Salvador Dali'nin Belleğin Direnci Eserine Dair
8 Ocak 2020 Kültür Sanat Sanat

Salvador Dali'nin Belleğin Direnci Eserine Dair


Twitter'da Paylaş
0

Belleğin Direnci'ndeki şekli bozulmuş baş, Dali'nin kendi yüz hatlarını taşırken, sahnenin fonunu oluşturan altın rengi yalıyarların doğduğu Katalonya'nın kıyıları olduğu anlaşılıyor.

1928'de Parisli sürrealistlerle tanıştırılan eksantrik Salvador Dali 1929'da harekete katıldı ve çok geçmeden sürrealizmin en tanınmış siması oldu. Figürleri çarpıtılmış tabloları bütün dünyada ikon statüsüne yükseldi: Issız bir kumsalda solmuş çiçekler gibi duran eriyip yumuşamış cep saatlerini resmettiği Belleğin Direnci hâlâ bu tabloların en ünlülerinden biridir. Eser ilk olarak 1932'de New York'taki sürrealist retrospektifte sergilendi. Dali, II. Dünya Savaşı yıllarını geçireceği ABD’de bir eserini ilk kez sergiliyordu. Sürrealistlerin çoğu gibi Dali de Sigmund Freud'un ve Rüyaların Yorumu'nda anlattığı bilinçaltı kuramlarının sadık bir takipçisiydi. Birkaç kez Freud’la tanışmaya çalıştı, sonunda 1938'de Londra'ya giderek psikanalizin babasıyla bir seans yaptı. Rüyalar ile gerçeklik arasındaki ilişkiden esinlenen Dali, kendiliğinden tetiklenen psikotik sanrılar sırasında deneyimlediği görülerden kaynaklanan Belleğin Direnci'nden, “elle yapılmış rüya fotoğrafı" diye söz etmişti.

Dali’nin sanrısal yöntemleri 1929 yazını İspanya'da onunla birlikte geçiren René Magritte tarafından eleştirildi. Farklılıklarına karşın, iki sanatçının düşlem ile gerçeklik arasındaki ilişkiyi kullanma ve resmetme tarzlarında belirgin benzerlikler vardı. Magritte gibi Dali de düşlemin en uğursuz ve şiddetli haline akılcılıkla birleştirildiğinde vardığını kabul ediyor ve tablolarında “en emperyalist kesinlik gazabı"nı kullanmaya çabalıyordu. Bunun bir sonucu olarak, tablolarına yansıyan en grotesk düşlerin bile ne olduğu anlaşılır ve rüyalar fotografik netlik adı verilen bir tarzda resmedilir. Stil bakımından Dali'nin eserlerinde Eski Ustalar'ın, özellikle de Francisco de Goya'nın etkileri bellidir. Dali kariyerinin başlangıcından itibaren şöhreti tanıdı ve 1940'lara gelindiğinde Avrupa ve ABD'de her evde bilinen bir isimdi. Reklamını yapmayı çok iyi beceren Dali kendini sık sık en korkunç görüntülerin bile merkez noktasına yerleştirirdi. Belleğin Direnci'ndeki şekli bozulmuş baş, Dali'nin kendi yüz hatlarını taşırken, sahnenin fonunu oluşturan altın rengi yalıyarların doğduğu Katalonya'nın kıyıları olduğu anlaşılıyordu. Dali'nin şekli bozulmuş başı diğer tablolarında da göze çarpmaktadır: Şeklinin sahilde bulduğu bir taşa benzetildiği düşünülmektedir. Cansız bir objenin bir insan başına dönüştürülmesi, sanatçının eserlerinde incelemeye çalıştığı bilinçaltı çağrışımların bir örneğidir. Eriyen saatler motifi için de güneşte bıraktığı bir Camembert peynirinden esinlendiği belirtilir. 

Belleğin Direnci (1931) Modern Sanat Müzesi, New York 

Ön planda yumuşamış üç cep saati kadranı sanki erimişler gibi gevşekçe asılı duruyor. En soldaki pirinçten cep saati kızgın güneşin değil, bir karınca sürüsünün saldırısına uğramış. Karıncalar, sanki saatin parlak yüzeyinden besleniyorlarmış gibi, onun tam ortasına kümelenmiş. Dali, Endülüs Köpeği filmi de dahil olmak üzere, birçok çalışmasında karıncaları çürüme metaforu olarak kullanmıştı. Karıncalar sadece yıkım simgesi değildir. Dali, Albert Einstein'ın görelilik kuramından haberdardı ve erimiş saatlerin yer çekimi tarafından zamanın bükülmesini tasvir ettiği, bunun da 1930'lardaki savaş tehdidinin metaforu olduğu varsayılır. Soldaki kuru ağaç, Goya'nın Savaşın Felaketleri gravür dizisinde yer alan, üzerine insan başı takılmış ağaçtan alınmış. 

Tuvale hâkim olan iddiasız maviler ve sarılar, Dali’nin elinde hastalıklı bir görüntü alıyor ve meşum bir havaya bürünüyor. Tablodaki en parlak bölüm olarak geleneklere meydan okuyan bir tavırla, uzaktaki kıyı manzarası seçilmiş. Bu taktik izleyicinin gözünü ön plandaki bozulmuş objelerden uzaklaştırıyor. Bu canlı tonlar, tuvalin alt yarısının sağ tarafında uzanan, yoğun gölgeyle kaplanmış bir alanı çevreliyor. Bu gölgeli alanda insan yüzün e benzeyen şekli bozulmuş bir kütle uzanıyor, bu kütlenin ölü eti çağrıştıran maviye çalan donuk rengi, çevresindeki sıcak okra tonlarıyla da öne çıkarılmış.

Beyaz ışıklandırmalar ıslak boya üzerine sürülmüş ve ustaca karıştırılmıştır. Kumlu yalıyarlardaki ışıklandırmalar, tablonun ön planındaki metalik ışıklandırmaları tamamlıyor. Dali çok sayıda ton detayını birleştirerek, sarp yalıyarların üzerine ışık düşüyormuş çağrışımı uyandırıyor. İnce fırçayla boyayı ince bir kat halinde süren Dali hem yalıyarın üzerine düşen hem de aşağıdaki sakin denize yansıyan gün ışığının parlaklığını yaratıyor.

Dali renklerinin parlaklığını beyaz zemin üzerinde çalışarak korurdu. Koyudan açığa doğru giderek çalışmak yerine, bazen siyahla da karıştırdığı doğal ombra kullanarak gölgeli alanların altına boya vurur, beyaz tuvali ise daha parlak tonlar için saklardı. Tablo, ince yağlı boya katları kullanılarak oluşturulur, bu da renklerin karışmasını sağlayarak bir derinlik duygusu yaratırdı. Bu teknik özellikle altın sarısı ile mavi tonların iç içe geçtiği gökyüzünde göze çarpmaktadır. Dali her zaman metotlu bir şekilde çalışır, önce arka planı tamamlardı. Ama buradaki deniz görüntüsünün, kompozisyonun geri kalanı tasarlanmadan önce resmedildiği ve daha sonra onlarla bütünleştirildiği düşünülüyor.

Kaynak: Laura Thomson, Sürrealistler: Ayrıntıda Sanat, Ali Berktay, 2014, İş Bankası Yayınları


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR