Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

1 Mart 2021

Kitap

Oggito'nun Mart Ayı İçin Önerdiği 10 Kitap

Oggito

Paylaş

0

1


Bartleby ve Şürekâsı, Enrique Vila-Matas

İyi çalıştım, yaptığım işten mutlu olabilirim. Kalemi bırakıyorum, çünkü hava karardı. Alacakaranlık rüyaları. Karım ve çocuklarım yan odadalar, hayat dolular. Sağlığım yerinde ve yeteri kadar param var. Aman Tanrım, nasıl da mutsuzum! Ama neler söylüyorum ben? Mutsuz değilim, kalemi bırakmadım, karım yok, çocuklarım yok, yan oda bile yok, yeteri kadar param yok, hava da kararmadı.

"Yapmamayı tercih ederim." Herman Melville'in Bartleby karakterinin bu meşhur sözünden yola çıkan Enrique Vila-Matas, Bartleby ve Şürekâsı'nda yetenek ve birikimlerine rağmen yazmamayı düstur edinen gerçek ve hayalî yazarları konu alır.

Var olmayan bir metin için dipnotlar kaleme alan anlatıcı, bartleby'ler diye adlandırdığı, edebiyatta geçici ya da kalıcı sessizliği tercih eden Salinger, Rimbaud, Musil, Rulfo gibi yazarların yanında Walser, Beckett, Maupassant, Wilde, Borges, Gide, Pessoa, Sokrates ve daha nice isim aracılığıyla, "Niçin yazarız?" ve "Niçin yaşarız?" gibi çetrefilli sorulara cevap arar.

Çeviren: Filiz Öztürk, Can, 2021

Makine Yazı, John Crowley

Dünya'daki canlı yaşamını neredeyse sona erdiren, "Fırtına" adıyla anılan afetten bin yıl sonrasında eski medeniyetin azizlerle, her şeyi mümkün kılan teknolojileriyle ve kendilerini yok eden kibirleriyle dolu hikâyelerini dinleyerek büyüyen Konuşan Saz, az sayıda insanın yaşadığı, labirenti andıran, görünmez ve değişken sınırlara sahip Küçük Belaire'de "Gerçeği Konuşanlar" topluluğuna dahildi.

Topluluğun dışına çıkmak ve bir aziz olmayı öğrenmek en büyük arzusuydu. Âşık olduğu ve Fısıltı mezhebine dahil Günde Bir Kez adlı kız, Dr. Boots'un Listesi isimli tuhaf bir toplulukla birlikte Küçük Belaire'den ayrılınca onu takip etmek için Saz da yolculuğa çıktı.

Saz'ın azizlik arayışı uzak geçmişe, yeryüzünü terk ederek bulutların üstünde yaşamaya başlayan teknolojik açıdan gelişmiş "melekler"e, şu anki dünyanın müsebbibi çağlar süren kazalar ve felaketler serisine dair bir arayışa dönüşecekti.

Makine Yazı, geçmişin, şimdinin ve geleceğin melankolik yankısı.

Çeviren: Sevda Deniz Karali, İthaki Yayınları, 2021

Rengini Değiştirmek İsteyen Kurt, Orianne Lallemand

Olmadı, olmadı, olmadı!

Yeni macerasıyla "Kurt" tekrar karşınızda!

Orianne Lallemand’ın yazdığı, Éléonore Thuillier’nin resimlediği ünlü "Kurt" serisi Rengini Değiştirmek İsteyen Kurt kitabıyla devam ediyor. Bu sıcacık, tatlı, komik hikâyeleri okuyabilir, dinleyebilir, anlatabilirsiniz.

Kurt o sabah tersinden kalkmıştı doğrusu. Aynaya baktığında kendisini hiç beğenmedi ve rengini değiştirmeye karar verdi! Bu iş düşündüğü kadar kolay olmayacaktı tabii…

Bakalım Kurt kendisiyle barışmanın bir yolunu bulabilecek mi?

Büyük küçük bütün okurların sevdiği sevimli karakter Kurt’un maceraları devam edecek.

Çeviren: Ersel Topraktepe, YKY, 2021

Balıkların Bildikleri, Jonathan Balcombe

“Balık düşünmez, o her şeyi zaten bilir.” Böyle der Rus yazar Platonov bir romanında. Öte yandan balıkların bitkilerden hallice olduğu düşünülür genelde. Suların bu sessiz sakinlerini “süs” olarak akvaryumlara koyar, “eğlence” olsun diye avlarız. Hafızalarının üç saniyeyle sınırlı olduğunu ve acı çekmediklerini düşünür, onlara reva gördüğümüz muameleye pek kafa yormayız.

Balıkların Bildikleri’nde etolog Jonathan Balcombe, son zamanlarda artan balık araştırmalarının yanı sıra kendi deneyimlerine dayanarak, çoğumuzun aklındaki balık imajını altüst eden bir tablo çiziyor. Yaygın varsayımların aksine, balıkların “sadece hissetmekle kalmayıp aynı zamanda çevrelerinin farkında olan, iletişim kuran, sosyalleşen, alet kullanan, erdemli, hatta entrikacı canlılar” olduklarını gözler önüne seriyor ve her biri ayrı bir birey olan bu hayvanları “ahlaki kaygı çemberimizin dışına sürme eğilimimizi” sorgulamamız gerektiğini vurguluyor.

Balıklar neler görür ve duyar? Birbirlerini nasıl tanırlar? İnsanları da tanıyabilirler mi? Acı ve sevinç hissederler mi? Kişilikleri var mıdır? Zekâ gerektiren işlerde performansları nasıldır? Neler öğrenebilir ve öğrendiklerini ne kadar süre hatırlayabilirler? Nasıl iş birliği yapar, hangi toplumsal kuralları ve hiyerarşileri gözetirler? Yavrularını korumak için hangi yaratıcı yöntemlerden faydalanır ve cinsiyetler arasında nasıl bir iş bölümü yaparlar? Kendi “kültürleri” var mıdır?

Bu soruların ve daha nicelerinin cevaplarını merak eden okurlarımızı, nefeslerini tutup balıkların renkli dünyasına dalmaya davet ediyoruz!

Çeviren: Elvin Vural, Metis, Şubat 2021

Kurtlarla Koşan Kadınlar, Clarissa P. Estes

Clarissa P. Estés, Kurtlarla Koşan Kadınlar’da gerçekten farklı bir önermede bulunuyor; kadınlar için yalın, uygulanabilir ve doğal çözümler öneriyor. 19. yüzyılla birlikte insanlığın doğadan kopuşu ve duygulara yer vermeyen kapitalist bir endüstri çarkının içinde kayboluşundan yola çıkarak, kadınların yapması gereken ilk şeyin içlerindeki doğal sesi keşfetmek olduğunu söylüyor ve kadınların içlerinde yatan sınırsız güç ve yaratıcılığın, kurtların doğal yabanıllığında yattığı savını ileri sürüyor. Kadınların çoğu zaman farkında olmadan içselleştirmek zorunda bırakıldıkları eziklik ve yetersizlik duygusuna, bastırılmış cinsel güdülerine çok değişik bir malzemeden yaklaşıyor: masallar! İnsanlığın ortak bilinçaltının aynaları olduğunu düşündüğü masallar aracılığıyla kadın psişesinin derinliklerine iniyor ve birçok açmazdan kurtulmalarına yardımcı olacak masal tadında terapiler uyguluyor. Estés’e göre, kurtlarla kadınlar arasında, vahşilikleri, zarafetleri ve içinde yaşadıkları topluluğun üyelerine duydukları bağ açısından psişik bir benzerlik vardır. Kurtlar ve kadınlar arasındaki bu benzerlik, Vahşi Kadın arketipinde ortaya çıkar.

Çeviren: Hakan Atalay, Ayrıntı, Şubat 2021

At Kafası, Cafer Modarres Sadeghi

At Kafası, çağdaş İran edebiyatı yazarlarından Cafer Modarres Sadeghi’nin en çok ilgi gören, İngilizceye de çevrilen yapıtlarından biri.

Bir parkta tanışan Kesra ile Cihan aynı coğrafyanın bambaşka insanlarıdır ama bu konuşmalarına, birbirlerini sevmelerine engel değildir elbette. İran’da bir okulda öğretmenlik yapan Kesra, Kürt kızı Cihan ile konuştukça onun dünyasına doğru bir yolculuğa çıkar. Cihan, Kesra’ya Tahran’a duyduğu nefretten bahseder, Kürdistan’ı anlatır. Onu bir gün gideceği dağlara, yanında olmaya çağırır. Bu hayalin önündeki engellerden biri, Cihan’ın bir ruh ve sinir hastalıkları hastanesine yatırdığı kardeşi Kubat’tır. Cihan’ın istediklerini yapabilmesi için Kubat yurtdışına bir yere gitmeli ya da ölmelidir.

At Kafası’nda bambaşka bir hayatın peşindeki Cihan ile onu gündeliğin, konforun alanına, herkesinki gibi bir yaşama razı etmeye çalışan Kesra’nın nabız kayıtları tutulurken bu çekişmede kimse olduğu yerde kalamıyor.  

Çeviren: Siyaveş Azeri, Everest Yayınları, Şubat 2021

Sessizlik Üzerine, David Le Breton

Sesin, sözün ve dolayısıyla gürültünün gitgide esiri haline geldiğimiz günümüzde "sessizlik" de artık mühim bir yaşam belirtisi ve ihtiyacına dönüştü. Zaman zaman yakıcılaşan bazen de kaçınılan bu ihtiyacı ve kavramı antropolog ve sosyolog David Le Breton, bütün yönleriyle ele alıyor. Yürümeye ÖvgüAcının AntropolojisiTen ve İz ve Bedene Veda'nın ardından gözler ve kulaklar bu kez sessizliğe çevriliyor.

"Sayısız söylemin açıkladığı bu dünyayı gittikçe daha az anlıyoruz. Çok sayıda iletişim aracının özgürleştirdiğini ileri sürdüğü söz, bu çoğulluğun içinde boğularak anlamsız hale geliyor. ... İletişim ne ölçüde yayılırsa susma özlemi de o denli güçlü oluyor; hiç değilse şeylerin uğultusunu işitmeye ya da bir olay ve daha sonra bir başkası, sonra tekrar bir başkası gelip eskisinin yerini almadan önce olayın sancısına tepki vermeye yetecek süre boyunca. ... Sözün doyum noktasına ulaşması sessizliği daha da cazip kılar. Kafka bu durumu kendi üslubunca şöyle dile getirir: Şimdi sirenler kendi çığlıklarından çok daha ölümcül bir silaha sahipler, sessizliğe. Bunu tahayyül etmek her ne kadar güçse de biri onların seslerinin büyüsünü bozabilir ancak sessizliklerinin büyüsüne asla dokunamaz."

Çeviren: Zeynep Turan, Sel, Şubat 2021

Kadınlar Adası, Kiran Millwood Hargrave

24 Aralık 1617. Norveç'in en kuzeydoğusunda bir ada, Vardø. Denize açılmış kırk adam, duyanların büyüyle çağrıldığını düşündüğü bir fırtınada yaşamını yitirir, geride ise kadınların hâkimiyetinde bir topluluk kalır. Yirmi yaşında, genç bir kadın olan Maren de bu felakette babasını ve kardeşini kaybeder.

Üç yıl sonra, tehlikeli bir figür gösterir kendini: Kuzey adalarında cadı olarak hüküm giyenleri yakarak idam eden Vekil Absalom Cornet. Yanındada, otoritesini hem zorlayan hem de ondan korkan genç eşi Ursa. Absalom burayı Tanrı'nın dokunmadığı ve korkunç bir şeytaniliğin hüküm sürdüğü topraklar olarak görür. Maren ile tanışan ve gitgide daha da yakınlaşan Ursa ise bu yabancı topraklarda, yeni arkadaşıyla beraber daha önce hiç görmediği bir şeyle karşılaşır: Bağımsız kadınlar.

Kiran Millwood Hargrave'in, gerçekte de yaşanmış, Vardø fırtınası ve 1620 yılındaki cadı avlarından yola çıkarak kaleme aldığı Kadınlar Adası, medeniyetin uzak ucunda, aşka, kötülüğe, takıntıya, ataerkil şiddete ve kadınların kudretine dair tüyler ürpertici, feminist bir tarihi roman.

İthaki Yayınları, 2021

Ardına Bakma, Marcello D’Salate

Ardına Bakma, Brezilya'daki köleliğin gizli tarihine sanatsal ve edebi açıdan ışık tutan ilk eserlerden biri. Tarihin üzerinden güçlü çizimlerle geçerek, köleliğe dair tüyler ürperten hikâyeleri şiirsel bir şekilde canlandıran bu eser, dünya genelinde bolca övgü aldı. Bu dokunaklı hikâyeler, tarihin en karanlık köşelerinden birinin trajik ve insanın içine işleyen bir portresini sunuyor.

Marcelo D'Salete'in yazıp çizdiği bu baş döndürücü çizgi roman, insanlığından vazgeçmeyi reddeden cesur kadınların ve erkeklerin mirasını taşıyor. Yoğun çizimleri ve yalın kelime kullanımıyla okuyucuyu yavaşlatarak görsel deneyim yaşatıyor ve derinlere dokunuyor.

Karakarga, 2021

Babam Omuzlarımda, Metin Arditi

Tarihin en ihtilaflı konularından biri olan baba/oğul ilişkisi etrafında gerilmiş bir ipin üstünde kusursuzca yürüyor Metin Arditi.

“Kişinin hatıralarına dönmesi hassas bir iştir.

İstanbul'a, Büyükada'ya, Lozan'a, Cranssur-Sierre'e gittim... Bu yerlerden bazıları beni büyük bir sevinçle karşıladı. Bazıları beni biraz afallattı, bazıları beni biraz daha hayrete düşürdü. Hakikatleri görmekten bu kadar sık kaçmak konusundaki kapasiteme inanamamıştım. Bazılarıda, nihayetinde, beni allak bullak etti.”

Babam Omuzlarımda hesap sormaya, affetmeye, kefaret ödemeye ve özür dilemeye dair samimi bir anlatı.

Çeviren: Ayşenaz Cengiz, YKY, Şubat 2021

 

YORUMLAR

Yasin Kahraman

Teşekkürler Oggito

1 Mart 2021

Öne Çıkanlar

“Mario” ve “The Sims” Müziklerini Dinl..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Mehmet Dinç

29 Eylül 2025

Zülfü Livaneli’yi Neden Okumalıyız?

Livaneli insan doğası ve tutkularını bilince çıkarmada isabetli tespitlerde bulunur.Zülfü Livaneli uluslararası çapta tanınan bir yazardır. Sanatındaki derinlik onu bilge konumuna taşır. Zorlu aşamalardan geçmesi, hayati riskler alması ve şartlar ne olursa olsun du..

Devamı..

Edebiyatı Savunmanın Önemi

Maris Kreizman

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024