Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

2 Aralık 2021

Öykü

Medeniyeti Kurtarmayı Elimin Tersiyle Nasıl İttim?

Kadir Burak Selvin

Paylaş

4

2


Kalabalıktan kurtulmak için bir bara girdim, şans ya içerisi pek kalabalık değildi. Noel ağaçlarıyla süslenmiş bir duvar karşıladı beni. Karşısındaki duvarda da bir elektro gitar, markası Jackson. Müziğin sesi konuşulanları üçüncü bir kişiye duyurmayacak kadar yüksekti ve bu iyiydi. Mekânın gediklileri her zamanki yerlerindeydi. Barın önüne oturdum, yan sandalyede fötr şapkalı biri oturuyordu. Zippoyla sigarasını yakarken, Clint Eastwood’un gençliği kadar karizmatik görünüyordu... vay canına. Ben de öyle yakabilirdim sigarayı. Önce ondan sigara istedim ardından da çakmağını. Beceremedim. Tüttürdüğümde öksürdüm.
“Daha önce sigara içmedin galiba.”
“Hayır. Denemek istedim.”
“Kötü bir gece mi?”
“Herhangi biri işte.”
Konuşma yapısından Türkiye’de yaşamadığını anlamak güç değildi. Türkçe biliyordu ama nadir kullanıyordu.

“İstanbul’dan değilsin sanırım,” dedim.
“Bırak İstanbul’u, Türkiye’den bile değilim.” dedi.
Bir bira söyledi.
“Bak kardeşim yarın İngiltere’ye geri döneceğim bu gece ülkemdeki bir insanla tanışmak istiyorum. Sen kimsin, ne iş yaparsın, kaç yaşındasın? Anlat biraz.”
“Oradan nasıl görünüyorsam öyleyimdir. Sıfatların, sayıların önemi yok”
“Bırak şimdi bu ayakları. Kendine ait bir tarzın var anladık. Bunu sen kapıdan ilk girdiğinde anlamıştım. Duvarlara baktıktan sonra dosdoğru buraya geldin. Kafamda bu akşam seninle arkadaş olmak var. Eğer iyi anlaşırsak sana bir şey vereceğim ve bu şey senin, ailenin tüm tanıdıklarının hayatını değiştirebilir.”
“Oradan nasıl gözüküyorum? Gram umurumda değil ama madem ben kapıdan girer girmez bir tarzım olduğunu hissettin, söyle bakalım ben nasıl bir insanım?”
“Bilmiyorum. Kötüyümdür bu konularda. Yirmi bir veya yirmi iki yaşında gözüküyorsun. Sanatla ilgili bir şey mi okuyorsun?”
“Hayır, yirmiye merdiven dayadım. Lise mezunuyum, bir işte çalışıyorum”
“Ben de yirmi bir yaşındayım. İngiltere’de resim okuyorum. Brighton duydun mu? Çok boktan yer.”
“Portre çizebiliyor musun?”
“Elbette.”
“Bunu sana diyen kaçıncı kişiyim bilmiyorum ama benim portremi çizmek ister misin?”
“Geçelim artık bunları. Gerçekten çok sıkıcı. Şu aralar büyük bir karmaşıklığın içerisinde ilerliyorum.”
“Karmaşıklık mı? Hepimiz gibi. Senin derdin ne?”
“Bir bilsem... Zaten son durak olarak seninle konuşuyorum. Sonuçta beni hiç tanımıyorsun. Evlerimize giderken edindiğin bilgilere göre söyle bakalım bana ben neyim, kimim ben anlat. Biralar benden. Sana bir şey vereceğim kalkarken.”
“Sen sensin kendinden kaçışın yok alış buna.”
“Aynen öyle.”
“Yollarımız ayrılana kadar beklemene gerek yok, bak çözdüm seni.”
Bir sigara daha yaktı. Dikkatle izledim, ileride sigaraya başlarsam kesinlikle ben de böyle yakmalıydım.
“Felsefeyle ilgileniyor musun?”
“Herkesten biraz daha fazla”
“Doğru. Bu güzel. Anlat.
“Neyi anlatayım?”
“Görüşlerini.”
“İnsanların ve dünyanın pek bir şeye değeceğine inanmıyorum. Yeterince açık ve kısa oldu mu?”
“Katılıyorum. Ama neden bu sinir bu öfke?”
“Uzun zaman sorunu kendimde aradım nerede hata yaptığımı düşündüm fakat sorun bende değil. Bende olsaydı kendimi değiştirebilir her şey bambaşka olabilirdi. Evet sorun bende değil başkalarında. Benim tek sorunum ise kendilerine insan diyen adilerle.”
“Sana bu sözleri söyleten ne peki? Senin yaptığın gibi ben de kendimi sana açacağım ama korkarsın diye yavaştan alıyorum.”
Ben? Korkmak? ha-ha.
“Toplumun doğrularını değil, kendi kalbimden ve beynimden geçenleri söyledim hep.”
“Aynı hatalar demek ki, içindekileri filtreden geçirip de söyleyecektin, her şeyde bu böyle. Aşkta, arkadaşlıkta, okulda, sokakta.”
“Filtreye gerek yok, ne birinden korkuyorum ne dışlanmaktan ne de yalnız kalmaktan. Tek korkum içimden geçenleri söyleyememek.”
“Şaka gibi ama aynı şeyleri yaşıyoruz. Yani sanırım. Belki de şu anki geçtiğimiz dönemden kaynaklanıyor, bilemiyorum.  Daha geçen hafta okulda disipline gittim. Her istediğimi söylediğimden dolayı. Nerede akademi özgürlük diye bağırdım. Atılıyordum.”

“Kim törpülenmeden okuldan çıkabilmiş ki? Mezbaha gibi girdikten sonra kimi çıkışta but oluyor kimisi döş.”
“Aynen öyle. Beyninin yıkanmasına asla izin vermemelisin, yoksa biricikliğin kaybolup gider. Her neyse işte okulda toplumdan dışlandım.”
“Toplumdan dışlanarak pek bir şey kaybetmedin emin ol.”
“Eminim, öyle de zaten ama yirmi dört saat geri zekâlı koyun sürüsünün içerisinde olduğu zaman insan kendini kötü hissediyor. Sınıftaki herkesin deli gözüyle bakması hoş değil. Fikirlerini anlatıyorsun evet çok doğru çok ilginç diyorlar, sonra eee diye konuyu değiştiriyorlar.”

“O günden beri yazıyorum ben.”
“Birader kendi bildiğinden şaşma, yalnız kal, tek yaşa ama bildiğine inan. İleride ne olmak istiyorsun peki.”
“Ölü olmak hoş olabilirdi.”
“Yapma! Sen manyak birisin beş yıla kalmaz delirirsin.”
“Gerçekten gelecekten bir beklentim yok. İntihar dışında tabii. Hayatımı başka bir yöne çevirebilir. Düşünsene dün sinirle söylediğin her şey anlamını bulur.”
Bir sigara istedim ve zippoyu da. Yine onun gibi yakamamıştım.
“İntihar etme. Bu bana hayata karşı bir haksızlık gibi geliyor. Sadece hayata değil, kendine ve aklına.”
“Neyse bir resmimi çizmezsen alınırım.”
“Valla çizmem. Kendi projelerimi bile yapamıyorum. Oturup seni mi çizeceğim?”
“Evet.”

