Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

22 Aralık 2020

Şiir

Düşerken

Şafak Ulusoy

Paylaş

0

2


Toprağa düşenlerin anısına…*                                                                                                                                

Bu yılın olmamışlığıyla kaldım

Sen öyle kaldın

Hayallerimde, sizler hepiniz vardınız.

Düşlerim düşlerimde eriyordu.

Ama hırpalanmış delik deşik nalları olan yorgun atlardı onlar sanki

Arzular peşinde koşanların başına gelen lanetlenmeleri almışlardı yanlarına

Sanki öyle geliyordu bana

Güvensizlikler ve korkular sana aitti

Bense hesapsız, tutkularının peşinden koşan bir hayalperesttim

Cesareti senden öğrenecek değildim

Ya da o hal’in müptelasıydım

Yollarda konuşmalarım bunlardı kendimle

“Senden bir şey öğrenecek değildim!”

Oysa ki karanlıkların bana cesaretin ta kendisi geliyordu,

Hayrandım gerilerimde o cesaretlerine…

İnsandık olabildiğine, her şeyiyle

Çiğ süt emmişliğiyle oradaydı tüm hikâyeler.

Duruyorlardı, belliydiler, görünürdüler.

Kim bilir belki de farklı an’larını oluşturuyordum hayatımın.

Varoluşun bir kadındaki izlerini belki, bilemezdim.

Saklanmadığımın cesaretini gösteriyordum

Peşi sıra beni bırakmayan gururum

Yiyordu beni iştahla

Dönemin veba’sına uygundu her şey.

İçeriden dışardan kemiriyorlardı beni.

Ne zaman kollarımı açıp sığırcıkların gökyüzündeki danslarına havalansam

Yerde, yoksul ve karanlık bir gökyüzünün altında

Yağmuru yeni kurumuş topraklara düşmüş buluyordum kendimi.

Biliyordum ki

Ne zaman karşılaşsa uçmalarım ve korkusuzluğum

Senin korku ve güvensizliklerinle

Sığırcık sürüleri düşecek gökyüzünden,  

O yükseklerde kanatlarımın çırpınışlarında ben

Sevgisiz ve cesaretsiz birisini gördüğümde karşımda

Kanatları aniden kopan

Sonlarını bilen kuşlar gibi yerlere

Tutarsız kollarına yığılacağım yine

Rüyalarım daha bitmeden bu tutkuların esaretinde

Sorgular buluyorum kendimi

Belki büyümekle muvazi bu duygular,

Çelik bir mezar gibi ağırlar

Nefessiz kalıp ölmelerle dolu ölümsüzlükleri bunlar hal’lerimin

Bilinmezliğini yaşıyorum belki de Paris’in

Afrodit’in söylediklerini baştan can kulağıyla dinleyen o Paris!

Kaderiyle bile bile girdiği inatlaşmasının sonucunu

Kardeşi başta, herkesi düşürerek ödedi göklerden

Aradığı geleceğinin anahtarıydı,

Dağına gelen ziyaretçi Afrodit’ten aldığı vaatlerle

Aralanan ve yoklanan insanlıktı yine

O vaatler, Paris’in unutulmuş arzularını

Güzeller güzeli Helen’in mavi göklerine fırlattı.

Bu hikâyenin bedeli de

Kendi hikâyemin yılmaz savaşçısı olmaktı belki

Bir başına düşen kanlar içinde kalan o büyük savaşçı

Yunan topraklarında yalnız başına kanlar içinde kalan

Babasının aradığı o koca Hektor’dum sanki

Cesur, çıplak, ama kendinin değil de başkalarının arzularına kurban gitmiş gibi,

Uzak…

Kendim yokmuş gibi her şeyden, her şeyimden uzaktım

Perdeli çadırlar altında konuşulan o söylentilerin laneti miydim

Koca şehri başlarına yıkacağı söylenen fısıltılardaki Paris’i

Nüfusun yok oluşuna sevinen Zeus’un çığırtkanlığını unutmadı o masumlar

Şimdi de insanoğlunu kıran bu savaşın içindeyken

Unutulmayan intikamların ahını yaşıyorduk belki

İnsanoğlunun peşini bırakmıyordu arzuları ve hırsları

Denemeye korkmadığı ama hep bilinen durumların içine girmekten hiç korkmadığı tekrarların birleşimleriydik

Biz neden olmayalım dediğimde

Dünyamızın ne eksiği ne de fazlası vardı Truva’dan

Bir salgının ortasında Aşk’a karşı olanlarla çevrili bir dünyanın içerisinde

Helen ve Paris’i arıyorduk belki içimizde

Belki insanoğlunun örttüğümüz karanlıklarını

Üzerindekilerini çıkarıyorduk zevkle

Saklandıkları koyları ele geçirme hevesimiz vardı, karşılıklı.

Ne olacaksa olsun dediğimiz anlardı

Yüksünen ölümlülerdik ama ortaklığımız vardı

Sırlarımız yoktu, gizemlilerden değildik

Yalanların, habisliklerin içinden gelmiyorduk

Onları üzerimize örtenlerden kaçıyorduk

Mağaralarımıza geri döndüren o hallerin sancıları olmuştuk her birimiz

Belki Aşk’tan ziyade bizi harekete geçiren bir itkiydi aradığımız

Böyle yok olmaya

Öyle oluşunuza bir pervasızlıktı yaptığımız

Varoluşun bir isyanında buluşmuştuk

Kendi meydanlarımızı doldurduğumuz, eylemlerimizin soğutucuları olmuştuk

Birbirimizin çelişkileri, iyileştiricileriydik

Dışardaydık, savunmasızdık ama ölümsüzlüğü yaşadığımız anlardı

Şimdilerde yanan şehirlerin meydanlarıydık o Paris’lerin

İçimizdeki o alev o ruhsuzlara göstermek istediğimiz kırmızı kartlarımızdı, kibirlerimizdi

Tahmin edildiği gibi baskılandık ve ateşe verildik

Tabii ki sarıp sarmaşılan her şeyin sonunda olduğu gibi savaşı biz kaybettik

Uzun ve meşakkatli savaşları yoktu bu yüzyılın

Ama olsun denemeye değerdi

Tanımadığımız bir Hektor’u öldürdük biz içimizde

Belki var olmak için.

Derinlerimizde hep sakladığımız sulanmayı bekleyen Sevgi’yi

Acımasızca yok sayarcasına öldürdük

Ama biz hep öldürürüz zaten

Değişmedi hikayesi buranın da

Yalnızca yere bir sığırcık yuvarlandı gökyüzünden

Üzerine siyah yağmurların yağdığı bir toprakta yer bakır gök demir kesilen.

Kendi şehrimizi yakarlarken

Uzaktan bizi ne zaman yakacaklarını bekledik

Beklemelerine gerek kalmadan…

*Purcell, Dido and Aeneas, Act 3: When I am Laid in Earth şarkısına göndermedir.

YORUMLAR

Çetin Ekinci

👏👏👏

28 Aralık 2020

Çetin Ekinci

👏👏👏

28 Aralık 2020

Öne Çıkanlar

Masalları Yeniden Düşünmek: Savunmasız..D. G. İbrişim
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Ş. M. Uğurlu

12 Haziran 2025

Yeni Rota: Geçmiş Uzak Bir Ülke

Şiirlerin yer küredeki kaosa zıt şekilde bir dinginlik ve kusursuz dünya tasavvurunu çağırması olasıdır.… git gidebilirsen, nereye?büyük hapishanesi aşkımın                                                                                                   sevdiğim ülke,..

Devamı..

“Zamanı Geriye Doğru Akıtmak”

İbrahim Sarıkaya

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024