Evet bu benim köyüm.. Bu karanlıkta bile hemen tanıdım. Gerçi pek karanlık sayılmaz, mavilik daha çok. Resme bakmıyorum da resmin içindeymişim gibi. Başımı en sağımdan en soluma kadar döndürdüğümde bile hâlâ resmin içindeyim. Köyün ön tarafından (güneyden) bakıyorum. Ne güzel bir resim. Özlemediğimi sanıyordum. Evet ortadaki cami, hemen yan taraf, halamın (o öldü) oturduğu mahalle. Arkasındaki tepe de karanlık bir blok halinde yıldızlı gökyüzünden ayrılıyor. Mezarlık. Ölülerimiz orada. En son ninemi gömdük oraya. Ben hiç gitmedim mezarına, istemem. Toprak ve taş yığını için oturup ağlamayı hiç beceremedim. Bir keresinde doktorum, ölümü kabullenemediğim için mezar ziyaretlerine gidemediğimi söylemişti. Belki haklıdır. Daha solunda, aşağılarda okulun çatısında yıldızlar göz kırpıyor bana. Okulum, bir masaldan bana bakıyor sanki. Gerçek olamayacak kadar parlak bir gece. Hem de nasıl bir parlaklık, masmavi. Hiç böyle bir gece görmemiştim. Ay da çok büyümüş, gazetelerin söylediği süper ay böyle bir şey demek. Çok seyrek görünüyormuş, haberlerde öyle deniyor. Böyle bir mavi ayın tekrar görünmesi için yüzyıllar geçmesi gerekiyormuş. Ben ilk kez şahit oluyorum. İlk ve son kez. Bir daha böyle bir maviliği göremeyecek olmak rüyada bile içimi burkuyor, uyandırıyor beni. Mavinin koynundan çıkmak istemiyorum. Tekrar rüyama dönüyorum. Akşamdan beri uyuyorum, hiç doymayacağım galiba uykuya. Herkes uyumuş, tabi uyur, gece, hem de yıldızların böyle yıllanmış bir parlaklığa büründüğüne bakılırsa çok ilerlemiş. Bu maviliği kimseye anlatamayacak olmam ne hüzün verici. Şimdi mi uzansam kalemime, şöyle bir kaç kelime yazsam, belki biraz anlaşılır kılarım da okuyan herkes bu güzelliğe şahit olur, ama öyle bir uykudayım ki, elimi kıpırdatamıyorum. Zaten öyle halsizdim ki yatağa attığım gibi kendimi, gözlerim kapanıverdi, ilacımı bile alamadım. Neyin yorgunluğu bu acaba. Köyüme uzaklığımın mı. Kalemi alıp bu mavi görüntüyü yazmak yerine köyüme bakmaya devam ediyorum. Şu an bu baktığım yerler köyün içi olmuştur belki ama o zaman, yani çocukken, köyün adamakıllı dışıydı. Gece gezmelerinde, sobe oyunlarında oralardan geçmek büyük cesaret sayılırdı. Daha dikkatli baksam o çocukluk oyunlarımı da görebilir miyim acaba. Okul önünden geçen derede de yıldızlar var. Tanrım ne kadar güzeller. Ördek sesleri yalıyor kulağımı, gece kuşları. Evim mi, tam karşımda, evimizin (şimdi terkedilmiş olan evimiz) en yakınına oturup gözlüyorum köyü. Ola ki uzaklara gitmekten korkmuşum. Işıkları sönük evimin. Onlar da uyumuş. Oyun arkadaşlarım da şimdi uyuyorlardır. Keşke gelseler, biraz oynasak. Çağırsam mı acaba. Kim inanır ki benim onların arkadaşı olduğuma. Büyük olasılıkla, gece, tanıdık birinin kılığına bürünerek gelip evden birilerini götüren cinlerden biri sanırlar beni. Gecenin bu saatinde normal (cin olmayan) biri gelip çocukları oyuna çağırır mı hiç. Ne çok anlatılırdı çocukluğumda, cinli hikayeler. Gelin, benim ben, cin falan değilim, sizin arkadaşınızım, çok özledim sizi, kendimi, oyunlarımızı. Gelin oynayalım, desem, inanmazlar. İnanmazlar ve bu mavi geceyi de bana zehir ederler.
