Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

5 Ekim 2017

Öykü

Meral Saklıyan • Nişan

Oggito

Paylaş

23

0


Kapıyı genç bir kız açıyor. Kalabalık, uğultu. Sıcak nefes kokusu. Nihan görünüyor ardından. Yüzündeki bütün kaslar gevşemiş, ağzı kulaklarında. Kırmızı kurdelesi ucunda sarkan alyanslı elini uzatıyor. “Kaçırdın, gerçi sen kıskanma diye erken taktık yüzükleri,” diyor, gülerek. Işıltılı boynuna sarılıyorum, “Yetişemedim, özür dilerim.” Ne dese haklı kız. Sözüm ona iyi arkadaşız. Bugün buraya gelmemek için kaç takla attığımı bir bilse, ne büyük bir hesaplaşma içine girdiğimi. Neyseki seremoni sırasında yoktum, yoksa Hakan pot kıracak diye ödüm kopardı. Canım Nihan, bunları hiç hakketmiyor. Of, bugün bir bitse hayırlısıyla. “Salonda mı oturursun, arka tarafta gençlerle mi?” Düşünceli baktığımı görünce, “Gel sen gel, hem balkon var orada, yaşlıların arasında sıkılırsın sen şimdi,” diyor. İnce uzun bir koridorda sıralı yürüyoruz. Çamurlu ayakkabılarla sekiyorum. Nihan’ın, “Hey millet tanıştırayım, bu Esra, Hakan'la ortak arkadaşımız,” diye çınlayan sesi odada geçici bir sessizlik oluşturuyor. Gördüğüm herkesle tokalaşıyorum. Ne kadar küçük bir oda, tıkış tıkış. Zaten sıkıntılıyım, basar bana burası, balkona çıkayım bari. Manzara da var. Apartmanlar arasındaki kış bahçesi renkli aydınlatmalarla daha romantik görünüyor. Yalnız havanın ağırlığı fena, bulutlu gibi. Bacalardan kesif bir koku yayılıyor. Kasım ayı olmasına rağmen karbonmoksit kendini bariz bir şekilde hissettirmeye başlamış. Yeşil alan bırakmadılar memlekette. Gerçi insanlar kirlendi, aldığımız nefes murdar olmuş, ne gam. Üşüdüm birden, en iyisi içeri girmek. Odadakiler sürekli kıkırdayıp içki içiyorlar. Nihan’ın okulundanmış hepsi. Oyunculuk hayali kuran bir sürü kız ve erkek. Yirmili yaşlarımda benim de enerjim bu kadar yüksek miydi, hatırlamıyorum. Çiftten teke düştüğüm yıl –beş yıl önce–, Nihan’ın kapısını çaldığım an dün gibi. Israrla evliliğimin iyi gittiğini, sihirli bir çubukla düzeltilebileceğini düşündüğüm yıllar. Saflık işte. Elbiseler, evler dar. Hiçbir yere sığamıyorum. Drama fikrini kim soktuysa aklıma. Önce Hakan’la tanıştım o gün. Nihan daha sonra katıldı aramıza. Aman Allahım, ne çok soru sordular. Doktor muayenehanesi mübarek. Dediklerine göre özgüven denilen şey varya, bende zerresi kalmayan, işte onu yeniden kazandığımda, değil bu yuvanın kurtulması, istersem dünyayı parmağımda oynatacakmışım. İlk dersimiz. “Önce beden dilinden başlamalıyız,” dedi Hakan. Gözler ok, içime işliyor. Mavi mavi. Kocamın ağzıyla konuşuyor sanki. Söylediği herşeyin altını doldurup tamamlıyorum. Yakışıklı bide. Hareketleri bile aynı, iç sesi gibi yani. Kuşku ve gizem olmadan olmazmış. “Kural bir.” Öyle diyor. Çok doğru. Benim adam da gizemlidir. Geceleri hep toplantıdadır, telefonu sessizdedir, ek derse girip etüde kalmıştır…en yoğun öğretmenlerden. Benim de ek dersim çoktur ama biter bitmez evdeyimdir. Geç saatlere kadar çalıştıktan sonra Hakan’ın beni eve bırakması, görev icabı da olsa bir erkeğin benimle ilgilenmesi yalnız geçirdiğim gecelerin rövanşı olarak hoşuma gidiyordu, yalan