Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

27 Ağustos 2013

Ne Haber

Pançunileşmek

Behçet Çelik

Paylaş

21

0


[button]Behçet Çelik[/button] behceticsayfa1Gezi eylemleri sırasındaydı sanırım; sosyal medyada Yervant Odyan’ın Yoldaş Pançuni’sinin bir duvara resmedildiğine ilişkin bir fotoğraf görmüştüm. Aleksandr Saruhan’ın kitap kadar meşhur Pançuni desenlerinden biri şablonla duvara çizilmişti. Bu desen o duvarın önünden geçenlerin çoğunun gözünden kaçmış olmalı. 1869 Yenikapı doğumlu Yervant Odyan’ın ilk olarak 1908’de tefrika edilen, 1911’de de İstanbul’da Ermenice olarak yayımlanan bu muhteşem kitabı, 2000 yılında Aras Yayıncılık tarafından Türkçe olarak yayınlandıktan sonra ancak sınırlı bir çevrenin dikkatini çekmişti. Yakın zamanlarda dördüncü baskısı yapılmasına rağmen Pançuni’nin hak ettiği ilgiye mazhar olduğu söylenemez. “Bu topraklarda” yazılmış mizah şaheserlerinden biridir oysa. Don Kişot’la kıyaslanan Pançuni de bir tip olarak unutulacak gibi değildir. Yazılmasının üzerinden yüz yıl geçmesine rağmen okurken ne çok benzeri olduğunu fark ederiz her sayfasında. Belki biraz da Orhan Kemal’in Bekçi Murtaza’sını andırır bu yanıyla. Okuyan çoktur, ama okumayanların bile diline pelesenk olmuştur Murtaza; görevine aşırı düşkün olanlar için sıklıkla “Murtazalaşmak” tabirini kullanırız. Pançuni de böyle bir tiptir; Türkiye’de edebiyat tarihi ve kanonu Türk ve Müslüman yazarların eserleriyle sınırlı kalmasaydı, belki bugün Murtazalaşmanın yanında “Pançunileşmek”ten de söz edilebilir; biz de laftan anlamaz, alabildiğine inatçı, amaçlarının tam tersi sonuçlara ulaştığında dahi olan bitenleri kendi kafasındakilerin olumlanması olarak değerlendiren insanları Pançuni’ye benzetip meramımızı edebiyatın sunduğu imkân içerisinde kolayca ifade edebilirdik. Son yirmi otuz yıldır edebiyat ve kültür-sanatta “yerlilik”ten sıkça dem vurulduğunu işitmemize rağmen kavramın kökündeki “yer” kelimesinin hakkının verildiğini söylenemez. “Yerlilik”ten söz edildiğinde “bu topraklarda” üretilen, yaratılan eserlerin ve yaşantıların sadece Türk ve Müslüman olanlarına odaklanılmıştır. (1970’li yıllarda Yargıtay’ın azınlıklara ait tüzel kişiliklerin taşınmaz edinmeleriyle ilgili kararlarında bu vakıfları “yerli” saymayıp “yabancı” sayan ifadelerinde de, Odyan’ın kalemini, Pançuni’nin zihin dünyasını, kelimeleri esas anlamlarından hayli uzak, neredeyse taban tabana zıt biçimde kullanmasını aratmayan bir mizah var; ne acı ki bunlar birer mizah eseri değil, yargı kararı!) Bu topraklarda, bu “yer”de başka eserler de yaratıldı yüzyıllar boyunca; onlar da Türk ve Müslüman yazarların eserleri gibi buraya ait, burayı anlatıyor; bu eserlerde de buralıların hayatlarından, dünyalarından, hayallerinden yansımalar mevcuttu – onlar da “Türkiye’nin ruhu”na dâhil. behceticsayfa2Geçtiğimiz yıl yayımlanan Ermeni Edebiyatı Numuneleri 1913’i okurken de benzer şeyler gelmişti aklıma. Kitapta derlenen öykülerin bir kısmı aynı yıllarda yazılmış Türkçe öykü ve romanlarla yakın dertlerin dışavurumuydu. Nasıl ki Türk ve Müslüman yazarlar toplumsal değişimin bireylerin hayatlarında ne tür altüst oluşlara neden olduğunu dert edinmişlerse, Ermeni yazarların öykülerinde de benzer kaygılar dikkat çekiyordu. “Bu topraklarda” aynı zamanda –iç içe değilse de yan yana– yaşamış iki toplumun benzerlik ve farklılıklarının yanı sıra, yaşantıları edebiyata taşırken yazarların nelere odaklandığını, bu yapıtların ne gibi toplumsal ve bireysel ruh hallerini yansıttığını düşünmeye sevk eden bir derleme olarak değerlendirmek mümkün Ermeni Edebiyatı Numuneleri 1913’i. Bu kayıtsızlık sadece devlet politikalarıyla ilgili değil. Devlet politikalarının nasıl toplumsallaştığına, kabul gördüğüne ilişkin bir örnek de geçtiğimiz aylarda, idamlarının 98. yılında anılan 20 Ermeni sosyalist vasıtasıyla gündeme geldi. “Bu toprakların” tarihinde devlet eliyle katledilmiş, idam edilmiş devrimcilere, siyasilere dair sayısız örnek var, ama bunların arasında sözünü ettiğim 20 Ermeni sosyalistin adları pek sayılmaz. Türkiyeli sosyalist ve devrimciler de bugüne dek anmamışlardır onları. Yerli bir sosyalizmden dem vuranlar için de sosyalizmin buralı –“yerli”– versiyonu, Türk ve/veya Müslümanlardan müteşekkil olagelmiş demek ki. Pançuni’ye dönecek olursak. Pançuni Ermeni bir sosyalisttir, devrimcidir, yirminci yüzyılın başlarında Anadolu’daki Ermeni köylerine sosyalizm düşüncesini yaymayı görev edinmiştir. Yarım yamalak bilgisiyle karşısındakinden daha çok konuşarak, daha yüksek sesle bağırarak, kavramları ardı ardına, yerli yersiz sıralayarak zafer kazandığını sanan biridir. Aptal mıdır, zeki midir roman boyunca çözemeyiz. Kafası bazı şeyleri almıyordur, ama başına gelenleri kendi lehine çevirmek, sözü kendine bükmek, sözden güç almak konusundaki yeteneği de yadsınamaz. Siyasi mücadeleyi ağır kavramlar kullanmak, yüksek sesle konuşmak, karşıt görüştekileri mütemadiyen suçlamak ve gerekirse zor kullanmak olarak algılar. Gülünç duruma düştüğünün hiç farkında değildir ya da önemsemiyordur. Kafasındaki “doğru”yu yineleyip durduğunda muarızlarını ikna edeceğini sanmaktadır; dinlemek diye bir şey işitmemiş gibidir, dinlemeye gerek de duymaz gerçi, “gerçek” onun tekelindedir. Sürekli çözümlemelerden söz etmesine karşın zihni çözümleyici değildir, aksine dümdüz bakmaktadır olan bitene. Baktığı yer ise arzularından ve çıkarlarından ibarettir. Yoldaşlarına yazdığı her mektubunu, “Biraz para gönderin” diye bitirir. Sürdürdüğü “siyasi mücadele” için paraya gereksinimi vardır. Ortalık karışmışsa kabahat asla kendisinde değildir, düşmanlarındadır. Yoldaş Pançuni hakkında yazanlar daha çok yirminci yüzyılın başlarındaki Taşnak ve Hınçak akımlarının “sosyalistliğinin” bir yergisi olduğunu belirtmişler; son zamanlarda da Pançuni ile günümüz solculuğunun olumsuz yanlarını karşılaştıran yazılar yayımlandı. Geçen yüzyılın başında Anadolu’nun Ermeni ve Kürt köylerinde nasıl bir hayat yaşandığına dair sahneler de sunan, Yertvan Odyan’ın bu “yerli” eseri hak ettiği ilgiyi görmüş ve Pançuni tipinin toplumdaki yaygınlığı nedeniyle “Pançunilik” kavramı dolaşıma girmiş olsaydı, bugün belki de daha geniş bir alanda kullanıyor olabilirdik bu kavramı. Pançuni’nin bas bas bağırarak konuşmasının, düz mantığının, siyasi mücadele algısının eski-yeni ve yerli örnekleri hiç az değil çünkü. Pançuni’nin kafasının çalışma biçimi ve siyasi mücadele tarzı buralılar için ne eski ne de yabancı. behceticsayfa3Kitabı resimleyen Aleksandr Saruhan, Yoldaş Pançuni’nin, “doğru ilke ve tasarıların bile, demagog, hayalperest ve sorumsuz okumuş cahiller tarafından, mevcut şartlar dikkate alınmadan uygulandıklarında nasıl yıkıcı olabileceklerini göstermekte” olduğunu zikrediyor, kitabın 1938 Kahire baskısı için yazdığı sunuşta. Sanki bugünleri anlatıyor gibi. Kimi kavramları sürekli yineleyerek kendisine yöneltilen eleştirileri alt ettiğini sanmak, eleştirileri dikkate almak yerine sürekli saldırmak, kulaktan dolma saçma sapan şeyleri, komplo teorilerini ağzına sakız ederek önce bunlara inanmak, sonra da yandaşlarını inandırmak sadece solculara, sosyalistlere has değil. Pançuniler her yerde. Hep doğru yaptığını, doğruyu savunduğunu düşünen, en ufak bir özeleştiriye ihtiyaç duymayan, bundan ısrarla sakınan, yedeğine alıp yerli yersiz kullandığı kimi kavramların, alıntılamaktan usanmadığı sözlerin kendisine sonsuz haklılık bahşettiğine inanan, söylediği sözün, yazdığı cümlenin nereye gittiğinden habersiz, dinlerken ya da okurken her seferinde şaşakaldığımız  Pançuniler, sadece siyasi alanda değil, başka alanlarda da şanlı mücadelelerine devam ediyorlar.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Latin Amerika’nın Öykü TutkusuSemih Gümüş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Marcelo Rioseco

17 Şubat 2025

Alejandro Zambra: “Yazmasaydım çok dah..

Bolaño benim için bir babadan ziyade gece geç saatlerde eve gelip pencereden odama tırmanan ve başından geçenleri anlatmaya koyulan bir ağabey gibiydi.Alejandro Zambra’yı önceden okumuştum. Özellikle Eve Dönmenin Yolları beni çok etkilemişti. Hatt..

Devamı..

Jane Austen Niçin Hiç Evlenmedi?

David Lassman

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024