Persepolis, Kralın Elçileri, Harika Ayrıntılar...
12 Mart 2017 Hayat Gezi

Persepolis, Kralın Elçileri, Harika Ayrıntılar...


Twitter'da Paylaş
0

Persepolis ayaklarımın altında. Parça parça gördüğüm tüm harika ayrıntılar şimdi etkileyici bir bütün olarak gözlerimin önünde. Arkamda da iki bin beş yüz yıldan beri zamana meydan okuyan taş mezarlar var.
Ayşe Topbaş
Sabahın erken saatlerinde Şiraz’dan ayrılıyorum. Güneşe kalmamak, rahatça dolaşmak için. Gündemde UNESCO dünya kültürel mirası listesinden iki yer var. Persepolis ve Pasargad. Persepolis’e altmış kilometre kadar yolum var. Planladığım gibi saat dokuzda tam da açıldığı saatte oradayım. Darius’un kurduğu efsanevi kent önümde tüm ihtişamıyla uzanıyor. İran’ın antikçağ mirasının en büyük simgesi olan kent, Farsçada Taht-ı Cemşid (Cemşid’in Tahtı) diye adlandırılıyor. Cemşid, İran’lıların mitolojik kahramanı. Zerdüşt gibi halkı peşinden sürükleyen bir kahraman. Firdevsi’nin Şahnamesi’nde en başlarda yerini alıyor. Pişdadiler Hanedanı’nın dördüncü hükümdarı Cemşid yedi yüz yıl yaşar. İnsanlar, cinler, devler, kuşlar ve periler üzerinde egemenlik kurar. Terzilik, gemicilik, tabiblik gibi meslekleri insanlara ilk öğreten kişidir aynı zamanda. Araplar ‘’Menûşeleh’’ adıyla bilirler onu. Şarabın ortaya çıkışı da onun zamanında olur. Tahta çıktığı gün, Nevruz ilk kez bayram olarak kutlanır.
Başa bela kibir, tevazuyu unutan Cemşid’in sonu olur. Yediyüz yıl iran’da egemenlik sürdükten sonra, Dehâk (Dahhâk) tarafından öldürülür.
Cemşid’in sonu ne mi olur? Muhteşem bir makama erişmesi, egemenliğinin çok geniş bir alana yayılması kibirlenmesine yol açar. İblisin de saptırmasıyla tanrılık iddialarında bulunur. Bu gerekçeyle cezalandırılır ve hükümdarlığını kaybeder. Başa bela kibir, tevazuyu unutan Cemşid’in sonu olur. Yediyüz yıl iran’da egemenlik sürdükten sonra, Dehâk (Dahhâk) tarafından öldürülür. Cemşid’in tahtında nam-ı diğer Persepolis’teyim. Büyük taraçaya ulaşmak için devasa basamakları tırmanıyorum. Persepolis’in ana giriş kapısına varıyorum. "Tüm Milletler Kapısı", iki yanında Asur tarzı, insan kafalı ve kanatlı çok büyük boğaların bulunduğu, dört sütunla desteklenen bir kapı. Lamassu adlı insan başlı kanatlı boğalar. Mezopotamya mitolojisinin olmazsa olmaz kahramanı olan Lamassu’nun görevi kenti korumak. Gerçi İskender esip geldiğinde bu görevi yerine getiremiyor insan başlı boğalar. Koruyamıyorlar kenti Büyük İskender’in hışmından. Akın akın gelen ziyaretçileri hâlâ onlar karşılıyor. Bu meşhur kapıyı Kserkes yaptırmış. Kapıdan geçince karşımıza Apadana çıkıyor. Apadana’ya kuzeyden ve doğudan iki merdivenle giriliyor. Merdivenlerin iki yanında yer alan rölyeflerde, değişik ülkelerden gelen halklar, ellerinde krala sunacakları hediyeler taşırken görülüyor. Yaklaşık bin insan aldığı tahmin edilen bu salonun çatısı, zamanında her biri yirmi metre yüksekliğinde, otuz altı sütunla destekleniyor. Apadana Sarayı, Kral Darius’un çeşitli ülkelerden gelen elçileri huzuruna kabul ettiği yer. Her şey taşlara kazınmış burada, sarayın merasim hikâyelerini bu şahane resimlerden okuyorum. Doğu merdivenleri, Perslerin ve Medlerin saraya girişlerini gösteriyor. Darius’un yüzlerce askeri benimle birlikte çıkıyor merdivenleri. Mızraklarını ellerinde kaderleri gibi taşıyorlar. Güneyde yer alan rampada ise çeşitli milletlerin saraya kabulleri anlatılıyor. Bu kadar millete tek dilden konuşmak olmaz elbette. Elamca, Babilce ve Eski Farsça kullanılıyor yazıtlarda.
Kocaman gözlü zürafalar, sevimli ceylanlar, yelesini savuran atlar, gücü burnundan fışkıran boğalar, salına salına yürüyen develer, kıvrık boynuzlu koçlar imparatora sunulmak üzere dolaşıyor gözalıcı taşlarda.  
Pers kralına hediyeler sunan elçilerle birlikte çıkıyorum merdivenleri. Dönemin sahnesinde bulunan otuz iki ülkenin, sekiz yüz kadar elçisi bu seremonide yer alıyor. Nevruz döneminde, bilmem nereden gelen elçiler envai çeşit hediyeler getiriyorlar krala. İnsanlarla beraber hayvanlar da yer alıyor bu resmi geçitte sunu olarak. Kocaman gözlü zürafalar, sevimli ceylanlar, yelesini savuran atlar, gücü burnundan fışkıran boğalar, salına salına yürüyen develer, kıvrık boynuzlu koçlar imparatora sunulmak üzere dolaşıyor göz alıcı taşlarda. Kalabalığı insanı şaşkına çeviren elçi güruhuyla birlikte sessizce yürüyorum. Persepolis’in en sevdiğim bölümü burası. İmparatorluğun dört bir yanından gelen halkları kendine özgü kıyafetleriyle seyretmek geçmiş zamana yapılan görkemli bir yolculuk. Sayıları hayli kabarık olan Babilliler ve Ermeniler, hürmetlerini de ellerindeki değerli mallar gibi taşıyan Lidyalılar, yine aynı saygıyla kumaş ve yün yığınlarını sarıp sarmalamış İyonyalılar, omuzlarında ne taşıdığını pek de belli olmayan Etiyopyalılar, koçlarını kapıp gelen Suriyeliler, at, takı ve silah getiren, sivri uçlu başlıklar giyen İskitler. Artık rüşvet mi demeli hediye mi bilemiyorum ama herkesin eli kolu dolu. Dönemin sahnesinde yer alan halklarla hep birlikte yokuş yukarı tırmanıyorum. Yukarıdan da bana doğru el ele tutuşarak basamakları inen Pers soyluları geliyor. Kimler geldi, kimler geçti hepsi taşlara kazılı burada. Merkeze geldiğimde başında kraliyet tacıyla Darius oturuyor. Sağ elinde haklı bir gururla kraliyet asasını tutuyor.
Aslanın biri boğaya dişlerini geçirmiş, paramparça ediyor. Bu aslan kralın gücünü sembolize ediyor.
Merdivenlerin sonunda, aslanın boğaya saldırışını son derece gerçekçi bir biçimde betimleyen taş kabartma bulunuyor. Asur etkileri taşıyan bu kabartmadan gözlerimi ayıramıyorum. Aslanın biri boğaya dişlerini geçirmiş, paramparça ediyor. Bu aslan kralın gücünü sembolize ediyor. Apadana Sarayı’nın doğusunda, "Yüz Sütunlu Salon" yer alıyor. İndus’tan Akdeniz’e kadar uzanan bir alana egemen olan Persler’in anıtsal kapıları da burada karşımıza çıkıyor. Darius başarılı bir idareci. Zamanında imparatorluk batıda Mısır ve Libya’ya, doğuda İndus ve Orta Asya’ya kadar uzanıyor. Para basan ilk Ahamaniş hükümdarı aynı zamanda. Susa’dan Sardes’e kadar uzanan kral yolunu inşa ettiren de o. Darius’un, Persepolis’de kendine yaptırdığı "Kışlık Saray’’a Tachara deniyor. Ne yazık ki bu saray tamamlanmadan efsane kral ölüyor. Oğlu ve mirasçısı Kserkses devam edip, Kışlık Saray’ın inşasını tamamlıyor. Yapıya yiyecek taşıyan hizmetkârların kabartmaları ile süslü merdivenden giriliyor. Darius’un efsanevi hayvanlarla boğuşurken tasviri kapı ve pencerelerdeki taş işçiliği oldukça iyi korunmuş durumda. Kışlık Sarayın güneydoğusunda Kserkses’in Ahura Mazda için yaptırdığı "Hadish’’ yer alıyor. Kserkses’in Sarayı olarak da bilinen Hadish’e doğru yürüyorum. Tam ortasında, tepede kanatlı halka olarak betimlenen göksel sembolün üzerinde, Ahura Mazda yer alıyor. Persepolis’in birçok kapısında bütün heybetiyle tasvir edilmiş Ahura Mazda’yı görmek mümkün. Her iki tarafta simetrik olarak, kralın uşakları merdivenlerden çıkarken tasvir edilmiş. Elleri kolları dolu, kimi envai çeşit yiyecek, kimi çeşit çeşit hayvan taşıyor. Genç bir adam, sevimli oğlağı özene bezene sanki kırılacak bir vazo gibi tutuyor. Alt bölümde ise Kserkses’in Ahura Mazda için bu sarayı inşa ettiği yazıyor. Saat henüz 10.30 olmasına rağmen çok sıcak. Yerden gökten ateş yağıyor. Soğuk içecek bir şeyler bulabileceğim yer var mı diye etrafa bakıyorum. Kentin öbür ucunda kafeye benzer bir mekân görünüyor. Dilim damağıma yapışmış halde oraya doğru yürüyorum. Litrelerce su içtikten sonra bir de kavun suyu alıyorum. Hayatımda içtiğim en güzel kavun suyu bu. Biraz oturup keyif çatmak istiyorum ama vakit yok. Rahmet Dağı karşımda tüm şahaneliğiyle uzanıyor. Bir an gözümde büyüyor, Rahmet tepesine çıkıp çıkmamak arasında gidip geliyorum. Tereddütü bırakıp cafeden çıkıyorum. Kendimi kızgın güneşin altında tepeye tırmanırken buluyorum. Persepolis'in arkasında yükselen Kuh-i Rahmet heybetli bir fon oluşturuyor. Kayalara oyulan iki imparator mezarına ev sahipliği yapıyor. Bu imparatorlardan biri II. Artaxerxes. Tepeye vardığımda, hücumunu iyice arttıran güneşle yaptığım kıyasıya mücadeleye kesinlikle değdiğini görüyorum. Persepolis ayaklarımın altında. Parça parça gördüğüm tüm harika ayrıntılar şimdi etkileyici bir bütün olarak gözlerimin önünde. Arkamda da iki bin beş yüz yıldan beri zamana meydan okuyan taş mezarlar var. II. Artaxerxes’in defnedildiği taş mezarın üst kabartmasında, Kral ve Ahura Mazda yer alıyor. Kral, sadece Ahura Mazda’nın değil, Mithra ve tanrıça Anahita’nın da kendisini koruduğundan övgüyle söz ediyor. Binlerce yılın ebedi bekçileri sessiz duruşlarıyla tüm kenti, geleni geçeni işte buradan seyrediyor. Persepolis demişken İskender’den söz etmemek olmaz elbette. İskender, doğu seferine çıktığında, Orta Asya’yı da aşarak Hindistan’a kadar geçtiği tüm toprakları alıp giderken, bundan nasibini alanlardan biri de Persepolis. MÖ 330 yılında Makedonya’nın efsanevi kahramanı kenti yerle bir ediyor. Önce akıllıca bir davranışla III. Darius’a meydan okuyor. Yenilen III. Darius, Babil’e kaçınca Susa ve Persepolis’in yolları İskender’e açılıyor. Darius’un öldürülmesinin ardından intikamını alan kişi olarak, cenaze törenini düzenliyor. Orduları Susa’yı yağmalayıp, Persepolis’i yakmasına rağmen, selefi saydığı Darius’un cesedinin Nakş-i Rüstem’e getirilip diğer Ahameniş hükümdarların yanına defnedilmesini emrediyor. Kendisi bir Ahamenişli kadınla evlenirken subaylarını da Persli kadınlarla evlendiriyor. Pers kıyafetleri giyen İskender, Pers soylularını kendi hizmetine atayıp ordusunu da bölge halkından seçiyor. Böylece İskender "Ahameniş Evrensel Hükümdarlığı’’ makamını üstlenmiş oluyor. Tüm bunlardan sonra karizmatik bir lider olarak sahnede yerini alıyor. Büyülenmiş bir biçimde Persepolis’den çıkıyorum. Çıkış kapısında, bitmek bilmeyen merdivenlerden inerken İstanbul’dan bir dostumla karşılaşıyorum. Yollarda olmanın getirdiği sürprize alışığız ikimizde. Yaptığımız yollardan, güzergâhlardan bir sonraki duraklarımızdan söz ediyoruz. Kızgın güneş sohbete fazla müsaade etmiyor, vedalaşıyoruz.
100 milyon doları bulan kutlamaların, halk arasında büyük bir tepkiye yol açtığı, bir anlamda Pehlevi’nin kendi ipini çektiren İran rejiminin değişmesi için ilk kıvılcımı başlattığı söyleniyor.
Otobüste rehberimiz, Rıza Şah döneminde, Pers İmparatorluğu’nun 2500. kuruluş yıldönümü nedeniyle yapılan görkemli törenleri anlatıyor. Pehlevi Hanedanı’nı mensuplarının, İslam öncesi kültüre ne kadar önem verdiğinin göstergesi bu törenler. 1971 ekiminde, Pers İmparatorluğu’nun kuruluşunun 2500. yıldönümünde, fütursuzca para harcayarak yapılan bu kutlamalar dünya basınında büyük bir yankı uyandırıyor. Tüm ülkelerden, krallar, devlet başkanları, prens ve prensesler davet ediliyor, bu törenlerin ihtişamı dilerden dillere dolaşıyor. Kutlamalar için ağaçlandırılıp ormana dönüştürülen alana, dünya sosyetesine hazırlanan çadırlar kuruluyor, konuklar için helikopterler hazırlanıyor kısacası hiçbir masraftan kaçınılmıyor. Tören günü, Şah bir Pers Kralı ve Farah Diba’da bir Pers Kraliçesi kostümüyle çıkıyor meydana. Hayli kalabalık bir asker topluluğuyla birlikte müthiş bir geçit töreni yapılıyor. İran Saltanatı’nın 2500. Yıldönümü kutlamalarında Şah, Büyük Cyrus’a şöyle sesleniyor: Ey Kiros, Büyük Kral, Krallar Kralı, Ahameniş Kralı, İran ülkesinin kralı! Ben İran şahı, sana kendimin ve ülkemin selamını gertirdim. İran tarihinin bu yüce anında, senin 2500 yıl önce kurduğun imparatorluğun çocuğu olan ben ve bütün İranlılar, senin kabrin önünde saygıyla eğiliyoruz. Senin ölümsüz hatıranla ve yeni İran’ın şanlı geçmişiyle bağını yeniden kurduğu bu anda içimizi coşku kaplıyor. Kiros! Büyük Kral, Krallar Kralı, soyluların en soylusu, İran ve dünya tarihinin kahramanı! Huzur içinde yat, çünkü biz uyumuyoruz ve daima uyanık kalacağız. Bu kutlama ve hitap cümleleri çoğu İranlıya fazla iddialı geliyor. 100 milyon doları bulan kutlamaların, halk arasında büyük bir tepkiye yol açtığı, bir anlamda Pehlevi’nin kendi ipini çektiren İran rejiminin değişmesi için ilk kıvılcımı başlattığı söyleniyor. Büyük kutlamanın resimlerine internetten bakıyorum. Rıza Şah ve Farah Diba kırmızı halı üzerinden yürüyor, iki yanında İran bayrakları. Kraliçenin üstünde beyaz bir tuvalet var. Bir başka fotoğrafta, Pehlevi Hanedanı, Pers kostümleriyle arzı endam ediyorlar. Antik kentin kalbürüstü davetlileri güneşten korunmak için şemsiyelerini açmışlar. Kutlamalar, Pehlevi şahının kendini büyük görme hastalığının âdeta damgası. Bugün esamesi okunmayan rejimin kutlama fotoğraflarına bakarak Persepolis faslını kapatıyorum.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR