Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

10 Nisan 2020

Hayat

Sadece Hayatta Kalmak Yetmez: Değişim Gerekli

Lucía Naser

Paylaş

3

0


Virüs bugünlerde konuşurken şunu söylüyor: Sadece beni suçlamayı bırakın, kapitalizm de öldürüyor. Ama virüsün bizim adımıza konuşan ses olmasına izin vermeyelim. Artık kolektif çıkış yolları bulma zamanı.

Ve işte oldu. Daha birkaç gün önce sokakları dolduran, feminist yürüyüşe katılan, partilerde dans eden, söylemleri ve orgazmları, hatta hayatı üreten vücutlar bugün zan altında. Çünkü taşıyabildikleri her şeyi –kültürü, davaları, etkileri– yaymakla durmuyor, tehdit olarak görülen virüsü de bulaştırıyorlar. Zorunlu toplumsal tecrit, başkalarıyla görüşmeyi kesmek, kırmızı bölge, çabuk alınan güvenlik önlemleri, ulusal ağlar, devlet meselesi! Virüs varken güvenliği asker sağlayacak; polis görüşmeleri, önleyici karantinayı, biyo-politik idareyi kayıt altına alacak; virüs bir terör örgütü, yaşayan her şey şüpheli konumunda! Birçoğumuzsa kitlelerden bahsediyor: Merkezi görevinden, ihmalkâr tutumundan; ideolojisine göre onu özgürleştirmek ve dinlemek ya da onu yola getirmek ve kontrol altında tutmak gerektiğinden. Her şeyin kitleler çevresinde şekillendiği şu günlerdeyse onlarla ne yapacağımıza dair en ufak bir fikrimiz yok.

Psikolojik belirtiler yaratıyoruz. Şüphe çeken boğaz şişkinliği, kalınlaşan ses, kuru öksürük, tam da televizyonda anlatıldığı gibi. Marketlerdeki meyveleri titrek ellerimizle karıştırırken yasaklı bir eylemde bulunuyormuş gibi hissediyoruz. Sosyal medyada kendimizi bilgilerle dolduruyoruz saatlerce; her şeye ve herkese şüpheyle yaklaşarak başka ülkelerin haberlerini okuyoruz; paranoyanın yakında bulamayacağımızı söylediği yemekleri endişeyle yerken korkuyoruz; kaçınılmaz şekilde tüm konuşmaları “koronavirüs” diyerek bitiriyoruz; yeterince depolamamaktan ve her şeyi zenginlere bırakarak sonrasında pişman olmaktan çekiniyoruz; serbestçe etrafımızda dolanan yabancı düşmanlığından sakınmaya çalışıyoruz; faydalı düşünceler geliştirmekte zorlanıyoruz; bilinmezliğin çektirdiği bir ıstırapla karşı karşıyayız.

Kuşku içinde yazıyorum. Titreyerek. Telaşla. Küresel krizi izliyorum evimden. Bir mikroorganizma sayesinde nelerin farkına vardığımızı görmek şaşırtıcı. Bahsettiğimiz kitle, toplumsal bir kitle. Virüs bize kırılgan ve güçlü yanlarımızı gösteriyor. Marketteki hamile kasiyer, risk altındaki yaşlı insanlar ve sağlık çalışanları; durmanın maaş alamamak anlamını taşıdığı emekçiler. Virüs karşısında eşit değiliz. Virüsün daha şimdiden yaratmaya başladığı kriz karşısında hiç değiliz. Yaşamsal ve ekonomik güvencesizliğin yapısal düzenlemelerle ölçülmesi (neoliberalizm adıyla da biliniyor) tam bir delilik ve eğer toplumsal koruma mekanizmaları devreye girmezse, virüsten çok daha fazla can alacak. Ama virüs aynı zamanda, karşısında mücadele verdiğimiz baskıların kırılgan tehditlerce bir arada tutulduğunu da gözler önüne seriyor. Gücü elinde tutan kitlenin de virüs bulaşması ve korkusu karşısında aciz olduğunu görüyoruz. En savunmasız kitlelerin de birlikte hareket eder ve eyleme geçerse güce ortak olabileceğini sezdiriyor.

Birlik İçinde Tecrit

Eşitsizlik sistemi parçalara ayırıyor. Biyo-iktidar günlük işlerimizin üstünde akbaba gibi uçarken açıklanan ölü sayıları ardındaki can bize ait: Bu rakamlar azalırken krizin ilerleyişi bize göre belirleniyor. Yaşamı devam ettiren bu güvencesiz kitleler, ayrıca devrimleri de yapıyor çünkü artık daha fazla dayanamıyorlar, katlanamıyorlar, bıkıyorlar, aç kalıyorlar, her geçen gün kaybedecek daha az şeyleri kalıyor. Virüs birbirimize bağlılığımızı, liberallerin “herkes kendi başına” ifadesinin sahteliğini ve bu vahşi rekabetin “doğal durum” olmadığını hatırlatıyor bize. Roberto Esposito’nun dediği gibi, eğer bizi başkalarının yok ettiğini düşünme hatasına düşersek, onlarla olan ilişkimizi mahvederiz. Tam da bu yüzden ayrıcalık, birlikte olmanın tersini temsil ediyor: Ölüm karşısında hep birlikte eşitiz.

Hijyen takıntısını yeniden devreye sokmak, 21. yüzyılda kapitalizm için bir büyük bir zafer. Kablosuz internet ve hiper-bağlantı çağında mikroplardan korkmak, takıntılı ve yalıtılmış yaşam tarzları geliştiriyor: Sadece ama sadece kendi hayatta kalışını düşünen bireyler. Boktan ama uzun hayatlar. Doğanın mahvedilmesine hiç tepki vermezken doğa karşılık verdiğinde sarpa saran bir yaşayış. Elbette ne pahasına olursa olsun bazı hayatları kurtarmak bizi birleştirmez: İnsan insanın virüsüdür. Sosyal sınıflar arasında rol dağılımı eşit değil.

Başkalarıyla birlikte mi, başkaları için mi, kendim için mi tecrit? Peki ya uygulayamayanlar? Ne zamana kadar tecrit?  Çoğunluğun hayatta kalması mıymış uygun olan? Ana akım medyanın ve devletin (özellikle de sağcı bir hükümetse) verdiği bilgilere şüpheyle yaklaşmaya alıştık. Bir yanda görmezden gelme içgüdüsü var: Bizi tecride çağıranlar direniş alanlarını yok etmek, adaletsizlikleri genişletmek, isyanları baskılamak için toplumsal seferberliği durdurmak istiyor. Ayrıca, böyle bir şeyin yaşanabileceğini beklerken bile bu kadar hızlı yayılan bir virüs öngörmedik. Sürekli tetikte olmayı bırakıp korkmamızı isteyenlere karşı kendimizi savunmaya başlarsak gözümüzün önündeki felaketi daha da büyütebiliriz. Sadece nefes alma yollarını ve bir daha asla geri dönmeyecek şekilde toprağa gömülen şeyleri düşünüyorum şimdi. Ve geri gelmeyecek insanları.

Kurtarmak İçin Değişmek

Dokunmak tehlikeli. Öpmek yasak. Sarılmalar kısıtlandı. Yalnızlık her yerde. Peki mecburi hale gelmeden nasıl oldu da hissedemedik bu yalnızlığı? Olağandışı koşullar, sıradan koşullarının tuhaflığını fark etmemizi sağlıyor. Gerçeklik her daim bizden kaçtı. İstikrarlı bir kurguda yaşamak, aşırı olasılıklara dokunmaktan, onları görmekten, hissetmekten çok daha güven vericiydi. Bu sadece bir “sağlık sorunu” değil: Bu kriz, çok önceden kendimizi yalıtmayı ve güvenlik altına almayı seçtiğimizi gösteriyor. Böylece görüyoruz bu krizin yoktan var olmadığını, kararlar silsilesiyle geldiğini. Toplumlar arasındaki alanların yok edildiği serbest düşüşü görmemizi sağlıyor. O halde acilen yetki yerine işbirliğini, bireysel kontrol yerine kolektif hassaslıkları, korunma ve itaat yerine öz yönetim ve dayanışmayı koymamız gerekiyor. Kitleler sistemi devam ettiriyor ya, aynı zamanda onu devirme kudretine de sahipler.

Her şey daha da kötüye giderse günlük itaatimiz askıya alınacak ve o zaman neye ihtiyaç duyduğumuzu düşünebileceğiz. Bu yüzden felaket filmlerinin senaryolarını tekrarlıyor olmamız çok şaşırtıcı. Belirsizlik epey masraflı. Daha iyisini getirme olasılığı varken kapitalizmi tercih etmemizin sebebi bu olabilir mi? Artık kolektif çıkış yolları bulma zamanı. Virüsün bizim adımıza konuşan ses olmasına izin vermeyelim. Virüs bugünlerde konuşurken şunu söylüyor: Sadece beni suçlamayı bırakın, kapitalizm de öldürüyor. Sistemin istikrarsızlaşması bizi de tehlikeye atıyor çünkü onun parçasıyız. Buradaki esas zorluk, krizi nasıl devrimci bir sürece döndüreceğimizi bulmak.

Vücuda söz geçiremediği için hüsrana uğramış küçük insanlar olmayı ne zaman bırakacağız? Daha ne kadar manipüle edilecek bu vücut ve kim uğruna? Çevremiz bizi kirletmeden yaşayabileceğimizi düşünmeyi ne zaman bırakacağız ya da daha da doğrusu doğal çevrenin parçası olarak var olduğumuzu ne zaman göreceğiz? Tüm bu sorular karşısında makul olan tek ilaç, haberlere, otoritelere ve korkularımıza karşın unutmamak. Bizi güçlendiren şey birlik, hiçbir zaman tersi olmadı. Kimse kitlelerin neler yapabileceğini bilmediği için her şey mümkün, bir araya gelmenin başka yollarını bulmak da buna dâhil. Bu esnada da kimse yaşayanlar arasında dans etmemizi engelleyemeyecek.

Transversal

Çeviren: Ata T.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

(Kadın) YazarJ. C. Oates
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Benjamin Smith

6 Ağustos 2025

Trajik Gerçekçilik ve Meksika Narko-Ed..

Meksikalı yazarlar polisiyenin gerçekçi geleneğiyle dalga geçseler de mesele devlet olduğunda çok daha gerçekçi, hatta acımasız bir portre çizerler. Polisiye artık gerçekten küresel bir edebiyat türü. Reykjavik, Oslo ya da Barselona’yı kendin..

Devamı..

Gerçek Ne Kadar Gerçek

E. O. Ekşioğlu

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024