pazar hâinleri / VII
hazeta! hazeta!
ben size geldiğimde, evde yoktunuz! birkaç yüz yıl bekledim kapınızda.. zevkti. meğer işiniz çıkmış, gitmişsiniz. ne bir kimseye sordum ne de eşeledim tarihinizi. çıkagelmişsiniz çok sonra. eşiğinizde uyumuşum! kâbûs görüyormuşum: ölmüşsünüz de güya, sayıklıyormuşum adınızı: hazete, hazeta! terimi silmişsiniz alnımdan.. su vermişsiniz kuru ve mor hâlime! en sevdiğim öyküyü okumuş, en sevdiğim türküyü söylemişsiniz o yanık, içli, içten ruh sesinizle. uyandım. yoktunuz hâlâ! birkaç bin yıl bekledim kapınızda.. zevkti. meğer işiniz çıkmış, gitmişsiniz. çıkagelmişsiniz çok sonra. eşiğinizde uyumuşum! kâbûs görüyormuşum: ölmüşsünüz de güya, sayıklıyormuşum adınızı: hazete, hazeta! terimi silmişsiniz alnımdan.. su vermişsiniz kuru ve mor hâlime! en sevdiğim öyküyü okumuş, en sevdiğim türküyü söylemişsiniz o yanık, içli, içten ruh sesinizle. uyandım. yoktunuz hâlâ! birkaç milyon yıl bekledim kapınızda.. zevkti. meğer işiniz çıkmış, gitmişsiniz. çıkagelmişsiniz çok sonra. eşiğinizde uyumuşum! kâbûs görüyormuşum: ölmüşsünüz de güya, sayıklıyormuşum adınızı: hazete, hazeta! terimi silmişsiniz alnımdan.. su vermişsiniz kuru ve mor hâlime! en sevdiğim öyküyü okumuş, en sevdiğim türküyü söylemişsiniz o yanık, içli, içten ruh sesinizle. uyandım. yoktunuz hâlâ! birkaç milyar yıl bekledim kapınızda.. zevkti. meğer işiniz çıkmış, gitmişsiniz. çıkagelmişsiniz çok sonra. eşiğiniz beşiğim olmuş.. hiç büyümemişim…
*
kedi kâğıdı yaladı!
beklediği huzûr gelmedi! ölüyordu. öldü. vasiyetnâmeyi okurken vasî, gözyaşına boğuldu. boğuldu kendi de ardından! ‘hıçkırıktan.. yok yok kederden.. hadi ordan; avucunu yaladığından!’ dedikoduları, sardı odayı! onca yakıştırma ve bir koca hiç! hiç kimse bir şey anlamadı olan bitenden. vasiyetnâmeyi de boğmuştu gözyaşı: dağılan mürekkepten okunamadı mîrâs! mîrâsyediler yiyemediler mîrası vesselâm! birden yere düşen kâğıtta, yaladı özleye-koklaya sâhibinin ruhunu kedi. gören şaştı ortaya çıkan cümleyi: “tüm mîrâsım kedimin!” oda boşaldı, ev boşaldı birden! tek kedi başında bekledi! beklediği huzûr gelmişti geç de olsa.
**
şekerleme
komşu, komşu! “huuu hu!” uykun geldi mi? “geldi.” ne göründü? “güya rüya!” kime, kime? “sana, bana.” başka kime? “kara leydiye.” kara leydi nerde? “haraca çıktı.” haraç nerde? “hayta kesti.” hayta nerde? “ona küstü.” o nerde? “melek biçti.” melek nerde? “göğe çıktı.” gök nerde? “yere indi.” yer nerde? “göle düştü.” göl nerde? “çöle kaçtı. “çöl nerde?” cehennemin dibinde!