“Belki bir ara ama söz vermiyorum. İçimdeki çiz derse çizerim.”
“Anlaştık.”
Bir süre susmuştuk. Birama bakıp bir şeyler düşünüyordum. Ne düşündüğümün farkında değildim. Genelde ne düşündüğümü ben de bilmem ve ne düşündüğümü de düşünmem.
“ Ben kimim, ben neyim, ben deli miyim? Söyle bana.” Dedi.
“Kendini nasıl görür…” sözümü kesti.
“Her neyse şimdi dinle beni.”
Birasından uzun bir yudum aldı.
“Ben geçen sene esrara başladım ama bazıları başlar ya ilk başlarda yılda, altı ayda bir kez, sonra ayda bir kez falan. Ben öyle değil. Bir başladım anasını siktim her gün ya da haftada üç dört gün, her türlü. Dersten önce küçük bir tane iç, derse gir. Çizdiğin resmin içinde dolaş tribe gir. Zaten felsefeyle alakam vardı bir de içtin mi düşün artık benim halimi. Saatlerce kitap oku, belgesel izle, yaşanan olayları falan düşün. Sonra esrardan lsd, mdma, extacy’e geçtim ama hiç eğlence amaçlı içmedim. Sadece beyni, zekâyı açmak için. Şamanların tarzında.”
Yanıma biraz daha yanaştı.
“Kullanırken o kadar iyi anlıyorsun ki her şeyi. Düz değil. Çok yönlü düşünüyorsun ve Uyuşturucuları savunan filozofun tekini buldum internette. Sunumları var uyuşturucuyu zekayı açmak için kullanın diyor. Sonra farklı araştırmacılar buldum dünya ile ilgili bunlar.  Kullan uyuşturucuyu saatlerce not al. Çok araştırdım. İlluminati konularına filan girdim. Anasını siktim araştırmanın. Kırk yıllık araştırmacıların konularını araştırıyordum. Günlerce, aylarca. Dinliyor musun bu arada?”
Gözüm saate kaymıştı.
“Elbette.”
“Sonra bir gün aklıma cennet, cehennem geldi. O günden sonra ne zaman uyuşturucu kullansam istem dışı dini düşünüyordum. Tribe girmeye başladım. Daha sonra Londra’dayım ailemin yanında. Esrarı aldım, parka gittim hava güneşli. Sardım içiyorum. Önümde özürlü bir çocuk, bir kadın görmüş, “Seni istiyorum!” diye bağırıyor. Yanında da anneannesi gibi yaşlı bir teyze var. Çocuğa, “sus bağırma!” diye bağırıyor ama durduramıyor çocuğu. Çocuk “seni istiyorum” diye kıza daha da yüksek sesle bağırıyor ve her bağırışı kulaklarımda yankı yapıyor. Sanki beynimin içinde bağırıyor. Kalktım korkarak uzaklaştım oradan. Her neyse. Aradan birkaç gün geçti aldım esrarı, içtim. Otobüse bindim eve gidiyorum. Üzerimde taşıyorum leş gibi kokuyor esrar. Cebimden koku çıkıyor ben farkında değilim. Fark ettim ki millet bana bakıyor. Otobüste de sonraki durak kapalı diye ses geldi. Ben paranoya yaptım. Kesin polisi aradılar gelip beni götürecekler diye düşündüm. Halbuki öyle bir şey yok. Şoförün yanına gidip bağırmaya başladım. Yavaşlıyordu, durmasını beklemeden kapıyı açtırıp otobüsten atladım. Kaçıyorum. İşte çarpılma bundan sonra başlıyor. Beni iyi dinle.
Gözlerindeki boşvermiş bakışlar keskinliğe döndü
“Beynim bana ne oyunlar oynuyor o an. Kime nereye baksam polisi düşünüyorum. O ara  BBC’de gizli polislerin belgesellerini izliyordum nasıl taktikleri var filan diye. Aklıma direkt onlar geliyor. Göğsüme fil basıyor gibi hissediyorum, ayıktım tabii panik atak geçiriyorum ki sokakta geçirilen bir kriz psikolojinin ölümüdür. Eve gittim. Korkudan konuşamıyorum. Direkt odama gidip kapıyı kilitledim yorganı çektim kafama. İki saat sesim çıkmadı.
Aradan birkaç ay geçti. Ağustos’tu arkadaşın evine gittim. Ayın yirmi yedisiydi sanırım, doğru. O gün de Kuran’ın son ayeti mi ne inmişti. Özel bir gece. Ben esrar içtim ama salvia karıştırarak. Salvia da en güçlü maddelerden biridir. Şamanlar filan içiyor transa geçiyorlar ve gittikleri boyuttan bilgi filan ediniyorlar işte. Ben esrarla karıştırdım. Birader her şey çok güzel gidiyordu arkadaş köfte kızartıyor, yemek yapacak yiyeceğiz. Ete bir bakıyorum “böyle yanacaksın oğlum etin böyle olacak!” diyor et bana. Çocuk normal pişiriyor sonra aldı bir tane kopardı tadına baktı yarısını bana verdi. İstemiyorum diyemedim. Yedim ama var ya ne düşüncelerle. Neyse oturduk bir anda başka bir boyuta geçtim. Atmosfer, ortam, renkler değişti. Her şey koyulaştı ve aklımda olan bu çocuk benimle ne zaman konuşsa tanrı ona söylüyor o da bana söylüyor diye düşünüyorum. Bana bağırmaya başladı “neden yaptın bunu oğlum!” Kalın bi sesle ama halüsinasyon mu gerçek mi bilmiyorum. “Oğlum neden içtin bunu!” diyor. Kızıyor ediyor. Yani tanrı benimle konuşmak için onu kullanıyor. Anlayabiliyor musun? Öyle algılıyorum ben. Sus dedikçe konuşuyor benimle. Fenalaştım bağırdım “sus!” diye. Aldı beni dışarı çıktık filan hava aldım. Eve geldik. Uykuya geçtim. Ertesi gün sordum hatırlamıyorum dedi. O günden sonra tövbe ettim. Hiçbir şey kullanmıyorum. Yeni yeni toparlarım kendimi o psikolojiden ama araştırma, felsefe filan devam. Yalanım varsa da en adi orospu çocuğuyum. Sonuçta tanımıyorsun beni sallasam ne olacak sallamasam ne olacak.”

Bilgece bir tavırla, “Yılda bir kez iyi gelir,” dedim.
“Tövbe ettim ama işte zaten iki kere bozmuştum. Üçüncüyü ettim bitti. Dinimizde evet haram ama iyi yanı oldu mu diye düşünüyorum da oldu galiba. Farkındalık verdi. Anlamadığım şeyleri anladım, ettim. Kafama takılan her şeyi çözdüm ama sonradan öyle deneyimler yaşayınca da şu an deli miyim diye soruyorum kendime çünkü gerçekten kimim neyim bilmiyorum. Bir de sanat okuyorum onun da etkisi var sanırım. Böyle karmaşık kaybolmuş hiçbir şeyi sikine takmayan sanatçılar var ya öyle triplerdeyim önceden böyle olmadığımı biliyorum. Neyse siktir et sen anlat bakalım.”

Gözünü bardağına devirdi.
“Benim hikâyem kısa.”
Gözlerime baktı. Dinlemek istiyordu.
“Aslında bir hikâyem yok benim, böyleyim işte.”
“Doğuştan kimse böyle olmaz. Bazı şeylerin farkındasın.  Bu her halinden belli. Saklama anlat.”
“İnsanlarla konuşmam gereken şeyleri yazdım. Sorunum bu olabilir.”
“Nereye, ne yazıyorsun birader?”
“Bir şeyler işte sonra onları saklıyorum”
“Saklıyorsun ve kimseye okutmuyor musun?”
“Evet, genelde okutmuyorum. Çok azını internette paylaşıyorum o kadar. Zaten çoğunu kaybederim”
“Yazmanın bir anlamı yok öyleyse.”
“Hayır, var. Kendim için. Psikanaliz gibi düşün”
Barda tek ikimiz kaldık. Barmen bira satışını durdurmuştu ve yerleri süpürüyordu. Yarım saat daha oturmamıza izin verdi.
“Ailen ile aran nasıl?” dedi.
“İyi, çünkü fikirlerimi, hislerimi bilmiyorlar.”
“Açıl bence onlara. Yanlış bir şey yapmıyorsun. Senin farkında olmaları lazım. Ben her şeyi babamla paylaşırım.”
“Gerek yok.”
“Farklı fikirler verebilirler.”
“Farklı fikirler bende zaten.”
“Bu kadar kapalı olma farklı insanların fikirlerine.”
“Belki fazla egoistçe gibi gözükecek ama benim fikirlerim zaten yeterli. Başkasına gerek yok.”
“Karamsar ve egoistsin.”
“Evet öyle, çünkü nihilistim ben.”
Çantasından siyah kalın dosyası çıkartarak bana uzattı.
“Ne bu?” diye sordum.
“Sana sözünün ettiğim şey işte buydu. Gelecek elli yıla ait dosyalar. Tüm hastalıklar, patlamalar, doğal afet senaryoları… hepsi yazıyor içerisinde. Geçen sene 40 kişilik bir grubun içerisine girdim. Konuşmak için rütbe alman gerekiyor. Profesörler, doktorlar, öğretmenler, savcılar… Kimi ararsan bu grupta. Ben sadece susup dinledim. Bir gün gittiğimde polislerin herkesi topladığını öğrendim ve kitaplığın arkasında bu dosyayı bulup çoğalttım.”
“Çok kibarsın ama gelecekten bir beklentim yok. Geçmiş de yaşanmış zaten. Hem ben şaşırmayı severim.”
“Ânı yaşa yani.”
“Gibi.”
“Olsun. Sen yine de bunu al bir gün canın sıkılırsa açar bakarsın. Kendini düşünmüyorsun bari sevdiklerini düşün.”
“Pekâlâ” dedim ve siyah dosyayı çantama koydum.
Susar gibi oldu.

“Pazartesi okul var hiç gidesim yok.”
“Gitme zorla mı?”
“Ne biçim cevap bu? Söyleyecek bir şey bulamadım.”

“Gitmek istemediğin yere, gitme bu kadar.”
“Ben resim tekniğini nasıl öğreneceğim o zamansa. Söyle de ben de gitmeyim. Çok meraklısı değilim yoksa. Her gün köle gibi aynı saatte gidip beyni yıkattırmanın.”
“Yeteneğin varsa tekniğe gerek yok. Babalar gibi çizersin. Eğer yeteneğin yoksa zorlamaya gerek yok.”

“Yeteneğim var. Onlar zaten yeteneği geliştirmiyor. Tekniği geliştiriyorlar ki daha bilmediğim tonlarca şey var.”
“Da Vinci’nin zamanında teknik mi varmış?”
“O kimin atölyesinde kimden ders aldı peki?”
“Bak onu bilmiyorum da ben gitarla uğraşıyorum. Mesela kimisi geliyor hiçbir teknik bilmeden gitarın en kralını çalıyor ama ben bir sürü teknik bilmeme rağmen onlar kadar iyi çalamıyorum. Bunu düşün.”

“Evet, o da var.”
“Hiçbir şeye zorunlu değilsin. Endişelenmeyi bırak. Akışına bırak.”

“Birader anlat bana. Eğer okumazsam nasıl ressam olurum? Yani olurum ama çok daha zorlanırım ve bir galeriye tablolarımı kolayca sokamam. Köpek gibi çalışmam lazım ki anca sokayım ama üniversite bitti mi onlar kapıyı açacak bana bu konu hakkında ne diyorsun?”
“Eğer yaptığın resimleri galeriye koymak sikindeyse bir şey demiyorum o galeriye sadece zenginler, sosyetikler ve kendi elitliğini başkalarına kanıtlamaya çalışan insanlar gelir. Çık sokağa, toplumu gözlemle. Toplumun istediklerini ve ulaşamadıklarını çiz. Ben şimdi gidiyorum bar yaklaşık olarak yedi dakika sonra kapanacak. Sen de çok durma. Zürafa sokaktan geçme, Tarlabaşına hiç inme. İyi geceler.”
“Dosyayı mutlaka incele, bol şans,” dedi
Bardan hızlı adımlarla çıktım. Kaldırımdaydım. Aklı başında bir insan gibi önüme baka baka otobüs durağına doğru yol aldım. Toplumun içindeyim ve kuş kadar hafifim.  Herkes ne kadar da sıradan ve birbirinin aynısı. Ben de şimdilik öyleyim ve bunun tadını çıkarmalıyım. Bunu bozacak her şeye karşı kendimi korumalıyım. Çantamdan siyah dosyayı çıkartıp çöpe attım. Artık daha huzurluyum. İşte dünyayı işte insanlığımızı ve medeniyetimizi kurtarma şansımı elimin tersiyle böyle ittim.
 

YORUMLAR

Hasan Güler

Gerçekten kötü bir tarz, kötü bir hikaye.

3 Aralık 2021

Gürkan Karahan

Tesadüfen gördüm, okudum, beğendim. Gayet akıcı ve hayatın içinden.

6 Aralık 2021

Öne Çıkanlar

Dijital Sanat Merkezine Dönüştürülen D..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Katie Tobin

2 Temmuz 2025

Sylvia Beach, Nazilere Meydan Okuyan K..

Sylvia Beach, Paris’te açtığı Shakespeare and Company ile yazarları bir araya getirdi ve onlara yaratıcı deneyler ortaya koyabilecekleri bir alan sundu. Aynı zamanda James Joyce’un hamisi olan Beach, modernist hareketin de merkezi figürlerinden biriydi. Pa..

Devamı..

Demokratik Başarılardaki Paradoks

R. H. –. S. Lewandowsky

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024