Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

20 Mart 2017

Öykü

O. Henry • Ortak Dert

O. Henry

Paylaş

28

0


Hırsız çabucak pencereden içeri atlayıp bir süre çevresini kolladı. Sanatına saygısı olan bir hırsız telaş etmeden işe koyulur, bir şeye elini atmadan önce bulunduğu yeri tanır. Hali vakti yerinde birinin özel eviydi bu… Hırsız sürgülü giriş kapısı ve budanmış sarmaşıklardan atladı, evin hanımının deniz kıyısında tatilde bulunduğu biliniyor, şu sıralarda hanımın, başında gemici kasketi olan anlayışlı bir adama o yalnız ve hassas kalbinin şimdiye kadar hiç anlaşılmadığından yakındığını tahmin ediyordu. Evin üçüncü kattaki ön odalarında gördüğü ışıktan ve mevsimin son günleri olmasından evin beyinin yatmağa hazırlandığı, az sonra ışığı söndürüp uyuyacağı belliydi. Çünkü aylardan eylüldü. Bu ayda insanlar güz kişiliğine bürünür, evli erkekler daktilo kızları ve evlerin teraslarına kurulan küçük bahçeleri birer lüks olarak görmeye başlar. Yeni bir ahlak anlayışı içinde eşinin eve dönmesini sabırsızlıkla bekler, iyi ve kötü yargılarını yeniden gözden geçirip tartar. Hırsız bir sigara yaktı. Kibritin donuk ışığı yüzünü biraz olsun aydınlattı. O üçüncü tür hırsızlardandı. Bu üçüncü tür henüz ne iyice tanınmış ne de olanlara karşı uyarır. Onları ayırmak çok basittir. Bu konuda yakaları, bize en geçerli ipucunu verir. Yaka takmayan bir hırsız ele geçtiğinde o, en aşağılık bir zavallı muamelesi görür. Herkes onun kötülük yapmak için hırsız olduğuna, hiçbir iyiliğe inanmadığına karar vermiştir bir kere.. 1878’de karakol nöbetçisi Hennesy’nin cebinden kelepçeleri aşırıp ortadan kaybolan aşağılık yankesici gözüyle bakılır bu tür yakasız hırsızlara. Diğer ünlü hırsız türü yaka takanlardır. Gündüzleri su takılmamış beyefendidir bu tipler. Sabah kahvaltılarını takım elbise ile ederler. Giydikleri kıyafetler üstlerine kalıp gibi oturur. Karanlık bastıktan sonra da aşağılık işlerine koyulmaktan çekinmezler. Anneleri Ocean Grove‘ un en saygıdeğer, en zengin hanımlarından biridir. Kodese tıkılır tıkılmaz ilk istedikleri bir tırnak törpüsü ve “Polis Gazetesi" olur. Her eyalette bir karısı, her sınır bölgesinde bir nişanlısı vardır bunların. Ve gazeteler, haberi alınca şaşkınlıktan ayılıp bayılan kadınlardan, beş doktorun onları kendilerine getirmek için bir çare bulamadıklarından, sonra bir şişe içkiyle toparlandıklarından uzun uzun bahseder. Öykümüzdeki hırsız mavi bir kazak geçirmişti üstüne. Ne zengin ailenin hırsız oğluydu, ne de cehennemden fırlamış bir ahlak düşkünü. Onu belirli bir sınıfa sokmak isteyecek olan polis herhalde ne yapacağını şaşırdı. Gösterişten kaçan, kendi halinde, saygı duyulması gereken hırsızlar, günümüzde pek bilinmemektedir. Üçüncü sınıftan olan bu hırsız etrafını yoklamaya başladı. Yüzü maskeyle örtülü değildi. Ne elinde kısık bir lamba vardı, ne ayaklarında lastik ayakkabılar. Cebinde otuz sekizlik bir tabanca taşıyordu. Ağzında da zencefilli çiklet. Düşünceli düşünceli çiğniyordu. Evdeki eşyalar yazın koruyucu örtüsü tozla silme kaplanmıştı. Gümüşler kasalarında kilitliydi. Hırsız bu gece iyi bir vurgun beklemiyordu doğrusu. Amacı ışığı yanan odaya süzülüp bir şeyler bulabilmekti. Orada evin beyi, yalnızlığını hafifletecek bir yol bulmuş, derin bir uykuya dalmıştı. Belki dişine uygun dürüstçe ve temiz bir kârı o odada bulurdu. Ortalıkta duran para, çakmak, taşlı bir kravat iğnesi akıl almaz değerde bir servet sayılmazdı ama anımsanamazdı da. Pencereyi açık görmüş ve şansını bir denemek istemişti hırsız. İçerden ışık sızan odanın kapısını sessizce araladı. Lamba kısık yanıyor, yatakta bir adam uyuyordu. Komodinin üstüne birkaç eşya serpilmişti, karmakarışık. Bir tomar para, bir saat, anahtarlar, üç poker fişi , ezik purolar, pembe ipek bir saç kurdelası ve mideyi rahatlatmak için içilen ağzı açılmamış bir şişe maden sodası. Hırsız komodine doğru üç adım attı. Yataktaki adam ansızın acı içinde bir şeyler homurdanarak gözlerini açtı. Sağ eli yastığının altına kaydı ve arada kaldı. Hırsız sanki sürüp giden bir konuşmaya devam edercesine, – Kıpırdama sakın, dedi. Üçüncü tür hırsızlar konuşurken ıslık çalar gibi fısıldamazlar. Yataktaki vatandaş tabancanın yuvarlak namlusuna bir göz attı ve hiç hareket etmeden kalakaldı. – Şimdi iki elini birden yukarı kaldır! diye hırsız buyurdu. Yataktaki vatandaşın ufacık sivri, hafif kırlaşmış kahverengi bir sakalı vardı, tıpkı insana hiç acı çektirmeyen bir diş doktorununki gibi. Sıhhatli, saygıdeğer, çabuk öfkelenen ve canı sıkkın birine benziyordu. Yatakta doğruldu ve sağ kolunu yukarı kaldırdı. – Diğer kolunu da dedi hırsız. Belki her iki elinle iş görebilirsin veya solaksındır da, bana ateş edersin. İkiye kadar saymasını biliyorsun değil mi? Haydi bakalım, çabuk ol! Vatandaş yüzüne sıkıntılı bir ifade vererek: – Öbür kolumu kaldıramıyorum, dedi. – Nesi var ki? – Tam omuzda kol romatizması. – İltihaplı mı? – Öyleydi ama şimdi iltihabı geçti. Hırsız birkaç dakika ayakta kalakaldı, silahını romatizmalı adamın üstünden ayıramıyordu. Komodinin üstündekilere şöyle bir göz attı, sonra utangaç bir tavırla yataktaki adama baktı. Sinirlenmeye başlayan vatandaş kızgın kızgın, – Orada ne bakınıp duruyorsun be, dedi. Çevrede alınacak birkaç parça eşya var. Hırsız sırıtarak, – Affedersin, dedi. Ortak bir yanımız var. Şansın varmış ki ben de romatizmalıyım. Hem de benim de sol omzumda. Benden başka biri asla, sol kolunu kaldıramayınca seni oracıkta zımbalardı. – Sen kaç yıldır çekiyorsun, diye vatandaş sordu. – Dört yıldır. Sanırım bu kadarcıkla bitmeyecek. İnsan bir yakalanmayagörsün, bir daha kurtuluş olmuyor. Bilmem, ben böyle düşünüyorum. Vatandaş ilgiyle sordu: – Hiç çıngıraklı yılan yağı yedin mi? – Tonlarca, diye hırsız cevap verdi. Yağını kullandığım bütün yılanlar ipe dizilecek olsa sekiz defa Satürn’e ulaşırdım. Üstelik çıngıraklı yılanların sesi taa Indiana’dan duyulurdu. – Kimisi Chiselum haplarını denemiş dedi vatandaş. – Palavra! dedi hırsız. Onları beş ay kullandım. Hiçbir işe yaramadılar. Finkelham’ın esansını, Gilead merhemini ve Pott’un ağrı dindirici haplarını bir arada kullandığım yıl sanki biraz rahatlar gibi oldum ama sanırım bunda ilaçlardan çok cebimde taşıdığım at kestanesinin rolü büyük oldu. – Seninki sabahları mı yoksa gece yatarken mi daha fena oluyor, diye vatandaş yeniden sordu. – Geceleri, diye hırsız cevap verdi. İşimin en sıkışık olduğu anlarda. Şeyy Blickertaff’ın kan ilacını denedin mi hiç? – Hayır hiç kullanmadım. Seninki nöbet nöbet mi geliyor, yoksa devamlı bir sızı halinde mi? Hırsız yatağın ayak ucuna oturdu ve silahını dizinin üstüne dayadı. – Birden bastırıverir. Aniden diye konuştu. Hiç aklımda yokken ağrımaya başlar. Bu yüzden ikinci kat işlerden vazgeçtim. Bazen tam tırmanırken kolum tutuluveriyordu. Sana bir şey söyliyeyim mi. Bana kalırsa doktorların bu konuda bir şey bildikleri yok! – Bence de öyle. Bana hiç faydası dokunmayan bir doktora tam bin dolar ödedim. Seninki arada şişiyor mu? – Sabahları. Bir de o gün yağmur yağacaksa. – Tıpkı benimki gibi, diye vatandaş haykırdı. Florida’dan New York’a doğru bir masa örtüsü büyüklüğünde yağmur bulutu harekete geçse benim burada haberim olur. İçerisinde sulu bir filmin oynadığı bir sinemanın önünden geçecek olsam kolum rutubetten zonklamağa başlar. – İşte sus katılmamış diye buna derler, dedi hırsız. – Çok haklısın, dedi vatandaş. Hırsızın gözü elindeki tabancaya ilişti ve karşısındakini rahatlatmak istercesine, biraz da utanarak silahı cebine indirdi. Sonra kendini zorlayarak, – Şey, peki hiç kafurlu İngiliz sabunu denedin mi, diye sordu. – Evet ama hiçbir işe yaramadı. Onun yerine lokantayı sürsem herhalde daha faydalı olurdu, dedi vatandaş öfkeyle. – Haklısın diye hırsız onayladı. O sabun sadece kedi parmağını tırmaladığı zaman Minnie’nin işine yarayabilir. Sana bir şey söyleyeyim mi? Artık olanlar olmuş bize. Başımızın çaresine bakmalıyız.. Ben bu ağrıyı kesen tek bir ilaç biliyorum. Eskiden beri tanıdığımız, dost bildiğimiz, cana can katan içki! Şey, bu gece iş yapmamaya karar verdim. Haydi üstüne bir şeyler geçir de gidip kafaları çekelim. Biraz fazla içli dışlı olduk ama ne yapalım, arada olur böyle kaçamaklar. Uuuf! İşte ağrı yeniden başladı. – Bir haftadır, diye vatandaş konuşmaya başladı. Bir haftadır kendi başıma giyinemiyorum. Galiba Thomas yatakta… – Sen yataktan çık ben seni giydiririm, dedi hırsız. Alıştığı bütün tutucu kavramlar bir anda vatandaşın yakasına yapıştı. Kırlaşmış sakalını sıvazlayarak, – Çok garip, diye konuşmaya başladı. İşte gömleğin dedi hırsız. Haydi ama, çabuk ol. Tanıdığın biri Omberry’nin macunundan çok memnun kalmıştı. Adam iki haftada kendi başına boyun bağını bağlayabilmişti. Tam kapıdan çıkarlarken vatandaş bir şey unutmuş gibi geriye döndü. – Paramı unuttum, dedi. Dün gece komodinin üstüne bırakmıştım. Hırsız onun sağ kolundan yakaladı. – Bırak bunları canım, dedi dobra dobra. Bu gece içkiler benden. Haa sahi aklıma gelmişken sorayım. Hiç güvercin ağacıyla pirola yağını denedin mi?

İngilizceden çeviren: Gülşen Çalık Can

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

2020 Oscar Ödüllerini Kazananlar Belli..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Apolline Guillot

27 Ekim 2025

Çeşitlilik ve Kapsayıcılık Politikalar..

Amerikalı düşünür Susan Neiman: “Her kültür kendisini başka kültürlerden aldığı etkilerle inşa eder ve bu da, aslında kültürün ölümüne yol açan kültürel öykünme korkusundan kurtulmamız gerektiği anlamına gelir. ”Lib..

Devamı..

Petrol ve Gökkuşağı: Çölde Piknik’te Ç..

Şevval Tufan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024