Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

4 Eylül 2023

Plastik Sanatlar

Nikolaos Gizis

Tufan Erbarıştıran

Paylaş

0

0


Açlığın, yoksulluğun, kimsesizliğin ve çaresizliğin tipik bir örneği diyebiliriz.

Yunan resim sanatında kendine özgü bir yeri olan Nikolaos Gizis önemli bir ressam. Resimlerinde genellikle günlük yaşamı ve bazı kişileri/olayları konu edinmiştir. Bunu yaparken de gerçekliği sorgulayan bir tavır içine girmiştir.  

Sanatçı özellikle Eros ve Ressam adlı eseriyle geniş bir hayran kitlesine ulaştı. Bu nedenle, 19. yüzyılın önemli Yunan sanat hareketi olan Münih Okulu’nun temsilcisi seçildi. 

Gizis, Tinos adasının Sklavohori köyünde doğdu. Bu adanın en büyük özelliği ise geçmişten gelen bir sanat birikimine sahip olmasıydı. Burada ilk sanatsal çalışmalarına başladı. Daha sonra ailesi 1850’de Atina’ya yerleşti. Sanat çalışmaları burada yoğunlaştı ve tanınmaya başlandı. Öylesine değerliydi ki Atina Güzel Sanatlar Okulu’nun oluşturulmasına katkı verdi. Burada yaptığı resimlerle dünya çapında tanındı. Gerçekçi ve ayrıntısal resimleri yanı sıra izlenimcilik alanında da başarılı eserler verdi.

nicolaos gizis1870’lerde Yunanistan’a döndü ve burada olağanüstü resimler yaptı. Söz gelimi, Atina Karnavalı ve Nişan Töreni bunlardan yalnızca ikisidir ve bu iki resim de halen ilgiyle izlenilmektedir. Daha sonra Yunan tragedyalarını anımsatan başka resimler de yaptı. Bunlar arasında çok beğenilen Ölümden Sonra eseri vardır. Yaşamının sonunda ise Dinin Zaferi adlı tabloyu sayabiliriz.

Bu değerli sanatçının Öksüz Çocuklar-1871 (Τα Ορφανά)  adlı eserini yorumlayacağız.   

Genel bir tanım:

Resme baktığımızda genel olarak bir ailenin yoksulluğunu görüyoruz. Derme çatma denilebilecek bir evin köhne bir odasında yemek yapmaya çalışan bir büyük abla ve kardeşleri vardır. Resimde yoksulluk dramatik bir ölçüde yansıtılmış. Açlığın, yoksulluğun, kimsesizliğin ve çaresizliğin tipik bir örneği diyebiliriz. Çocukların eski, yırtık, yamalı giysileri onların ekonomik olarak dibe vurduğu gösteriyor. Sanki bir savaş zamanında yaşanan kıtlık nedeniyle çekilen zorlukları yansıtıyor.

Ressam’ın yaşadığı dönemde Avrupa’da sürekli bir karışıklık vardır. Yunanistan yaklaşık 400 yıl kadar Osmanlı’nın baskısı altında kaldı. Bu uzun süreçte çeşitli kavgalar ve bölgesel isyanlar söz konusu oldu. Nihayet 1821 yılında, özellikle Batı Avrupa Devletleri’nin maddi ve manevi katkılarıyla, 1821 yılında Osmanlı’ya isyan ettiler. 1829 yılında da bağımsız bir devlet kurdular. İşte bu çalkantılı ve büyük sorunların yaşandığı bir dönemde zaman zaman açlık ve yoksulluk baş göstermişti. Ressam böyle bir ailenin görüntüsünde bunları yansıtıyor.

Oda tasviri

Ressam kasvetli bir oda çizmiştir. Resmin sol tarafı ailenin yoksulluğuna uygun olarak siyah renkle boyanmıştır. Bu siyahlığın üstünde bazı mutfak eşyası görülmektedir. İrili ufaklı birkaç cam kavanoz gibi. Aynı koyuluğun alt tarafında ise burada bir ocak olduğunu görüyoruz. Bu nedenle olsa gerek odanın yaklaşık yarısı koyu renktedir.

Odanın çok büyük olmaması herkesin bir arada toplanmasını gerektirmiştir. Bunu zorunlu bir dayanışma olarak kabul etsek de sonuçta yoksulluk ve çaresizlik apaçık bir biçimde ortadadır. Odanın duvarları ne olduğu pek belli olmayan kötü bir sarı renkle boyanmıştır. Ancak bazı yerlere hem fiziki açıdan bozumlu hem de renkler ağarmıştır. Resmin sağ tarafında ahşap bir küçük dolap vardır. Üç çekmeceden oluşan bir küçük dolap hayli eskidir ve üzerinde bazı kırıntılar ya da başka şeyler saçılmış görülmektedir.

