Nostalji en çaresiz kaldığımız anlarda ortaya çıkarak bu unutma ve hatırlatma arzusunu bi potada eritir ve bir yara fetişine neden olur. Bu anlamda görüldüğü üzere çok masum değildir. Bu bunalımdan yararlanmayı bilen sistemin işleyişini destekleyerek ona maskeler sağlar.
Kopup yalnızlığımdan
Kopup sonsuzluğumdan
Gurbete kaçacağım
Gurbete tükenmeye
Gurbete Kaçacağım – Yeni Türkü
Nostalji... Bizi çepeçevre saran melankolinin bir türü, düş ögesi. Nostos (dönüş) ve algos (acı, eziyet) kelimelerinin birleşiminden oluşan nostalji kavramı, 17. yüzyılda bir hastalığı belirtmek amacıyla kullanılmıştır: sıla hasreti. Daha önce yaşadığı yerden uzaklaşan insan, kendine ve çevresine yabancılaşarak büsbütün yok olmaya başlar ve ölümle burun buruna gelebilir. İsviçreli askerler, uzak ülkelerde yaptıkları askerlik süresinde doğdukları yere acı dolu bir özlem duymuşlardır. Peki bir hastalık olarak görünen ve içinde acı barındıran şey nasıl olur da bugün geçmişte mutlu bir ana duyulan özlem anlamına gelebilir ve sağlıklı her insanın sevdiği bir şey olarak dolaşıma girer?
Bu anlamda dönüş kavramına odaklanmak gerekir, zira dönüş içinde arzu barındıran bir şeydir. Arzu ise Gilles Deleuze’e göre kompozisyon planlarından ayrı tutulamaz ve doğal değildir, düzenlenebilir yapıya sahiptir. Nostaljinin bugünkü anlamından neden farklı bir anlam taşıdığı da buradan anlaşılabilir. Dolayısıyla bu olgunun manipüle edilmemesi söz konusu değildir. Her an dönüşüm halinde, farklı şekillerde karşımıza çıkar.
Bugünkü anlamıyla nostalji, sadece geçmişte yaşanmış bir olaya mekân özelinde geri dönüş sağlamaz, zaman kavramına da işaret eder. Sosyal medya aracılığıyla tanıştığımız ve sıklıkla kullanılan bi etiket olan "#tbt" (#throwbackthursday) örneğinde olduğu gibi belirli bir zamana geri dönüş yapılır. Eğer çok sıkıcı bir hayatınız var ise gençlik döneminizden veya birkaç sene öncesinden seçtiğiniz eğlenceli bir fotoğrafınızı hesabınıza yükleyebilirsiniz. Geçmişteki o gün eğlenceli olmayabilir, bunun bir önemi de yoktur. Bir yandan sosyal medya üzerinden yarattığınız dünyaya yeni bir fotoğraf aracılığıyla kendinize bir nitelik kazandırabilir ve bunu takipçilerinizle paylaşabilirsiniz. Bu aynı zamanda iktidarın da desteklediği bir şeydir. Böylelikle gelecek kaygısını bir kenara bırakarak geçmişte yaşarsınız, isyan eden yanınız törpülenmiş olur.
 (1).jpg)
Edgar Degas, Absent İçenler (L’Absinthe), 1876
Nostaljinin belki de en önemli yanlarından biri nesneler ile yarattığımız dünyamızı desteklemesidir. Tüketimin kendisinin bizatihi bir tüketime dönüştüğü ve her şeyle ilişkimizin nesneler üzerinden belirlendiği bir çağda nesneler, arzular ile birlikte ele alınır ve bir fetiş haline gelir. Bugün pikap-plak, kaset gibi ögelerin koleksiyonunun yapılması, arabesk müziğin bir değer olarak ele alınıp farklı şekillerde yeniden yorumlanması, vintage denen ve demode olanın dirilişi gibi görünen bir modanın tekrar gündeme gelmesi, Yeşilçam'ın televizyonlarda tekrar gösterime girmesi bu duruma örnek gösterilebilir. Hatta çok ilginçtir ki soba bile geçmişte güzel bir anısı olan ısınma aracına, bir nostalji nesnesi haline dönüşmüştür. Sobanın üzerinde kestane pişirme, odunun alevler içindeki görüntüsü arzulanan bir şey haline getirilir. Böylelikle geçmişte iyi olmayan şey de iyi bir durumla bağlanır. Kömür kokusu, belli bir bölge dışında geri kalan her yerin soğuk olması, odun kırma gibi fiziksel olarak zorlu olan tüm eylemler ve yaşanmış olaylar unutulur. Hatıralarda portakal kabuğunun yanan kokusu kalır.