yok. Kabul ediyorum biraz abarttık, çok gezdik, dolaştık ama sonuç olarak her şey kurallar dahilindeydi. “Kocanla sevişme öncesi öpüşüyor musunuz,” diye sorduğu gün bu işe bir son vermeliydim aslında. “Evlilikler eskidikçe öyle şeyler olmaz,” dememe kalmadan, iki avucunun arasına başımı sabitleyip dudaklarıma yapıştı çünkü. Kocamda diğer kadınları böyle öpmüş müdür? Keşke filmlerde olduğu gibi tokat atsaydım, yapmadım işte. Özlediğim tatlardı. Gerçi hemen geri çektim kendimi. “Sakın bunu bir daha yapma.” Yaptığı çok doğalmış gibi, “Gözlerini fal taşı gibi açıp öpüşüyorsun, o ana konsantre olman lazım,” dedi. Gözlerimi kapayıp bu kez ben öptüm onu, uzun uzun. “Böyle mi,” dedim sonra. İçten içe bir utanma duygusu yanaklarıma doğru yürüdü aslında ama belli etmedim, yaptığımdan değil, iddia edildiği gibiyse, en basit adımı bilmiyor olmaktan. Nasıl içerlediysem, kapıyı açar açmaz kocamın dudaklarına öyle bir yapıştım ki o gece, tarihin en uzun buzul çağı sona erdi bir anda. Taki altı ay önce, giysi dolabında eşime ayrılan bölmenin boş olduğunu gördüğüm güne kadar sürdü bu. Sigara dumanı açık kapıdan içeri sızıyor. İnce ince öksürüyorum. Serinlik içime işledi, hâlâ montumla oturuyorum. Kapıyı açan kız, zeytinyağlılarla dolu bir tabakla çıkageldi. “Buyurun bunlar sizin için, içecek ne alırsınız,” diye sordu. “Su lütfen,” demeden elindekini sehpaya bıraktı, çıktı. Duydu mu duymadı mı bilemedim. Millet üzülüp gerilince iştahtan kesilir, benim ikinci tabağı bile yiyesim var. Zeytinyağlı biberle kuru patlıcan dolmasına bayılırım zaten, hele yaprak sarmasına biterim. Of ya midem nasıl bağırıyor. Kız da bir türlü suyu getirmedi. Çantamın dış cebine elimi usulca sokup ilaç kutumu buluyorum. Doktorum, yemekle birlikte al, demişti. Drajeyi avuç içime gömerken dikkat çekmemeye çalışıyorum. Şu anda soru moru kaldıramam. Ne ilacı kullanıyorsunuz, depresyon günümüzün moda hastalığı, böyle şeylere sığınmamak gerek, siz güçlü bir kadınsınız… Öyle değilim kardeşim, zorla mı? Genç kız elinde bir bardak suyla giriyor. “Geç kaldım, kusura bakmayın, Nihan ablama yardım ettim,” diyor. Kuzen olduklarını o sırada öğreniyorum. Gençler odayla balkon arasında hareket halindeler. Nihan görünüyor yine. Boynundan bağlı, sırtı ve omuzları açık kırmızı elbisenin eteği siyah ayakkabının sivri topuklarına takılıyor yürürken. Makyajı dağılmış, ışığın da gazabıyla mor halka gibi duruyor göz etrafında. Baştaki canlılık sesini terketmiş. “Hakan seni soruyordu, buraya uğramadı mı, bir şeyler yedin mi?” Cevabımı beklemeden yanımdaki koltuğa bırakıyor kendini. Eteklerini dizine kadar sıyırıyor. Çıkardığı ayakkabıları koltuğun altına sürüdükten sonra bacaklarından birini kucağına alıp baldırını mıncıklıyor. “Sen de gelirsin, değil mi?” “Nereye?” “Gençler, kalabalık gidince dışarıda eğlenmeye devam edelim, diyorlar.” “Yok ben gelmeyim Nihan,” diyorum. Birden çıkıyor ağzımdan. Cümlenin gerisi yok. Bir neden uydurmalıyım. Zihnimden onlarca fikir akıyor peşi sıra. Tam ağzımı açacakken Hakan giriyor içeri. Zaman kazandığım için daha iyiyim şimdi ama herif yine sulu sulu hareket etmez inşallah. Ayağa kalkmamla beni kendine çekmesi bir oluyor. Sarılıyoruz, yani o sarılıyor. Anason kokusu yayılıyor. “Aç karnına mı içtin sen,” derken kendimi yavaşça geri çekiyorum. “Çok az bi'şeyler atıştırdım,” diyor, kelimeler yağ olmuş ağzında kayıyor. “Böyle bir günde içmezsem ne zaman içeceğim.” Nihan ayak tabanlarına, bileklerine parmağıyla bastırarak çukurlar oluştururken, “Bakın nasıl da ödemlenmişim,” diyor, “sabahtan beri ayaktayım.” Lafını bitirmeden, “Ne ödemi ya, her tarafın kilo aldı kızım, ayak bileklerin bile bıngıl bıngıl,” diyerek sırıtıyor Hakan. Yuh. Patavatsız. Böyle bir günde söylenecek laf mı. Gecenin ayazı iyice hissettirmeye başladı kendini. İçim üşüyor. Elim, ayağım soğuk. Balkonda yankılanan kahkahalar yaprakların arasından sızıp komşu pencerelere varıyor. Sesimi epey yükselterek kapıyı kapatmalarını istiyorum. “Sen de geceye bizimle devam edeceksin değil mi?” “Ha, yok Hakan, sabah okulda görevliyim, erkenden yatacağım.” Yıl boyunca yapılan tüm sınavlarda gözetmenlik yapmak için başvurduğumu biliyorlar. Hastalanan, canı istemeyen öğretmen arkadaşlarımın yerine de çok gittiğim olmuştur ama, yarınki ne sınavı diye sorsalar bir yalan daha uydurmak zorunda kalacağım. Neyseki üstünde durmuyorlar. “İskeleye bırakırım ben seni,” diyor. Eyvah ki ne eyvah. Sen niye bırakıyorsun be adam, nişan günü olacak iş mi? “Olmaz,” diyorum, “kesinlikle olmaz, bugün özel bir gün, taksi çağırır giderim, değil mi Nihan’cım? Ne olur tamam de, der gibi bakıyorum ona. “Yok canım beş dakikada bıraksın seni, geç oldu, hava da soğuk,” diyor. Ah benim tatlı arkadaşım, yapma, ne olur yapma. Ne halt edeceğim ben şimdi? Herifle iki kere öpüştüm diye, –ki ilki benim isteğim dışındaydı– ondan hoşlandığımı düşünüyor. İki çift olarak dolaştığımız zamanlarda, hoşlanmamasına rağmen, zamansız öpücükler konduruyordum kocamın yanaklarına, ellerine. Mutlu çift tablosu çiziyordum her daim. “Nihan benimle evlenmek istiyor artık,” dediğinde de, “Çok sevindim, bence de uzatmayın artık,” demiştim, ona da inanmamıştı. Salon yönünden kahkahalarla beraber hareketlenme başlıyor. “Gidenler var galiba, yolculayalım hadi,” deyip Hakan’ı o tarafa doğru sürüklerken bir yandan ayakkabılarına girmeye çalışıyor Nihan. Şimdi tüyebilirim. Montumun fermuarını kapatıp şalıma sarınıyorum. Balkondakiler için zaman durmuş, başka bir boyuttalar. Vedalaşmadan çıkıyorum. Antre dolu. Herkes açık daire kapısının önünde dikelmiş birbiriyle sohbet ediyor. Merdiven boşluğunda sesler daha da büyüyor. Kimsenin gitmeye niyeti yok gibi. Sadece Nihan’a sarılıyorum, “İyi akşamlar herkese,” der demez vınlıyorum. Omzumdan yakalıyor Hakan, gençlere dönüp “Siz bara geçin, ben Esrayı bırakıp geliyorum,” diyor. Haliyle sıvışamıyorum. Ana caddeye inen daracık sokakta yan yana yürüyoruz. Otoparka doğru giderken bir sürü yan yola girip çıkıyoruz. “Hava soğuk, koluma gir istersen,” diyor. “Yok ben böyle iyiyim,” diyorum sertçe. Hayır kelimesinin anlamını bir bilse. Ben kocamı geri kazanmak istiyorum, onu seviyorum, demekten dilimde tüy bitti. Nasıl anlatılırki başka. Yok Nihan’ı sevmiyormuş, evlenseler bile boşanırlarmış. Nihan benim yakın