Yazar
Yazmak için yanıp tutuşmuyorum.
Bazıları geceleri, bense gündüzleri de kâbus görüyorum.
Derin bir kuyunun dibinde bir ceset, boynuma geçirdiği ipi gererek beni yanına çekmek istiyor.
Direniyorum, çoğu zaman başarısız oluyorum ama.
Bir öykü burada başlıyor işte!
Kurban
Kimim ben?
Kan, küf ve ter kokan bu hücreye nasıl düştüm?
Odam kapkaranlık!
Kulaklarımda derin bir uğultu!
Nerden geliyor bu sesler, bir kelimeye dönüşememiş havada asılı duran bu harfler?
Bir kurban mıyım?
Neydi suçum?
Bana öyle bakma, sana söylüyorum, duvardaki pencere!
Sanırım hayal görüyorum.
Günlerdir bu hücreye hapsedilmiş olmalıyım.
Dışarı... dışarıda hayat sürüyor.
Güneşli havalar, insanı, var olmadığını sandığı duygu yoğunluklarına sürüklüyor.
Babalar mutlu, anneler sevinçli, çocuklar kır çiçeği kadar coşkulu.
Sanrılar... bu kahrolası yerde tek tesellim sanrılar!
Hangi düşünceye, hangi düşe kapıldım ki bunca işkenceye maruz kalıyorum?
Nasıl bir cinayet işledim ki, bu cezaya layık görüldüm?
Katil
Neden buradayım, burada, bu dört duvar arasında?
Elime bu silahı kim verdi?
Yerde kurumuş kan lekesi...
Aynada yansıyan bu yabancı yüz benim mi şimdi?
Solgun, asık, mezarından fırlamış bir hortlak!
Uğultular, yan odadan duyulan bu uğultular hangi canlıya ait?
Ağzımdaki pas lekesi pıhtılaşmış kan tadında.
Tüküremiyorum.
Yorgunum.
Koyu karanlık bir mahzende yıllarca yaşamış gibiyim.
Annem nerde?
Babam nerde?
Nerede yitirdim sevdiklerimi?
Öfkeli düşüncelerimle birlikte bir gün, terk edilmiş buldum kendimi.
Yoğun ampul ışığı gözlerimi kamaştırıyor.
Kutsal bildiğim ülkülerim var.
Uğrunda kaskatı bir cesede dönüştüğüm sorumluluklarım.
Uğultu!
Zavallı ben, birazdan bu odadan çıkacağım, kâbuslarıma yenisini katacağım!
Silah
Öyle suçluymuşum gibi dokunma bana!
Özüme dönmek için yıllardır bekliyorum.
Yerde, ıslak toprak üstünde unutulduğumda; bulunduğum yeri kazıp içinde kaybolmayı düşlüyorum hep.
Tozumu kirimi geciktirdiklerinde bazen, tek tesellim ince bir pas tabakası oluyor.
Bir gün insanların ölümüne neden olmaktan kurtulup, çünkü toprakta eriyeceğimi anımsatıyor bana.
Şimdi ise doğrulduğum insanın son nefesini namlumun ucunda hissediyorum.
Okur
Kandırmaya çalışıyorsunuz beni!
Her şeyi korkunç gören bir yazarın uyduruklarısınız.
Suçlar, cinayetler, pişmanlıklar...
Güzel denecek hiçbir şey mi yok bu yeryüzünde?
Yeter artık, bana acıyı çağrıştıran hiçbir şey anlatmayın!
Var olduğumuz sürece onu yaşamadık mı zaten, bir insafsız tanrının keskin pençesinde.
Bana güzelliği anlatın; gebe kadının mutlu kocasını, uykusunda kâbus görmeyen ergen bir genç kızı, kızını hor görmeyen fahişenin babasını.
Bana masal anlatın, içinde periler olan.
Ceset
Fazla kafiyeli konuştuğunun farkında mısın?
Her öykü gerçeğin bir parçasını anlatır.
Çürüyorum.
Toprağın altına gömülmeye bile gerek bulunmadım.
Ceset yığınları arasına atıldım.
Unutuldum.
Bir yazarın düşlerine girerek yaşadıklarımı yazmasını bekliyorum, tek umudum.
Yazdıklarını okuyorsunuz bir gün.
Bir öykü burada bitiyor.