Tencerenin kaynadığı masa yine eski ve dayanaksız olduğu hemen belli olmaktadır. Masada birkaç yemek ve içmek malzemesi vardır: Bardak, tabak gibi.

Duvarda ise uyduruk bir ince uzun tahtanın üzerinde irili ufaklı tencereler ve kepçeler dizilmiştir. Biraz daha ilerisinde hayli kirli bir çuval ile odanın bir bölümü örtülmüştür. Resmin sağ alt köşesinde eski, ağarmış partal giysiler serilmiştir. Odanın zemini sanki ele geçen birçok şeyle kaplanmıştır. Resmin solundaki kara köpek uyuklar gibidir ve o da talihine küsmüş gibidir. Aynı şekilde elinde tabak tutan küçük kızın kucağındaki kedi de suskun ve kedi de gözleri yarı yumuk vaziyettedir. Odanın kirli ve dağınık olduğu bellidir. Ressam bunu yoksulluğun resmini çizer gibi göstermiştir. Sağdaki küçük kızın oturduğu koltuk ise tüyleri dökülmüş, yıpranmış ve eski bir görüntüsüyle odanın yoksulluğuna eşlik etmektedir.  

Oda hayli kasvetli, iç karartıcı ve donuk bir görüntüdedir. İnsana umut vaat eden, mütevazı, rahatlık duygusunu yansıtan bir atmosferi vardır. Kafka’nın soğuk, donuk, dışarının boğucu ve karartıcı tüm görüntüsü odaya yansımıştır. Tipik bir aile ya da yoksul bir oda görüntüsünde olsa bile, sonuçta insana itici gelen ve karamsarlığa yönelten bir düzensizlik söz konusudur. Böyle bir odada sağlık yaşamak ve düşünmek olası değildir. Üstelik odanın bakımsızlığı nedeniyle içinde yaşayanların yaşları küçük çocuklar olduğu da düşünülürse hastalanmaları işten bile değildir. İçerisinin soğuk olduğunu da çocukların eski püskü, yırtık pırtık olsa da giydikleri kalın giysilerden anlıyoruz. Böyle bir atmosferde çocukların sağlıklı yaşamaları bir yana her an hastalanmaları ya da açlıktan zafiyet geçirmeleri olasıdır. Odanın zemini çocukların üşütmeye müsait olması bir yana, insana hüzün ve acı yaşatan bir görüntü olduğunu da imleyelim.

Ressam böyle bir oda tasviri içinde dönemin sıkıntılı atmosferini yansıtmıştır.

Renkler

Ressam yoksulluğu betimleyebilmek için pastel renkler kullanmış. Genellikle siyah, gri, beyaz ve kahverengi renkleri görüyoruz. Odanın sol tarafı koyu bir siyahlık içindedir. Bunun nedeni, odanın az aydınlatılmasıdır. Demek ki yeterli ışıklandırma tertibatı yoktur. Hemen belirtelim ki kucağında bir bebeği olan kadının ya da ablanın yoksulluğunu betimleyen tamamı siyah bir giysisi resmin temasını yansıtmaktadır.  

YOKSULLUK=SİYAH RENK

Onun sol tarafında oturan küçük bir kız çocuğu vardır. Başı örtülü ve koyu gri renk bir giysisi içinde masum bir görünüştedir. Elindeki boş tabağın doldurulmasını beklemektedir.

Ablanın bir kaşıkla karıştırdığı çorba tenceresine meraklı gözlerle bakan bir erkek çocuk vardır. Belli ki çok acıkmıştır. Çocuğun başında koyu kahverengi bir şapka ile boynunda asılı aynı renkte bir çanta vardır. Çocuğun ayaklarının altında miskin bir vaziyette oturan kara bir köpek ise karamsarlığın sembolü gibidir. Ortadaki küçük bir kız çocuğunun üzerinde hayli kirli beyazlığı kaybolmaya yüz tutmuş bir elbise görüyoruz. Çocuğun elinde metal bir kaşık vardır ve yemek için sırasını beklemektedir. Elinde bir bez ya da eski bir giysi parçasını tutmaktadır. Sağ eliyle gözlerini ovalamaktadır. Yüzündeki mutsuzluk hemen göze çarpmaktadır. Bir diğer kız çocuğu ise elinde boş bir tabak ile yemeği beklemektedir. Bu kızın dizinde yarı uyuklar gibi görünen bir kedi vardır. Kedi başını öne eğmiş ve ayaklarını bedeninin altına saklamıştır. Kedinin renkleri koyu siyah ağırlıklı olup odanın atmosferine uyumludur.