arkadaşım, dostluğu bir başkadır, keşke bu soysuza bu kadar bağlanmasaydı. Bu adam değil Nihan, ayrıl bundan, demeyi kaç kere geçirdim aklımdan, herşeyi anlatmayı. Yapamadım işte. Ya beni suçlarsa. Ellerimi montumun ceplerine gömüyorum. Attığımız her adım peşinden ses getiriyor. Pencerelerden yansıyan ışık yolumuzu kolaylaştırıyor. Anahtarlığın düğmesine basarak karanlıkta kalan bir boşluğu işaret ediyor Hakan. “İşte geldik, mahallenin otoparkı burası,” diyor. Boş arsada duran arabalardan birinin arka farları bir klik sesiyle yanıp sönüyor. Deri koltuğun soğukluğundan mı, gerginlikten mi bilmiyorum, içimde bir ürperme, geçmiyor. Nefesimle ellerimi ısıtmaya çalışıyorum. “Şimdi ısınırsın, kaloriferi yaktım,” diyor. Ortam ısındıkça anason kokusu belirginleşiyor. En sağ şeritten, en sol şeride makas atarken fren sesleri, korna seslerine karışıyor. Yanımızdan geçen herşey göz kıpması süresince yok oluyor. “Yavaş gider misin lütfen, kemerini de tak.” “Korktun mu,” derken yayılıyor ağzı, “ kemerden hoşlanmam bilirsin.” “Çok hızlı gidiyorsun, ehliyetini kaptıracaksın.” Umurumdaymış gibi. “İyiyim ben, çok içmedim ki, hem etkisi çoktan geçmiştir,” derken kelimeleri sündürdüğünün farkında bile değil. Keşke kabul etmeseydim. Taksi çağırmak varken, neden böyle bir duruma girdim ki? Allah kahretsin beni. Vites yükseldikçe alt dudağımın derisini dişlerimle koparıyorum. “Arıyor mu?” “Kim?” “Senin eks.” “Bir kere onun bir adı var, ayrıca eks falan değil, ara ara görüşüyoruz.” Elimi torpido kapağına dayamış, gövdemi geriye itmeye çalışıyorum. “Yalanın batsın,” diyor, “herif her gün başka bir hatunla, sen hâlâ kendini kandır.” “Sen ne biçim bir adamsın ya, ne hatunu, kapat bu konuyu artık, Nihan’a da çok ayıp ediyorsun,” diyorum, sesim sert, titrek, düğümlü. Artık konuşmamalıyız, uygun bir yerde inmeliyim, hatta hemen inmeliyim. Lanet olası iskeleye kendim giderim, yürürüm bile. En sol şeritteyiz. Arabalar sinek vızıltısı. Birden aklıma geliyor. “Midem bulanmaya başladı, yavaşlar mısın,” diyorum. “Seni araba tutuyordu değil mi, camları açtım, nefes al ver, birazdan geçer,” derken şefkati geri geliyor. Gözlerim kapalı. Burnumu yukarı dikip dışarıdaki havayı içime çekiyorum mahsustan. “Sen hâlâ yas tut, giden gitti kızım, beni de kaçıracaksın.” Vazgeçmeyecek anlaşıldı. Daha sahici bir ruh haline bürünmem gerek. “Kusacağım lütfen yavaşla,” diyorum, yalvaran bir ses tonuyla. “Tamam,” deyip en sağ şeride geçiyor. Çok şükür durdu. Arabadan iner inmez tam tersi yönde hızlıca koşmaya başlıyorum.  
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

En Sevdiğiniz Roman Karakteri Gerçek O..Denis Gürcü
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

İdil Sancar

28 Nisan 2026

Post-Truth Çağında Bir Distopya: Her Ş..

Roman bittiğinde okur, şu can alıcı soruyla baş başa kalıyor: Bize sunulan “cennet” gerçekten güvenli mi, yoksa gerçekleri görmemizi engelleyen bir perde mi?Televizyonu her açtığımızda ya da sosyal medyadaki haber akışımıza göz attığımızda karş..

Devamı..

Dinçer Güçyeter: "İnsan, geçmişinden n..

Uğur Ugan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024