Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

7 Eylül 2020

Öykü Yazıları

Meral Saklıyan: "Karakterim hangi sınıfa ait ise o sınıfı önceliyorum."

Didem Görkay

Paylaş

3

0


Toplumsal ya da bireysel dünyamızın karanlıkta kalan alanlarını edebiyatın aydınlattığını düşünüyorum.

Everest Yayınları etiketiyle okurla buluşan Meral Saklıyan’ın ilk öykü kitabı Uzağa Gidemem, kısa zamanda ikinci baskısını yaptı.  Öykü, eleştiri ve kitap tanıtım yazıları, Notos ve Varlık dergileriyle Oggito gibi dijital mecralarda yayımlanan Meral Saklıyan’la ilk kitabı hakkında görüştük.

Didem Görkay: Öykülerinizin merkezinde kadınlar ve kadınlık halleri var. Kadınları bağlam olarak seçmenizdeki amacınız nedir?

Meral Saklıyan: Tarihsel süreçlerde toplumsal olarak üretilmiş sayısız ürünlerden biri de cinsiyet ayrımıdır. Toplumsal cinsiyet, maddi bedenlere manevi anlamlar yükleyip onları kültürel olarak tanımlamak ve ayırmaktır. Bu durum hâlâ bütün dünyada en önemli sorun olarak ortada durmaktadır. Bu ve bu gibi durumlar beni hep ilgilendirdiği için yazdıklarıma da yansıyor, diyebilirim.  

DG: Sevgi, aşk, birliktelik hissi ve aidiyet öykülerinizde yoğunlaşan duygular. Ve tabi ki bunlar yine kadın karakterler üzerinden aktarılmış. Bunlar, günümüz kadınının üzerinde yoğunlaştığı meseleler mi?

MS: Derin bir sevgi ve aidiyet duygusu kadın, erkek, çocuk… Canlıların tümü için hafifletilmesi imkânsız bir ihtiyaçlar bütünüdür. Biyolojik, bilişsel, ruhsal ve fiziksel olarak hepimiz sevmek, sevilmek ve ait olmak için tasarlanmış biyorobotik varlıklarız. Bunlar karşılanmadığında maddi, manevi hastalanırız. Canımız yanar, içten içe kanarız. Yani, kadın erkek fark etmeksizin her birimiz aynı şekilde inciniriz. Öykülerimde bu durum daha çok kadınlar üzerinden belirginleşmiş gibi görünse de bazı öykülerimdeki erkek karakterlerimin de sevgi, aşk, aidiyet ve birliktelik konularındaki en yalın hallerini, aynı duygusallıkla ortaya döktüğümü düşünüyorum.

DG: Töz öykünüzde belirgin bir dinsel hoşgörü var. Bu yaratımınız kurgusal bir zihnin sonucu mu yoksa gerçek toplum yapısının tolere ettiği/edebildiği bir olgusallık mı?

MS: Din, vicdan, düşünce ve anlatma özgürlüğü hakları, İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin temellerinden biridir. İnsanın kendisinden farklı olana katlanabilme duygusu zeminine dayanır. Maalesef bütün dinler, hoşgörüden sürekli bahsetmelerine karşın, bu konudaki zayıflık her yerde ve hep aynı şekilde kendini göstermektedir. Bana gelince, öykülerimdeki dinsel hoşgörü kurgusal bir zemin taşımakla beraber, kendi öz düşüncemi tam anlamıyla yansıtır. Benim tarafımdan kutsiyet taşıyan bir olgu olsa da, maalesef yaşadığım toplumun tolere ettiği/edebildiği bir olgusallık değildir.

meral saklıyan

DG: Bir ayağı modern toplumda olan ama öteki ayağını toplumsal normların bağladığı karakterleriniz var. Üzerine yoğunlukla çalıştığınız toplumsal sınıflar var mı?

MS: Özel bir sınıf yok. Kurgu yaptığım sırada, hikâyem gereği kendini dayatan sınıf hangisiyse onun üzerinde çalışır, özelliklerini tek tek irdelerim. Sosyokültürel bir olguyu, tek cümleyle dahi olsa, mutlaka dile getirmektir amacım. Özet olarak, karakterim hangi sınıfa ait ise o sınıfı önceliyorum.

DG: Uzağa Gidemem’deki öykülerde karakterlerin zihinsel ve fiziksel sınırlarından kopamadıklarını görüyoruz. Bu gelgit hallerini oluştururken nasıl bir yöntem izlediniz? Kitabınızdaki öyküler bu tema etrafında düşünülerek mi kurgulandı yoksa sonrasında kendi kendini oluşturan bir bağlam mı size bunları yazdırdı?

MS: Öykülerimdeki akışın hayatta olduğu gibi olmasına özen gösteriyorum. Yani siz fiziksel sınırlarda dolaşırken zihin arka planda usul usul bildiğini okur ya, işte gel-gitler bu sürecin doğal sonucudur. Benim karakterlerim de zihinsel ve fiziksel sınırlarından kopamadıkları gibi bu sınırları ihlal etmekte ısrarlı davranırlar. Amaç merkezden uzağa düşmemek ve kendi özünden kopmamaktır.

Öykülerimde bir temadan yola çıkmamaya, hep bir olayımın olmasına dikkat ederim, dolayısıyla kendi kendini oluşturan bir süreçten geçtim diyebilirim.

DG: Neden öykü türü? Öyküyü sizin için öteki yazınsal türlerden farklı kılan nedir?

MS: Öncelikle iyi bir okur olduğumu söyleyebilirim. Tiyatro oyunu, şiir ve kısa film senaryoları ile yazmaya başladım. Bir yandan da nöbet tuttuğum gecelerde, bir hekim olarak yaşadığım sıkıntıları, hasta hekim ilişkisini özellikle de hekimlere uygulanan şiddeti öyküleştirip yazmaya çalışıyordum. Doğru yolda olup olmadığımı teyit etmek açısından bir edebiyat atölyesine başvurdum. O gün bu gündür öykü yazıyorum. Ardından romanlarım ve güncelerim geliyor tabi.

DG: Meral Saklıyan olarak, edebiyatın toplumsal ya da bireysel gücü hakkında neler düşüyorsunuz?

meral saklıyanMS: Yeni dünyada edebiyatın kitleleri etkilemesi ve toplumsal değişimlere katkı sağlaması noktasında çok önemli bir rolü olduğu herkesçe bilinen bir gerçektir. Edebiyat yerine göre büyüleyici bir güç, yerine göre zevk veren, eğlendiren, bunu yaparken uyandıran, silkeleyen, düşündüren bir sanat dalı. Toplumsal ya da bireysel dünyamızın karanlıkta kalan alanlarını edebiyatın aydınlattığını düşünüyorum.

DG: Son dönemde neler okudunuz?

MS: Ursula K. Le Guin:  Zihinde Bir Dalga, William Zenser: İyi Yazmak Üzerine, Cristopher Vogler: Yazarın Yolculuğu, Wolter Mosley: Bu Yıl Romanını Yazıyorsun, Felsefe Tarihi: Modern Dünyanın Yaratılması-II, Gürsel Korat: Kalenderiye, Burhan Sönmez: Masumlar, Abdullah Ataşçı: Susmak Derdi

DG: Neler yazıyorsunuz, önümüzdeki günlerde sizden neler okuyabiliriz?

MS: Daha önce de belirttiğim gibi hali hazırda hem öykü hem roman projelerim var ama kat edilmesi gereken çok uzun bir yol, okunması gereken birçok kitap, ayrılması gereken çok geniş bir zaman dilimi de var. Son zamanlarda bugünlerin akışını anlatan notlar almaya başladım. Corona ile ilgili ne çıkacak bilmiyorum ama yavaş yavaş yazmaya başladım.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

2017’yi İple Çekmenize Neden Olacak 16..Denis Gürcü
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

B. T. Yılmaz

19 Mart 2026

Robert Duvall: Sinemada Her Zaman Gerç..

"Sabahları napalm kokusunu seviyorum... Kokusu... zafer gibi.”Böyle diyordu Duvall, Francis Ford Coppola'nın Apocalypse Now  (1979) filmindeki Wagner hayranı, sörf meraklısı ve sadece 11 dakikalık bir oyunculuk gösterisiyle bir sinema ikonu yaratmayı..

Devamı..

Kapitalizm Öldü mü, Yoksa Taht mı Deği..

Uğur Ugan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024