Geçtiğimiz aylarda Nuri Bilge Ceylan ile Polat Onat arasındaki telif uyuşmazlığının sosyal medyaya sirayet etmesiyle bir linç vakası daha yaşandı.
Yargıyı ilgilendiren olayların saniyeler içinde gözler önüne serilip sosyal medya tiyatrosuna dönüştüğü bir dönemde yaşıyoruz. Bir yanda sanata ve sanatçıya değer verilmediği konuşulurken öte yanda sanatı ve sanatçıyı hedef alan etkili bir linç mekanizması işliyor. İşin kötü yanı bu mekanizmayı harekete geçirenler arasında sanatçı ya da akademisyen gibi kendisini entelektüel olarak tanımlayan figürlerin bulunması.
Geçtiğimiz aylarda Nuri Bilge Ceylan ile Polat Onat arasındaki telif uyuşmazlığının sosyal medyaya sirayet etmesiyle bir linç vakası daha yaşandı. Nuri Bilge Ceylan’ın 2018 yılında vizyona giren Ahlat Ağacı isimli son filminde kullandığı –Polat Onat’a ait– bir mektuptu mesele. Mektubu izinsiz kullandığı gerekçesiyle yönetmeni hedef alan karalamalar, hakkını aradığı gerekçesiyle yazarı göklere çıkaran övgüler – tamamının dayanağı henüz kesinleşmeyen bir mahkeme kararı. Ama aynı karar Nuri Bilge Ceylan lehine olsaydı o zaman linç oku yön değiştirecek ve Polat Onat ünlü bir yönetmenin ismini kullanarak gelir elde etmeye teşebbüsle ya da en iyi ihtimal kendi adını duyurmaya çalışmakla itham edilecekti. Kısacası mahkeme hükmü kimin lehine olursa olsun linç mekanizması yine işleyecekti. Strasbourg Üniversitesi’nden Prof. David Le Breton’a göre sosyal medya kendi yetersizliğiyle mücadele etmekte güçlük çeken ve kendisine öfke duyan bireyin sinir sistemidir ama burada özgür irade kısmen ya da tamamen ortadan kalkarken düşünsel özerkliğin yerini sürü bilinci, şahsi empatinin yerini kitlesel narsisizm alır. Byung-Chul Han’sa sosyal medyanın neoliberal psikopolitikanın psikolojik bir programlama ve yönlendirme mekanizması olduğunu söyler ve ekler: Sosyal medya ifşayı kahramanca bir girişime çevirir.
Pollice Verso'dan ayrinti, Jean-Léon Gérôme, 1872
Peki sosyal medyanın harekete geçirdiği bu sürü bilinci yüzünden son yıllarda Türkiye’de kaç sanatçı itibar kaybetti? Yargı nezdinde çözülmesi gereken kaç olay ifşa adı altında gözler önüne serilip kitlesel histerinin elinde oyuncağa dönüştü? Adil yargılanma, eşitlik, düşünce ve ifade özgürlüğü gibi en temel hakların bile içinin boşaltıldığı bir devirde sağduyulu davranması gerekenler bile kitle hareketlerine kapılıyorsa biz bu dönemden nasıl sağ çıkacağız?
Yargı nezdinde çözülmesi gereken kaç olay ifşa adı altında gözler önüne serilip kitlesel histerinin elinde oyuncağa dönüştü.
Üstelik bu olay hakkında yazılıp çizilenler gösterdi ki ülkemizdeki çoğu sanatçı fikri mülkiyet alanında ayrıntılı bir mevzuata sahip olduğumuzdan bihaber. Fikri sınai haklar mahkemelerinin önüne gelen telif davalarından çok azının şahsi hak ihlaliyle ilgili olduğunu ve bunların ancak yüzde birinin Yargıtay’a intikal ettiğini düşünürsek asıl yapılması gereken sosyal medyada vakit kaybetmek yerine hak ihlalini engellemenin yollarını araştırmak olabilir mi?
Örneğin Ahlat Ağacı’nda yer alan mektup çoklarının düşündüğü gibi Polat Onat’ın çekmecesinde duran gizli bir belge değil. Önce 2013 yılında Varlık dergisinin 1271. sayısında, ardından 2015 yılında Mesut Varlık’ın Edebiyatın Taşradan Manifestosu isimli derleme kitabında yayımlanıyor. Eser mahiyeti taşıyan, yayımlanmış bir mektubun hangi şartlar dahilinde başka bir eser içerisinde kullanılabileceği meselesiyse sosyal medyanın oyuncağı olmak için fazlasıyla kıymetli bir bilgi, çünkü ciddi bir araştırma ve karşılıklı fikir alışverişi temelinde gelişecek bir tartışma süreci gerektiriyor. Polat Onat ise mektubunda şöyle söylüyor: “Hiç kimse ile sanatsal birlikteliğe, kolektif akıma, ortak projelere, takım çalışmasına girmeyeceğim ve benzeri bir grup oluşumuna asla katılmayacağım. Sanatın en temel motivasyonunun bireysellik, hadi daha iddialı söyleyeyim mutlak yalnızlık olduğu kanısındayım.” Öyleyse mektup yazarının mutlak yalnızlık talebine karşılık sosyal medyanın verdiği “Yalnız değilsin! Yanındayız!” yanıtı, zoraki bir mağdur ortaklığı yaratma girişiminden, paylaşılan bir haberi ifşaya ve ifşayı da kahramanca bir girişime çevirme çabasından başka bir şey değil.