Nostalji en başta bahsettiğimiz yabancılaşma kavramı ile de iç içedir. Yabancılaşma, bir yere veya bir zamana ait olamamakla ilgilidir. Bu da özellikle devinim halinde olan topluluklarda, her an değişen ve adapte sorunu yaşanan süreçlerde ortaya çıkar. Kendisini çaresiz kalınan dönemlerde öne çıkarır. Bu göç konusuyla ilişkili gibi görünse de bahsedilen sadece fiziksel bir göç değildir. Ancak genel olarak kır-kent veya bir ülkeden bir ülkeye göç ilişkisi çerçevesinde ele alınan ve sadece bir topluluğa ait bir şey gibi algılanmıştır yabancı olmak. Oysa sadece köyden kente gelen insanın sorunu değildir. Kentteki değişime de cevap veremeyen kişilerin sorunudur. Fiziksel boyutundan ziyade kendini dönemin ruhu içinde yer bulamayan insanların da sorunudur. O yüzden 80’ler, 90’lar müziği yeniden yorumlanmıyor mu veya 80’lerde yaşamayan biri o dönemin bilmediği ruhunu özlemiyor mu?
Başkalarına ama en çok da kendine yabancılaşmak, “ne o ne de öteki olmak”tır. Dönemediğimiz ev, gidemediğimiz yurt, olamadığımız kişinin, kısaca temsil edilemeyenin temsilidir. Dolayısıyla kimlik bunalımını ve bir kök arayışını da beraberinde getirir. Richard Sennett yabancı haline gelmiş biri için oluşan iki büyük tehlikeden söz etmektedir: “Biri unutma tehlikesi, diğeri hatırlama tehlikesi; birinde yabancının asimile olma arzusu onu küçültürken, diğerinde özlem yüzünden mahvoluyordu.” Bu sonsuz evrende düşlenen mutluluk, yanında hüzün de taşıyan bir melodiyi getirir. Nostalji en çaresiz kaldığımız anlarda ortaya çıkarak bu unutma ve hatırlatma arzusunu bi potada eritir ve bir yara fetişine neden olur. Bu anlamda görüldüğü üzere çok masum değildir. Bu bunalımdan yararlanmayı bilen sistemin işleyişini destekleyerek ona maskeler sağlar.
Son söz olarak toparlamak gerekirse nostalji, bugün ve/ya gelecekte içinde bulunabileceğimiz kötü gidişatı maskeleme görevi üstlenmiştir. Bugünden düne gider. Yarattığı simülasyon evreninde her an çoğalarak bizi şekillendiren, zaman-mekân ilişkisini ortadan kaldırarak yersizyurtsuzlaştıran ve bizi istenilen kıvama getiren bir olgu olarak varlığını sürdürür. Yaşanmış olan tekrar yaşatılarak kötü anılar bellekten silinir veya törpülenir. Tarih istenildiği ölçüde yine, yeni, yeniden yazılır.
Başlık Görsel: Gülsün Karamustafa, Beni Ağlatmaya Kimin Hakkı Var?, 1981, Salt Araştırma – Gülsün Karamustafa Arşivi
Kaynakça:
Küçükkaplan, Uğur, “Postmodern Çağın İki “Masum Suç Ortağı”: Nostalji ve Arabesk”, Müzikte, Sinemada ve Edebiyatta 2000 Sonrası Arabesk Yeniden, Haz. Sibel Öz, İsmail Afacan, Nota Bene Yayınları, İstanbul,2020.
Akay, Ali, Konu-m-lar,Bağlam Yayınları, İstanbul, Nisan 1991.
Baudrillard, Jean, Tüketim Toplumu Söylenceleri/Yapıları , Çev. Hazal Deliceçaylı-Ferda Keskin, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2008.
Sennett, Richard, Yabancı Sürgün Üzerine İki Deneme, Metis Yayınları,İstanbul, Kasım 2014.
*Arzu kavramı ile ilgili olarak Gilles Deleuze ve Felix Guattari’nin Kapitalizm ve Şizofreni adlı kitaplarının ilk cildi olan Anti-Oedipus’a bakılabilir.
%20(1).jpg&w=3840&q=75)