Seyretmeye devam ediyorum. Nasıl bir özlemmiş, karanlıkta bile izlemeye doyamıyorum. Üstelik köyüm, sadece ufuk çizgisindeki şekiller olarak duruyor. Ama yine de ne kadar tanıdık. Herhalde görünmeyen kuytu yerlerini ben oluşturuyorum. Şu içinden yıldızlar şavkıyan dereden az önce bir çeşme var. Çeşmenin başında kadınlar olurdu. Gece de. Şimdi oradalar mıdır. Gitsem. Ama korkuyorum. Cinlerin çeşme başındaki kadınların kılığına girdiğini de çok duymuştum. Korkuyordum. Ama oradalarsa çocukluğumun kadınları, belki özlem giderirdim. Beni çocuklarıymış gibi sevmelerini özledim. Sesler geliyor çeşmeden. Yavaşça ayaklarımı sürüyorum. Gerçi ay çok aydınlatıyor ama sonuçta gece. Ve gece hep korkutmuştur beni. Sesler geliyor oradan. Bu saatte de mi çeşmeden su taşıyorlar. Evet olabilir, bu güzel gecede yarının işini yapacak çalışkan bir kaç kadın her zaman çıkardı. Sesler tanıdık mı. Daha az korkuyorum sanki, sesleri tanımaya başladıkça. Serin geceyi kadınların gülüşleri dolduruyor. Çocukluğumun kadınlarıyla karşılaşacağım için hafif bir telaş alıyor beni. Çocukları sorarım. Onlar benim cin olmadığımı bilir ve çocuklarını uyandırmaya giderler belki. Su şırıltıları, gülüşmeler. Kadın gülüşleri de pek güzelmiş. Su sesi de öyle. Çeşmeye daldırılıp doldurulan küçük kovalardan büyük kovalara şırıl şırıl dökülen su sesi. Çeşmeden su almak için de epey eğilmek gerekirdi. Derin ve karanlıktı içi. Tek başıma korkardım çeşmeden. Ama kadınlar var şimdi. Yetiştim. Hiç tuhaf karşılamadılar. Bu gece ne aradığımı soran olmadı.
"Çocuklar nerede, gece çok güzel, onları çağırmak istiyorum ama utanıyorum, bu saatte anneleri izin vermez diye."
"Ay yerim senin utanmanı, bütün anneler buradayız, bizden mi utanıyorsun."
"Eve gidince benim yanıma gönderir misiniz onları."
"Onlar zaten evde değil ki, böyle bir gecede evde kalınır mı."
"Neredeler."
"Yukarı çeşmede."
Yukarı çeşme. Köyümün üç çeşmesi vardı. İçme suyu için köy çeşmesi. Biraz ötede orta çeşme dediğimiz, gene suyu içilen ama kimsenin su almak için pek uğramadığı (su boldu çocukluğumda) çeşme, bir de en uzaktaki, daha büyük, kadınların çamaşır yıkadığı, hayvan sürülerinin su içtiği çeşme. Çocukken içinde yüzdüğümüz, erkek olduğumuzu ilk anladığımız çeşme buydu. Çocuklar oradaymış, arkadaşlarım. Ama oraya gidemem. Zaten en yakın çeşmeye bile gitmekten korkarım.
"Oraya gitmekten korkuyorum."
"Biz seni götürürüz, ne kadar güzel bir gece değil mi, zaten insanı uyku mu tutar böyle mavi bir gecede"
Su kovalarını, kahkalarını çeşmede bırakıp beni aralarına aldılar, yürüdük yukarı çeşmeye doğru. Çocukluk arkadaşlarımı da görecektim bu akşam. Sobe oynayacaktık belki de. Birden kadınlardan biri beni kucağına aldı. Göz göze geldik. Tanıdığım komşu kadının gözlerinin büyüdüğünü gördüm. Kahkahaları da şirinlikten uzaklaştı sanki, korkutucu olmaya başladı. Kucaktan kucağa gezdirildim. Etraf sessizleşti. Yukarı çeşmeye daha çok var mıydı. Köyün ışıkları sönüktü, mavi ay da küçülmeye başladı, köyün önündeki ilk tepeyi aştık ve köy görünmez oldu. Gece mavilikten karanlığa geçti. Yoksa cinler miydi kucaklarında olduğum. Gece, ilerledikçe karanlık oluyordu. Ağlamaya başladım. Beni susturmak için tekrar şirinlikler yapmaya başladılar. Gittik, ama bir türlü yetişemiyorduk yukarı çeşmeye. Bu kadar uzak değildi. Hatırlıyorum.






