Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

25 Temmuz 2023

Öykü

Sıkışmışlık Hissi Geçer mi?

Hülya Tekin Çakır

Paylaş

1

0


Hiçbir şey eskisi gibi değil. Yeni dünya düzeni bozulmuş yığınca insan yarattı.    Ruhumuza işleyen hançerden sonra herkes tuhaf yaratığa dönüştü.  Hani o eski başına buyruk kural tanımaz insanlardan kimse kalmadı. Zaman kaybetmeden ilk fırsatta yeni dünyanın kölesi   oldular. Ruhlarını sattılar gözleri dönmüş karanlık ruhlara. Geridekiler de benim gibi   karanlıkta yaşamaya mahkûm, zavallı böceklerdi. Artık normal bir hayata sahip olmak için çok geç biliyorum. Elimizde ne varsa fark etmeden usul usul kaybettik. İyi günleri, sevdiklerimizi ve bizi bir ölüden farklı kılan hislerimizi. Cesaret, ümit, yaşam sevinci. Aldanmayın, kurduğum düzgün laflara. Son arkadaşı yanından giderken onu kararından vazgeçiremeyecek kadar bozuk ve aciz bir insanım.

O, “Bu dehşet yüzünden çok yakında öleceğim.    Damarlarımda sinsi düşman gibi geziyor hissediyorum. Çıldırmak üzereyim,” dedi. Gitti. Durduramadım. Onun ölümle yakınlığını kıskandım. Nasıl olur da sonunu hazırlayan insanların kurduğu düzeneğe bile bile kobay olmayı kabul eder? Yaptığı şey tam olarak neydi? Dünyayı bu hale getirenlere rest çekmek mi? Zebani kılığına girmiş korkularınla göz göze gelirken bunu nasıl başarabilirsin ki?

Hadi Dünyalı, biraz olsun beni anlamaya çalış.  Zihnimi rahatlatmak zorundayım. Arkadaşımın kararını bir an önce benim de uygulamam için kafamdaki şu ses aynı şeyi sürekli tekrarlayıp duruyor. “Öleceksin. Er ya da geç! Yakalanacaksın.” Hayır.  O kolay olanı seçti? Tüm   şu berbat şeylere rağmen yaşamayı istemek yürek ister gibi beylik sözler duymaya ihtiyacım var. Ölüme meydan okumak cesaret ister. Korkularınla yüzleş, titremeyi kes, seni ele geçirmesine izin verme.

             Biliyor musun? Ona, “Sana ihtiyacım var,” dedim.  Yalandı. Çünkü yaşamak için ona ihtiyacım olduğunu düşünmüyordum. Yanılmışım. Hata ettiğimi yalnız kalınca anladım. Kendimden başka bir ses ve başka bir nefesin eksikliğiyle   acı çekeceğimi tahmin edemezdim. Tek kalırsam yiyecek ve içecek sıkıntımın olmayacağına ikna ettim kendimi. Ama yalnızlık berbat. Katlanılamayacak kadar zormuş.  

            Değişen dünyada daha zengin fakir ayrımı yok. Yazı tura atıp şans yakalamak yok. Güçlü ya da güçsüz yok.  Alt üst ilişkisi yok. Tek bir nizam var, o da yaşamak için sürekli kan bağışçısı olmak. Yok. Bu iş asla sizin tasavvurunuzdakine benzemiyor. Hayalini dahi edemeyeceğiniz acımasızlıkta her yeri sardı. Ben yirmi yaşına yeni basmış sağlıklı bir erkeğim. Canilerin gözündeyse gençlik iksiri taşıyan mucizevi çift ayaklı bir canlıyım sadece.  Benim ve benimle aynı kuşakta doğan herkes onlar için Tanrı’nın kanlarını helal kıldığı bir armağan. Kanlarımız bu günler planlanarak daha biz bebekken özel bir maddeyle güçlendirilmiş.   Hastalık nedir bilmiyoruz? Bağışıklık kazanmış sistemik hücrelerimiz hormonlarımızı özel kılıyor. Kısacası bozuk insanlar için birer kurtarıcıyız.  İlk zamanlar da tüm insanlar bu safsataları reddetti. Kimse inanmadı.  Bilim onlardan yana insanlık bizden yanaydı. Ama kısa sürede kaybeden biz olduk.

