Stalin ile görüştükten kısa bir süre sonra Moskova’nın seçkin bölgelerinden birine taşındı ve devlet tarafından da kendisine bir yazlık tahsis edildi.
Boris Pasternak 13 Haziran 1934 tarihinde Moskova’daki evindeyken telefon çaldı. Rusya’nın bu ünlü şairi çalıştığı esnada rahatsız edilmeye alışıktı ama bu sefer telefonda duydukları kanını dondurdu. “Yoldaş Stalin hatta,” demişti karşı taraftaki ses. Pasternak dehşete kapıldı. Kekelemekten yanıt vermeye fırsat bulamamışken “Patron’un” sesi duyuldu. Pasternak’ın arkadaşı Osip Mandelstam’ın tutuklanması hakkında konuşmak istiyordu. Hayli tehlikeli bir kişilik olarak görülen Mandelstam, Stalin hakkında yazdığı şiiri kamusal alanda okumuş, orada bulunanlardan biri bu durumu kolluk güçlerine aktarmış ve mesele eninde sonunda Stalin’in kulağına gelmişti. Şimdi de Pasternak’ın konuyla ilgili görüşünü merak ediyordu.
Üç ya da dört dakikalık konuşma sonrasında Mandelstam’ın kaderi mühürlendi. Tutuklandıktan birkaç gün sonra üç yıllık sürgün cezasına çarptırılan Mandelstam mayıs ayında Kuzey Urallar’daki Cherdyn Kasabası’na gönderilmiş, oraya ulaşmasından kısa bir süre sonra intihar girişiminde bulununca 12 Haziran’da Rusya’nın Güney Batı’sındaki Voronezh’e nakledilmesi emredilmişti. Stalin Pasternak’ı aradığında henüz yola çıkmamıştı bile. İlk anda bu konuşmanın Mandelstam’ın geleceği üzerindeki etkileri cesaret verici görünebilir. Zira ünlü şair Voronezh’de kısmen de olsa rahattı; zulüm görmüyor, herhangi bir işe zorlanmıyor ve istediği gibi yazabilmesi için serbest bırakılıyordu. Fakat hukuken eski hale iade şansı ortadan kalkmış, bütün vatandaşlık hakları dönülmez biçimde elinden alınmıştı. Arkadaşı Akmeist şair Anne Akhmatova’nın da dediği gibi “Şafak sökme umudu olmaksızın” gece çökmüştü. 1937 yılında serbest bırakıldı ama “karşı devrim” suçlamasıyla yeniden tutuklanması uzun sürmedi. Rusya’nın Uzak Doğu adı verilen kırsal bölgelerinde beş yıl süreyle gözaltında tutulmasına hükmedilen Mandelstam, 27 Aralık 1938’de ıslah cezasını çekeceği kampa giderken tifoya yakalandı ve hayatını kaybetti.

Pasternak ve Mandelstam arasındaki farklılık neydi?
Stalin ve Pasternak arasında geçen telefon konuşması hâlâ sırrını korumaya devam ediyor. Ve tuhaf bir biçimde bunun sebebi, eldeki kanıtların yetersizliği değil. Arnavut yazar İsmail Kadare’ye göre sadece bu konuyla ilgili günümüze ulaşan kayıtların sayısı on üç civarında. Elbette hiçbiri “ilk elden” değil ancak çoğu, konuşma esnasında Pasternak’ın evinde olduğunu ya da konuşmanın detaylarını bizzat Pasternak’ın ağzından duyduğunu iddia eden kişiler tarafından yazılmış.
Bu kaynakların neredeyse tamamına yakını konuşmanın temel hatları konusunda mutabık. Stalin önce Pasternak’a Mandelstam hakkında ne düşündüğünü sorar. Ve elbette neden böyle bir şey sorma gereğini duyduğunu kimse tahmin edemez. Belki de Pasternak’ın malum şiiri duyup duymadığını öğrenmeye çalışıyor ya da onun tepkisini ölçüyordu. Mandelstam konusunda nasıl bir yol izleyeceğini gerçekten bilemiyor ve hakikaten Pasternak’ın fikrini almak istiyor da olabilir. İşin aslı ne olursa olsun Pasternak kaçamak bir yanıt verdi ve “farklı” olduklarını, “farklı” türde şiirler yazdıklarını söyledi. Pasternak’ın bu ikircikli tavrı Stalin’i kızdırdı ve eğer kendi arkadaşlarından birinin başı dertte olsaydı onu kurtarmak için kesinlikle bundan daha fazlasını yapacağını belirterek telefonu kapadı.