Resmin sağ alt tarafında ise yığıntı olarak bir kenara atılmış, olasılıkla başkalarının giydiği, eski ve ağarmış renkleriyle bazı giysiler görülmektedir. Onlara belki de birkaç iyiliksever kişiler tarafından verilen giysilerdir bunlar.  

Figürler

Odada kucağında bir bebeği tutan büyük abla (yaşı yeterince büyük değildir…) beyaz tenli, siyah saçlı, temiz yüzlü biridir. Onun yüzündeki burukluk, dram ve çaresizlik hemen belli olmaktadır. Yaptığı yemeği ya da çorbayı karıştırırken bile mutlu değildir. Yüzü hüzün ve düş kırıklığı yaşayan birinin görüntüsüdür. Kucaktaki bebeğin bile üzerinde siyah, yaka tarafında da yine kirli bir beyaz bir başka giysi vardır. Masum bakışlarla tencereye bakmaktadır. Bir elinin parmakları ağzındadır ve belli ki o da acıkmıştır. Yerdeki kız çocuğu ile kucaktaki bebeğin ayakları açıktır. İkisinin de ayaklarında çorap ve ayakkabı yoktur. Sadece masaya uzanıp tencereye bakın erkek çocuğun ayakkabıları giyilebilir durumdadır. Onun da giysilerinden ve taşıdığı çantadan anlıyoruz ki olasılıkla dışarıda para kazanmak için bazı işler yapmaktadır. Evin küçük erkeği konumundaki bu erkek çocuğu bir şeyler taşımak, getirip götürmek, eve nafaka kazandırmak için çalışmaktadır.

Resimde yer alan çocuklar sanatçının duygu sömürü yapmadan yoksulluğun gerçekliğini bir tokat gibi resme bakanın yüzüne vuruyor. Sobası olmayan, bacası tütmeyen, doğru dürüst giysileri ve yiyecekleri bulunmayan bir ailenin dramı vardır karşımızda. Bu ailenin gerçekte kimler olduğu, bilinen bir aile olup olmadığı, ne zaman yaşadıkları bile çok önemli değildir. Asıl önemli olan dış etkenlerin (ekonomi, savaş, kıtlık, salgın, doğa felaketleri…) aileye nasıl yansıtıldığıdır. Toplumsal sorunların aşılamaması, bunun sonucunda da yoksul kesimin kendi başına kalmasıyla nasıl bir dramla karşılaşmasıdır. Çocukların yüzlerindeki derin hüzün, umutsuzluk, korku ve kaygı duyguları açıkça belli olmaktadır. Çocukların hiçbiri resme bakana yönelik çizilmemiştir. Bunun nedeni ise her birinin tek başına yaşadığı düşünceler ve duygulardır öne çıkartılmak istenilen. Çocukların her birini ayrı ayrı özerk bir biçimde ele alabiliriz. Kucağında bebek olan kız, sandalyede oturan kız, ayakta duran küçük kız, masaya çıkmış ve tencereye bakan erkek çocuk. Bunların her biri hem resim içinde özerk hem de birbirleriyle ilişkilidir. Böylelikle ressamın yansıtmaya çalıştığı tema değişik açılardan ele alınabilir.    

Sonuç

Nikolaos Gizis bu resminde dönemsel yaşanan bir yoksulluğu tema olarak kullanmıştır. Bir ailenin salgın bir hastalık, bir savaş ya da bir doğa felaketi sonucunda yaşadığı yalnızlığı öksüz çocuklar üzerinden yansıtmaktadır.

Başlıktaki resim: Öksüz Çocuklar – 1871 (Τα Ορφανά) 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Rüya KayıtlarıÖzlem Dikeçligil
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Mehmet Ali Ete

29 Ağustos 2025

Hayali Kardeş

Hepimizin küçükken gerçekleşmesini beklediği dilekleri vardır. Hayatımızdaki zorlukları aşmak adına kendimizden güçlü olan bir güçten, hayatımızdaki zorlukları tutup çıkarmasını dileriz. Benim ise küçükken en büyük dileğim evdeki abilerimin ya da ablalarımdan birinin evlenmesiydi. Çünkü..

Devamı..

Ağaçların Özel Hayatı: Zambra'nın Eksi..

Nurhan Şahinkaya

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024