***
pazar hâinleri / VIII
ölgün bisikletle hasbıhâl
[gidonu yamuk, selesi yırtık, zinciri kırık; frenleri kopuk, tekerleri patlak, jantları paslı…] sizi benden daha iyi kimse anlayamaz dostum! “aman efendim, daha ölmedik! bir kere yola çıktık mı kim tutar bizi!” eee eski topraklık başka: dörtnala koşarım ben de evvel allâh icâbında! “davulun sesi uzaktan hoş görünürmüş! lâf ola beri gele; bir silkelendim mi eyvâh!” al benden de o kadar; kırklık arap atı gibi, kısrak koymam çayır-çimende! “siz de pek fenâymışsınız âzizim! gerçi ben de dere-tepe; dağ-bayır bırakmam rüzgârımı almaya göreyim ardıma!” ben de öyle, ben de öyle.. aman gaza getirmeyin bendenizi! “öyle demeyin, mâşallâhınız var! kim bilir kaç kişi yerinizde olmak isterdi!” siz de hiç fenâ sayılmazsınız! bir kıçınızı kaldırabilseniz yerinden, uçacak gibi duruyorsunuz haaa! “aman üstâdım dalga geçmeyin lütfen. asıl siz, zaman tünelinde elli yaş geriye ışınlanabilseniz, ne cevizler kırardınız, ne cevizler!...” hadi canım ordan... ama eminim; ilk hâliniz olsaydı tozu-dumana kataracağınızdan bir nebze olsun şüphem yok! “nerdeee... yalnız şu kıpır kıpır hâlleriniz var ya, toprağı delip içine sığacak gibisiniz!” lâtife yapıyorsunuz, lâtife… lâkin sizdeki cevher bende olsa, yedi kat göğü deler geçerdim! “eliniz-ayağınız tutuyor, aklınız-fikriniz yerinde ya; bir dünya turu yapmak istemez miydiniz!” âh siz gibi toy olsaydım hiç düşünmez, ay’ı, yıldızları, güneş’i aşar, yeni kâinatlara pedal çevirirdim! “siz de pek yaşlı sayılmazsınız, bir ayağınız çukurdaymış gibi görünse de!” kim bilir kaç duvara tosladınız, kaç uçurumdan düştünüz fakat bu kadar sağlam nasıl kaldınız dostum! “eee dayanıklılık işte, tıpkı siz gibi!” pek haklısınız; daha yolun başındasınız; tecrübe başka bir şey! “hiç aynaya baktınız mı! kadınlar hasta olur size şu hâlinizle bile!” ya siz, ya siz; imkânınız olsa da paslı, dökük, kırık dikiz aynanızdan seyreyleyebilseniz nice hayranınızın olduğunu! “isterseniz bir tur attırayım size!” bendeniz kısraklara düşkünüm! [saçları dökük, gözleri sönük, yüzü buruşuk; kaşı-kirpiği seyrek, eli-ayağı titrek, bakışları çeyrek; sırtı kambur, bahtı mağdûr ağzı diline mecbûr …] “sizi benden daha iyi kimse anlayamaz dostum!”
*
yassak gardaşım yassak!
serçeleri, kumruları, güvercinleri; yaprakları, çiçekleri, dalları; bulutları, yağmurları, rüzgârları; güneşi, yıldızları ve ay’ı, aylarca, aylarca her gün, her gece, bıkmadan-usanmadan kendi hâlimce, parktaki banktan izledim-gözledim. aslâ ve kat’a çıkmadım sokağa!
**
ȉkȉ
büyükçe bir kargo. gönderen: tēmȉkràwqȉksō ōméàspȉ. palavradan bir ad olduğu apaçık! adres: ōtyȉrs mah. kōpēşéwmèyà sokak, kȉkȉràwȉn apt. no: 6wğ, da: çü8w, çàdewà / kuder - wğçqü adası. biri dalga geçiyor benimle! bakacağım son yer kaldı o da, alıcı: sayın hazeta nağod nat. doğru! kontrol edeyim dedim bir de adresi: lȉhas ȉrelve mah. ȉrg mıthır sok. zȉned ȉsȉvam apt. hayret! kapı ve daire numaraları da doğru! arolf / anuaf - tanȉâk adası. noktası virgülüne kadar eksiksiz! kesinlikle beni çok iyi tanıyan biri. n’olur-n’olmaz; paketi açmamam farz oldu.
***
cicoz
düştüydü camgözü! artık cicoz…






