pazar hâinleri / V
un ufak
parmakları un ufak olana dek yazdı! cümlesini hatırlayamadığınaydı tebessümü; bir cümlesini olsun! ‘ardıma dönüp bakmam’ dediğineydi yazdığını bir daha aslâ okumaması! kuştu bakışları: hep uçucu. uçlar vardı daha kopuk kopuk, kırık kırık; nokta nokta ufuk çizgisi; siyâh siyâh, kızıl kızıl, mor mor zift yükü zifîrî kuyu suları vardı koyu, silik, damla damla; göğü yaran ağır ve ağrılı tüyler, yönsüz rotalar, keşifsiz notalar, îcatsız zamanlar vardı ânbeân gelip ansızın yiten; kuştu bakışları, hep kuşkulu, korkulu hep! ‘vakit alıyor susmak’ dediğindendi söylediğini bir daha aslâ dinlememesi, kendini ve derdini ve ruhunu, bakışlarını yerine koymadan! ‘bakış, her şeydir’ dediğinden beri güzeldi hayat; ‘gör ve geç’, gönlün ömür törpüsü işte, kemiksiz, iliksiz kalana dek parmakları, yâni yazmayana, yazamayana dek! ‘yazmak, cehennemdir’ sözünün kendine âit olduğunu sanmamasına rağmen, zebânîler ülkesinde tüketti her kelimesini harf harf, hece hece; ateş ateş, köz köz küllenene dek bakışları, gözyaşları, aşkları tebessüme dayanana dek! un ufak olana dek yazdı.. yazmasaydı da olurdu.. hastalıktan işte; yazma hastalığından! kurtuldu geç, geç de olsa ne hoş tüy kadar kalmak ve bakmak boşluğa yokluğun hiç hiç en nihâyetinden yolun, yitik yolun tozu tülüyle sarmâşıklaşırken kâinatın hakîkatine yalan yalan, yalan yalan yalnızlığında…
*
tam isâbet
sulak-parlak bir bağ evini seçti, yaşanacak yer olarak! mutlak muğlak bir kadını seçti, tutunacak dal olarak! çorak-kurak bir dağ köyünü seçti, ölünecek yer olarak!
**
kırık ayna
tuttum içime: boş! boş dedimse, yaralı! yara varsa acı var! acı demek, kan demek! kan denince ölüm düşsün aklınıza. akıl: öte-duygu! duygudur kudurtur canı! can, dert yükü! derttir hayat! fakat nasıl döker bir kırık ayna tüm sırrını!
***
serçeler, karıncalar…
‘kediler de ölmüş atlardan sonra!’ dedi serçeler, “ ‘zoruna gitmiş meğerse dinozorların ölüm’, dediydi kumrular!” derken karıncalar, “insanlardan çok önce, şeytanlardan çok sonra, serçelerle baş başa kalmışken biz, şaşmışken sırası gerçeğin ve yemiyken serçelerin…”
****
pazar hâinleri / VI
camgöbeği mavisi
kulpunu çıkardım, macununu söktüm, pervazını kırdım, paramparça ettim çerçevesini; avuçlarımı yırttı kanlı cam, canım çıktı! ne zor sanattır ağzından öpmek bu rengi!
*
kalıbının adamı
profilden büst olmuş başım yastığımda; yatağımda sırtüstü bedenim heykel!
**
oysa ile neyse
yaşlı, hasta, ölgün olduğuna seviniyor; üzülüyor sorsan ona, ötekinin hâline! yalandan kim ölmüş? kimse; ölecek oysa. neyse.. acı öyküdür avuntu
***
melankoli
hiç kıpırdamadan yerinden, ekmek yemeden, su içmeden, çişe gitmeden; hevessiz, nefissiz ve nefessiz; uyku, rüya, kâbûs bilmeden; zaman ile mekânı ve tanrı’yı ve dünya’yı unutup, gönlü de ömrü de takmayıp kafaya; cefâya da sefâya da düşmeden; düş görmeden, gerçeği dürtmeden, yalan ne bilmeden; kalkmadan ayağa, bakmadan pencereden sokağa, ağaca, dala, kuşa, göğe tek tek; geçer günler, geçer aylar, seneler; oturursun böyle ölene dek oturduğun yerde; yeter ki kucağından düşmesin kelimeler!
****
düşkün
biri ekmeğinden kopardı, biri bir tas su verdi; bir başkası, “al şu gasteyi, uyursun üstünde”; bir diğeri, “delik-deşik ama kafanı ısıtır bu bere” dedi. ilk gecem güzel geçiyordu sokakta.. umutlandım
*****
garantina
ben bu evden dışarı çıkmam daha doğrusu adımımı atmam odadan dedim dedim de kime kime sağır sultana kör bekçiye lâl rehbere değil kendime kendime derdime dalmışken bir elimde kâğıt ötekinde kalem yazdırıyorken sevdiriyorken saydırıyorken tüm acılara kelimelerimi dedim ki dünümü günümü gönlümü ömrümü kılımı tüyümü kıpırdatmam masamdan iskemlemden ölmeden bitirene dek bu öyküyü.






