Salgın
25 Mart 2020 Öykü

Salgın


Twitter'da Paylaş
0

Korona günleriyle birlikte daha farklı görmeye başlıyoruz dünyayı, yaşamımızı, ilişkilerimizi. Bir dostum, “Maske diksene, bu dönem kaçırılmaz, fırsat bu fırsat, bir defa yakalanır bu,” dedi. Belki yapılabilir; ancak bunun bu şekilde ifadesi korkuttu beni. Dostumdan korktum. Fırsatçı gibi hissettirdi bana kendimi. Kendimden de dostumdan da utandım.

Aklıma eczanenin litresini yüz liraya satmaya başladığı kolonya geldi. Daha birkaç ay önce yirmi beş liraydı. Onlara da bir şey diyemiyorsun. Asıl parayı onların kazanmadığı o kadar açık ki. Mahallemizin insanı eczacı. Bana yalan söylemek için bir nedeni yok. Daha önce beş altı liraya alabileceğim cep dezenfektanı şimdi yirmi beş lira. “İnan yirmi üç liraya ben alıyorum artık,” diyor utanarak. Bir belediyenin on üç liraya aldığı, toplu taşıma araçlarının dezenfeksiyonu için kullandığı, sıvıyı artık yetmiş liraya aldığı haberini anımsıyorum. Utanıyorum.

Düşünceler içinde yürüyorum. Dükkânın kirası, evin kirası, faturalar nasıl olacak bu iş bilemiyorum. İşler fena. Eşim otelde çalışıyordu. Kat görevlisi. Zorunlu izne çıkardılar, maaşının yarısını da vermeyi taahhüt ettiler. Bu da bizim için bir avuntu. Tamamen gelirden mahrum kalmaktan iyidir. Bana da sabahtan akşama kadar bir, bilemedin iki müşteri geliyor artık. İki paça yapsan yirmi lira. Yaptığın masrafa değmez. Hem sağlık riski hem de maliyetler düşünüldüğünde kapatsam iyi olacak dükkânı. Bu koşullarda insanların terzi ihtiyacı duymasını beklemek de ham hayal. Çoğu insan kendini eve kapatmış durumda.

On iki on üç yaşlarında bir çocuk çöp konteynerini karıştırıyor. Katı atık topluyor. Elinde eldiven dahi yok. Hayatımızın içinde, bir o kadar da dışında insanlar. Aramızda dolaşıyorlar, kendilerini görünmez kılarak. Hoş, bizim de görmeye niyetimiz yok.

Sokaklar tehlike saçıyor. Şehirde salgın korkusu. Evsizler hangi deliğe sokacak başlarını. Nereye kapatacaklar kendilerini. Belirsiz. “Evi olmayan fare deliğine,” derdik küçükken. Var mı öyle bir yer?

Gazetedeki küçük bir haber geliyor aklıma. Bir grup mülteci, “Alkol kullanarak virüsten korunabiliriz,” diye düşünmüşler. Kaçak alkol temin edip önce vücutlarına sürmüş sonra da içmişler. Yirmi kayıp. Hangi haneye yazmalı bu insanları. Cehalet mi demeli, korku mu, panik mi? Yoklukları bizim için çok da anlam taşımayacak değil mi? Kaçımızın dikkatini çekti bu haber? Bu lanetli insanlar kastın en altında. Çoğumuz için varlığı da bir yokluğu da.

Bir katı atık toplayıcısıyla, bir evsizle, bir mülteciyle hiç sohbet etmediğim geliyor aklıma. Ne çok ötekimiz var. Hepimiz birbirimizi lanetleyip duruyoruz. Utanıyorum.

Sokaklar tenha. Yanımdan iki genç geçiyor. Yirmili yaşlarında. Önlemlerini almışlar. Maske ve eldiven kullanıyorlar. Hoşuma gidiyor, can taşıyoruz değil mi ya? Konuşmalarına kulak misafiri oluyorum. Bir tanesi bir analizci edasıyla bu küresel salgının insanlık için önemli bir başlangıç olabileceğini anlatıyor. Dünya nüfusunu gereğinden fazla oluşundan, yaşlı nüfusun kırımının da bir imkân olabileceğinden bahsediyor. Daha fazla şey duymak istemiyorum. Utanıyorum.

Markete giriyorum makarna, bakliyat bölümü talan edilmiş. Oysaki yetkililer açıklama yaptı, gıda stoklarında herhangi bir sıkıntı yokmuş. Bu telaş niye? Yine konacak oraya bu ürünler. Allahtan gıda fiyatlarında ciddi bir artış yok. Kasaya yöneliyorum. Kasiyerin eldiven ve maske kullanmadığı dikkatimi çekiyor. “Yüzlerce insanla muhatapsın, nasıl korunuyorsun,” diye soruyorum. “Allaha emanetiz,” diyor gülümsemeye çalışarak. “Elimizi arada bir dezenfeksiyon ediyoruz o kadar,” diye ekliyor. İlgimden memnun, konuşmak istiyor: “Sağlık çalışanları haklı olarak takdir görüyor, ya market çalışanları, biz de risk altında değil miyiz, bizimki fedakârlık değil mi?” Aklıma kargo çalışanları, çağrı merkezi çalışanları geliyor. Tüm hayatın yükü bu sektörlerdeki çalışanların üzerinde sanki. Herhangi bir gelirden mahrum kalmakla, risk altında çalışmak arasında bir tercih yapıyorlar. Onların varlığı sayesinde cıvıltısı azalsa da yaşam devam ediyor. Yaşamla bağımızı onlar kuruyor.

“Ne duyar kastın be,” diyorum bir an kendime. Ergen dili beni de vurmuş. Yaşamı başkalarıyla paylaşıp sonra da bencilce sadece kendini düşünmek insani gelmiyor bana. Hele de toplum olmayı küçümsemek. “Duyar kasmak iyidir,” diye düşünüyorum.

Bu virüs salgını da elbet geçecek. Biz de gönüllü karantina günlerine başlayacağız çoğu insan gibi. Belki birbirimize daha başka bakmayı da öğreneceğiz bu süreçte. Yeni bir adalet, yeni bir ahlak, yeni bir vicdan anlayışı doğacak. Öldürürse bizi virüs değil, fırsatçılık, sevgisizlik, duyarsızlık öldürecek.

Zili çalıyorum. Eşim açıyor kapıyı. Temizlenmem için banyoya yolluyor beni. Kendisi de kapı kollarının dezenfeksiyonuna girişiyor.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR