanrı makas kullanıyor muydu? Aklım kuştaydı, nasıl ezilmişti, nasıl kıyılmıştı kızıl saçlarına. Gözleri ne renkti, en son ne zaman birini öpmüştü. Giyindim. Adam yatakta bir on yana bir bu yana dönüyordu. Yarı çıplaktı hâlâ. Saçlarımı taradım, göğüs ucuma manolya koydum. Çıktım. Kuş ölmüştü. Kim ezmişti kafasını.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR