pazar hâinleri / I
(…) kum mu dedim, kaya mı, dağ mı.. bilemedim! kumsalda ayak izleri var sessizliğin. dalgalar da köpükler denli gelgeç. gelgit, hikâye’sidir zamanın. ‘zaman’ dediğin de ‘aşk’ ile zaman. bulut düşüyor toprağın derdine. (…)
baba ve…
benim gibi bir babam olsaydı da, elimden tutup parka götürseydi de her yaşımda…
en son gemimi de yakmışım: gömmüşüm sulara rûhumu bedenimden önce, çok önce…
bahânesi boldur yalnızın, yapayalnız ölebilmek için.
*
yanık izi
kırık kemiklerimi dizdim sinir ipime.
beş kök, ette kalmış: diz izi.
daha da dağlanmış damarlar, yırtılmış kaslar daha, daha, daha da…
hücre duvarımda yıkım var. kıllarımı tüylerim, tüylerimi kanım çekiyor. al tırnak nasıl olurmuş bir görün. delik-deşik derimi dellendiren de kim.. bilemedim!
aklım, anlamadığım esriklik; gözüm, ağladığım eksiklik; ömrüm, tarihidir yalanın bir de ben’le. haykırsa da hakîkat nâfile ve ne gam.
ham tuğladan tam ev olmaz. yâni yanık izi tâ tanrı’dan biraz, biraz da yokluğun nef(e)si kokar hep. her yer her zaman’a eş: kalleş. gövde’de boşluğun teri hâr. nâr gibi esiyor rüzgâr önüm-ardım sıra. sıra sana da gelecek kof sessizlik.
**
dip gece
kırmızı defterimi kara kalemimle karalıyorum: vakit dip-gece.
kırık elin ömre hükmü yok. âh! ahmak parmak ne çok, yaz(g)ısını yazdığını sanan.
kül için ateş: hâle bak! susadıkça susuyor rûh, iç-inde.
tarih yarasalardan sorulur.
ve nem ve küf ve de yosun.
buza çalan ağızda dağılır her harf. hakîkatin şânındandır yalan.
hepimiz âmâyız, görenler dâhil.
lâl olmak, dil meselesi değildir.
in-cin cirit atıyor; rüya da güya. dünya dönenen bir köz mekân, dellenene dek.
ne zâlim kelimedir umut!
tut ki ölmedik.. de ki ‘sonsuzuz…’ n’ola?!
âh! bu sabâh bach dinleyemeden ölmek de var.
***
pazar hâinleri / II
mesâfe
tâââ uzağa, pek uzağa, en uzağa dalıyorum.
bakış her şeydir.
görmek meğer…
bahânesi yoktur hayatın: yaşanır. ama iyi ama doğru ama güzel ama âmâ. körlük gönle vardı mı fenâ… bahânesi yoktur hayatın: ölünür. ama kötü ama yanlış ama çirkin ama lâl. morluk ömre vardı mı fenâ… bahânesi çoktur zamanın ––––anlasanıza! bize mekân ne gam: açık ara yalnızız ––ağlasanıza.
*
harf
ne cümle ne kelime ne kelâm: harf ‘öz’dür.
töz, nef(e)s.
ilk olan ne ise, son olan da o. gezinip duruyor kâhin boşluğunda. yokluğunda ermiş-derviş pek dertliymiş!
ağızdan çıkan da döner geri.
sıfır noktasında hem artı hem de eksi eksik.
esrik hâl tanrı’dan: kutsal su çürürse fenâ… yazı ile yazgı kan kardeş. ha leş kargası ha ölü yiyici melek. cümlesinin boynu bükük yalan karşısında.
masal’ını yalıyor dil boşu boşuna!
**
taş
kum mu dedim, kaya mı dağ mı.. bilemedim! kumsalda ayak izleri var sessizliğin. dalgalar da köpükler denli gelgeç. gelgit, hikâye’sidir zamanın. ‘zaman’ dediğin de ‘aşk’ ile zaman. bulut düşüyor toprağın derdine. ‘ak’ dediğin de ‘al’ ile tamam. ebemkuşağına taş atan da kim?! ah! gönlü kırılan taş: sen kimsin? dağıldıkça dağılıyor ses ve söz. sonra kalem, sonra kâğıt çivi-duvar kadar. içi boşalmış gövdeden hayır gelmez. ya da yazmak kederli kader ıssıza. tuzbuz olmuş çerçöpünde el. ömrü kırılan taş, yaş. sert olsa hüzün, ne gam. yumuşacık, yumuşacık ölelim!
***
bach
bugün günlerden… cembalo’da füg:… içim titriyor üzerine yalnızlığın bir de… âh! sonsuzluk: sana inanasım var fakat… rahat yok ne bedene ne… duvarları yıkıp da gittim… hâlâ ağlıyor mudur al mum?!... ey! mavi tül, kızıl gül, gri kül: sizin hâliniz hâl değil… âh! sabâh sabâh.. sabâh sabâh.. sabâh sabâh…
****