  Ruhum anne karnındaki cenin gibi kıvrılan bedenimin yitik nefesinde. Duyuyorum onu. Hâlen yanımda olması mutlu ediyor beni.  Hareketsiz ne kadar daha durabilirim bilmiyorum. Derin nefeslerle ruhumun ölümcül kancaya takılmasını engelliyorum.  Bir gün zaman, benim için de can çekişecek.  Size ne diyeceğim biliyor musunuz? Bunca acının tam ortasında bile aklım ruhumla çelişiyor. Vakit sanki inat ediyor, bir türlü ilerlemiyor. Bilakis akrep hasta. Yelkovan sıkışmış vaziyette. Bu karanlık çağı geride bırakmanın imkânı yok anlayacağın bana. Dışarı çıkmak için gün saymayı bıraktım. Karanlıktayım. Oysa gün, böcek gibi bir köşede sıkışıp kalanlar içinde doğmalı.  Yalnızca nefes almak teselli etmeye yetiyor beni.      

Hayata tutunmaya çalıştığım yeri size söylesem. Nasıl yani bunca zaman burada mıydın? demekten kendinizi hayatta alıkoyamazdınız. Hayata. Hayatta.  Bu kelimenin yerini dolduracak sözcük bile bulamıyorum.  Onun için işte. Yalnız o eylemi hissetmek için tutunuyorum. Belki de boşuna çabalıyorum. Onlar için kolay lokma olmayacağım. Babam hayatta olsaydı eminim, onlarla mücadele etmemi isterdi. Yıllar evvel tavan arasına yaptığı gizli bölmede saklanıyorum. Demirlerle ve çelik duvarlarla kaplanmış. Dinmeyen ağır metal kokularının içinde yarı baygın duruyorum.  Metro ve tren istasyonlarında burnunuzun direğine yapışan o kirli koku. Stephen King’in romanlarında kan tasvirinin ve tadını benzettiği elementi soluyorum. Arkadaşım bu izbe yere dayanamadı. Tamam berbat. Olanaklar kısıtlı   ama ihtiyacımız olan ne varsa burada. Yanı başımda. Babam aklına gelen ne varsa hazırlamış benim için. Hatta kırk yıl düşünsem de asla kestiremeyeceğim şeylere bile şu an sahibim. Çakmak, fare   zehri, müshil, balon, yeşil çay… Ne kıymetli miras ama. Şaka gibi. İnanın eğlence olsun diye böyle şeyler anlatıp sizi kandırmıyorum.  Zaten bu yeri yaptırdığını bilseydim babamı şizofren sanıp akıl hastanesine kapatırdım.

            “Baba sen hangi yüzyıldasın. Düş görüyorsun. Gerçek olamaz. Savaş mavaş yok.  Paranoyaksın. İnsanlar akıllı, telefondan bilgisayardan her şeye ulaşabiliyorlar. Tüm dünyayı da etkisi altına alamazlar ya,” derdim. Aynen bu cümlelerle anında kestirip atardım. Ama o bütün numaraları anlamış.  Saçma sapan şeylerle dikkati dağılmamış. Hipnoz edilmemiş. Uyanık kalmayı başarmış. Düşündüğü şeyde ne kadar da haklıymış. Öngörüleri doğru çıktı. Çok merak ediyorum. Acaba karanlık ruhların kıyamet çağrısını kâhinler duymuş muydu? Hiç sanmıyorum. Sağduyusunu kaybetmiş hiçbir insan gerçeği göremezdi. Çünkü gerçek peşin hükümlüydü. Babam kötü insanların taktıkları maskelerin ardında gizledikleri şeytanı fark etmişti.  İşaretleri izledi ve gümm!

Anlattığım şeylerden sonra geleceğin güvenli limanlarına adım atacağınızı düşünüyorsanız. Yanılıyorsunuz.  Hiç boşuna maval okumayın. Kötülüğün bir anda nasıl normalleştiğine, annelerin babaların bir anda çocuklarından vazgeçmesine, insanı var eden duyguların oyun dışı olduğuna şaşırmayın. Başınıza gelmeden görün. Olayın içindeyken gerçeklerin hareketsiz bir nesne kalışına şahit olmanızı istemem. Eğer şansınız yoksa… Sakin olun. Telaşlanmayın.  Ama şunu hiç unutmayın.  Bildiğiniz o koca yıldızdan payınıza topu topu bir karış yer düşecek.  İdrak ettiyseniz, mutlaka göreceksiniz ve sevineceksiniz. Şanslısınız.  Kötülüğün temsil ettiği o şeyden saklanmak için o bir karış yeri bulabilirseniz tabii.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Pahalıya Al Ucuza Sat: Alejandro Jodor..Elianna Kan
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Cevher Özcanlı

23 Şubat 2025

Saime Yadigâr: “Öykü tanrı misafiri ol..

Cevher Özcanlı: Saime Hanım, uzun yıllar boyunca resim sanatıyla uğraştınız. Birçok kişisel ve karma sergi, resim öğretmenliği derken ilk kitabınız yayımlandı. Resmin o büyüleyici dünyasından, yazınsal kurgunun b..

Devamı..

Çiğdem Sezer: "Hayat, düz bir çizgide ..

Ayşe Yazar

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024