Fakat kaynaklar arasındaki bu görüş birliği konuşmanın detayları söz konusu olduğunda ortadan kalkıyor. Kimine göre sabahın erken bir vaktiydi, kimine göreyse öğleden sonra. Bazıları Pasternak’ın “açık ve doğrudan” konuştuğunu belirtirken diğerleri bocaladığını ya da kafasının karıştığını söylüyor. Pasternak’ın Stalin’i tekrar telefonla aradığını söyleyenler bile var. Bütün bu detaylardaki farklılıklar bir yana, anlatıların özü hep aynı tartışmaya odaklanıyor: Pasternak, Mandelstam ile farklı olduklarını söyleyerek ne demek istemişti? Gerçekten kaçamak bir yanıt mı vermişti yoksa sırf kendi postunu kurtarmak uğruna arkadaşına yardımcı olmamayı mı seçmişti?

Pasternak’ın karısı Zinayda Nikolayevna, kocasının kesinlikle elinden gelen her şeyi yaptığı fikrindeydi. Zira konuşma esnasında hasta yatağındaydı ve söylenenlerin bir kısmına kulak misafiri olmuştu. Zinayda’ya göre kocası, Mandelstam ile aralarındaki farklılıkları vurgulamıştı çünkü telefonun öteki ucundaki Stalin’i bir şekilde tarafsız olduğuna ikna etmek zorundaydı. Üstelik hatırladığı kadarıyla Pasternak, Mandelstam için “birinci sınıf şair” ibaresini kullanmış ve Stalin’den onu serbest bırakmasını istemişti. Pasternak’ın çabasına ilişkin Zinayda Nikolayevna ile hemfikir olan bir diğer isimse, Mandelstam’ın kendisi de bir yazar ve şair olan karısı Nadejda.
Ancak öteki kaynaklar bu konuda hemfikir değil. Konuşma esnasında Pasternak’ın dairesinde olduğunu iddia eden Nikolay Vilmont, arkadaşından buna benzer sözler işitmediğini belirtiyor. Hatta ona göre durum tam aksi. Pasternak Mandelstam’ın durumundan ziyade daha önemli gördüğü bir konuyu gündeme getirmiş ve kaderinde “tarihi” bir konuşma yapmak olduğu inancıyla Stalin’i “yaşam ve ölüm” üzerine derinlikli bir tartışmaya çekmek istemişti. Benzer bir detay Zinayda Nikolayevna’nın anlatısında da mevcut fakat tek bir farkla; Vilmont, Pasternak’ın sadece bu meseleyle ilgilendiğini iddia ediyor, Zinayda ise araya sıkıştırılmış birkaç cümleden ibaret olduğunu söylüyordu.
Vilmont ile Nikolayevna’nın anlatılarındaki tezatlık bir yana, çoğu kişi Pasternak’ın kaçamak davrandığına inanıyordu. Hatta Mandelstam’ın sevgilisi Galina von Meck’e göre Pasternak, Mandelstam’ın savunma zahmetine bile katlanmamış bunun yerine Stalin’in bütün sorularını, “Sen bilirsin yoldaş,” minvalinden sözlerle geçiştirmişti. Fütürist şair Sergey Bobov ve Pasternak’ın sevgilisi Olga Ivinskaya (genelde Doktor Jivago’daki Lara karakterinin modeli olduğu düşünülür) da aynı fikirdeydi – Pasternak bütün konuşmayı felsefi bir tartışmaya dönüştürmek istemişti. Pasternak’ın olumsuz tutumuna ilişkin bu anlatıların hemfikir olduğu noktaysa Stalin’in öfkesi. Edebiyat eleştirmeni Victor Shklovsky’e göre Pasternak’ın eylemsizliği Stalin’i öylesine kızdırmıştı ki, sonunda Pasternak’a “büyük bir düzenbaz” olduğunu söyleyerek telefonu kapamıştı.

Bağışlamak mı, suçlamak mı?
Peki farz edelim Pasternak’ın yanıtları gerçekten de kaçamaktı, bunun için onu suçlayabilir miyiz? Zira Mandelstam tutuklandığında Stalin’in korku atmosferi henüz oluşma aşamasındaydı. Tarımın zorla kolektifleştirilmesi beraberinde kıtlığı ve isyanları getirmiş, 1930 yılı itibariyle hedefinde kendisinin bulunduğu halk muhalefetinden endişe duymaya başlayan Stalin, Komünist Parti içerisindeki eleştirileri bile görmezden gelmeye başlamıştı. Zaman içerisinde rejim, bir parti iktidarı olmaktan çıkıp otoriter bir tek adam iktidarına dönüştü ve sanat da dahil olmak üzere hayatın her alanını denetim altına aldı. Pek çok yazar öldürüldü, rejim muhalifi olarak görülen Anna Akhmatova, Nikolay Punin, Lev Gumilev gibi isimler gulaglara sürgüne gönderildi.
Böyle bir atmosferde Stalin’den kim bir telefon alsa telaşlanırdı. Robert Service’in de belirttiği gibi, aslında Stalin Pasternak’ı köşeye kıstırmıştı. Zira her ne kadar Mandelstam’ın tutuklandığı bilinse de Pasternak sorgu esnasında arkadaşının kendisi hakkında neler söylediğini ve şüpheliler içerisinde yer alıp almadığını bilemezdi. Mandelstam’ı savunduğu takdirde suçlanma riskini göz önüne alması gerekecek ama sessiz kaldığı takdirde de arkadaşı en iyi ihtimalle gulaglara sürgüne gönderilecekti. Dolayısıyla bu koşullar altında ikircikli davranmak, kaçamak yanıtlar vermek ve konuyu bambaşka bir tarafa çekmek de bir nevi cesaret işi olarak görülebilir.
Üstelik Pasternak’ın daha fazlasını yapmadığına inanmak biraz zor. Kendisine yönelen her tür muhalefeti kökünden yok etmeye kararlı olan Stalin, yazarlar söz konusu olduğunda istikrarsız bir tutuma sahipti. Gençliğinde kendisi de çok sayıda şiir yazmış, durmaksızın okumuş ve bazı yazarlarla samimi ilişkiler kurmuştu. Bir yazarın yetenekli olduğuna kanaat getirirse siyasi kusurları görmezden gelir, hoşgörülü davranır, hatta kimi zaman tümüyle bağışlardı. Fakat Pasternak’ın arkadaşı Alexander Gladkov’un belirttiği gibi, Gorki’nin 1936 yılındaki ölümünden sonra “işler kontrolden çıkmaya başladı.” Yine de Stalin gelen itirazları mutlaka dinler, Mandelstam olayında olduğu gibi kimi zaman meselenin aslını bizzat araştırırdı. Hatta Pasternak, Mandelstam’a yönelik suçlamalar kesinleşmeden evvel Izvestiya Gazetesi editörü Nikolay Buharin’e yazacak ve Stalin’in desteği için ondan yardım isteyecek kadar kendine güveniyordu. Hatta prensipte daha da ileri gitti ve bir yıl sonra Stalin ile görüşerek Nikolay Punin ile Lev Gumilev’in serbest bırakılmasını istedi. Peki kendi menfaati için değilse niçin tereddüt etti?

Şunu söylemek gerekir ki, Pasternak bahse konu telefon görüşmesinden faydalanmış gibi görünüyor. Zira tam o sıralar oldukça kötü bir apartman dairesinde, kommünalka adı verilen ortak bir konutta yaşıyor ve banyoyu diğer odalarda yaşayan komşularıyla paylaşıyordu. Stalin ile görüştükten kısa bir süre sonra Moskova’nın seçkin bölgelerinden birine taşındı ve devlet tarafından da kendisine bir yazlık tahsis edildi. Hatta söylenenlere bakılırsa Doktor Jivago’nun 1957 yılında yurtdışında yayımlanmış olmasına rağmen Stalin onun ismini tasfiye edilecekler listesinden çıkardı ve hani neredeyse dokunulmazlığını ilan etti.
Değişken bir miras
Yine de meselenin özünde daha tuhaf bir soru var: madem kişisel menfaatleri vardı, Pasternak niçin etrafındaki insanlara bu konuşmadan bahsetti? Yapılan görüşmenin gerçek mahiyetini bir kenara bırakırsak, Pasternak bu ilişkideki rolünün artık şüpheli olduğunu ve farklı spekülasyonlara yol açacağın fark etmiş olmalı. Buna rağmen aynı hikâyeyi değişik çevrelerde tekrar tekrar anlatması ilginç. Mesela telefonu kapar kapamaz Yevgeni Khazin’in dairesine koşmuş ve her şeyi bir çırpıda anlatmış – onun ardından Mandelstam’ın karısına, Mandelstam’ın sevgilisine ve iki kez de Isaiah Berlin’e. Görünen o ki, telefon konuşması etrafında kafa karıştırıcı bir mitoloji oluşana kadar her seferinde bazı ayrıntıları çıkarıp bazılarını eklemiş. Peki Pasternak’ın asıl amacı neydi? Kendini aklamak mı yoksa bu karmaşık itiraflar dizisinin peşi sıra bağışlanmak mı? Bilmiyoruz. Ama bildiğimiz bir şey var ki, o da Mandelstam’ın 1938 yılındaki ölümüyle Pasternak’ın 1958 yılındaki Nobel Ödülü arasında acı verici bir tezatlık bulunduğu.
Belki de bize düşen, otoriter rejimler altında sürdürülen dostlukların ne denli kırılgan olduğunu fark etmek ve anlatıldıkça belirsizleşen geçeğin, yazıldıkça kaypaklaşan bir tarihe dönüştüğünü keşfetmektir.
Çeviren: Fulya Kılınçarslan






