Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

22 Aralık 2021

Öykü

Son Gözyaşı

Büşra Seven

Paylaş

0

0


“Kelebeğin bile ömründen çalar bu insanlar.”

Öfkesi gözlerinden akan yaşlarını besliyordu. Ufacık bir karıncaya dahi ağlamaktan kendini alamadığı bu dünya onun omuzlarında bir yükten fazlası değildi.  Belki ufak bir umut belki minik bir yalandı beklediği ama hiçbir zaman gelmeyeceğini bildiği bir gün ışığı kadar uzaktaydı. Karanlıkta kalmıştı. Bu gördüğü dünyadaki bütün gözyaşlarını hak ediyordu ama buna sakin kalmak insanlık dışı olmayı gerektirirdi. Etrafındaki herkeste olan sakinlikten.

“Sessiz kalmak en doğrusu” diye çok geriden biri konuştu. 

Bütün bunlar çok ses çıkardıkları için olmuştu sanki. Bir daha hiç ağzını açmazsa bu sorunlar çözülüyor muydu? Belki daha kötüsünü bile hak eden insanlar vardı ama onlar ekmeğin üzerindeki reçelde mi yaşıyorlardı. Bu sonsuza kadar böyle mi olacaktı? 

“Başımıza her gelenin arkasına düşersek…” dedi biri. 

Yolda giderken ayağına takılan taştan bahsediyordu sanki. Arada sırada şansızlıklar olabilirdi ama bunlar hayatın doğal akışıydı. Her gün istediğimiz sıcaklık olmuyor diye güneşi suçlayamazdık. Bugün ölmemiş olmamız aynı koşulları sağlayan diğer günlerde de ölmememizi garanti etmiyordu. Çünkü bütün bunlar başımıza gelebilecek bir takım… durumlardı.

“Böyle böyle tepemize bindiler, sonu ne bunun” dedi yaşlı bir teyze. 

Hayattan beklentisi yoğurdunu aldığında peşinden birinin koşarak gelip çantasına abanmamasıydı. Bu kadardı. Bir itmelik canı vardı. Evde kendisinden medet uman topal bir kedisi olmasa belki bu bile olmazdı. Sonuçta bütün bunları görerek yaşadığı bir hayattansa yatağında ölüp gitmek ve kokuncaya kadar komşuları tarafından rahatsız edilmeme ihtimali daha mutluluğa ve huzura yakındı. 

“Çok kalabalık yapmayalım da bizim başımız derde girer sonra” dedi bir adam vızıldar gibi.

Bütün özgüvenden yoksun titrek sesine rağmen dediğine birkaç yandaş bulmak umuduyla etrafını taradı. Bulduğuna emindi ama onlar da kendi gibiydi. Bencil ve içten pazarlıklı. İt iti dakikada. Çaktırmadan uzaklaşmaya başlamışlardı bile.

“Belki biz düzeltebiliriz biraz” dedi safça biri. 

Yapabileceği tek şey etrafın tozunu almak olurdu. O da eğer temizlik hastası bir görevlinin ona minnet duymasını sağlamaktan başka bir işe yaramazdı. Bu da nerden baksan hiç yoktan iyiydi. İnsanların işini daha iyi yapabilmesine katkıda bulunmak oldukça değerli olmalıydı. Bütün bunların anlamı küçük yardımlarda gizli olabilirdi. Temiz bir yerde ölü olmak nerden baksan herkesin hayalidir. 

“Bu kadar konuştuğunuz yeter bırakın da herkes işini yapsın.”

Kimsenin bir şey tuttuğu yoktu ama herkes cümlenin hissettirdiği emirle bir şeyler bırakıyormuşçasına kendini toparlamış bir adım bulunduğu yerden uzaklaşmıştı. Sesin kime ait olduğunu kimse sorgulamadı ama o an hepsine ilahi bir güç işiten bilinçaltları uyarı vermişti. Herkesin işini yapması lazım. Konuşmayı kesin. 

“Bir gün nefes almayı bıraktığımda dünya dönmeye devam ediyor olacak. Benim için duran dünyanın hiçbir zaman benim için dönmediğini öğreneceğim. Ben yokum diye ben varken olan dünyanın varlığından, anlamından hiçbir şey eksilmeyecek.” 

Bu kadar uzun konuşmasa dinleyen biri çıkabilirdi. Ama hiç kimse bir yerde kilitli kalmış gözleriyle ve çatallaşan sesiyle favori magazin programını izliyormuş gibi onda takılı kalamazdı. Gördüklerinin şokuyla bir şeyler saçmalıyordu. Yüzyıllardır milyonlarca insanın gördüğü ve birkaç saniye sonra unuttuğu önemsiz hayat gerçekleri. Kesinlikle paparazzilerin sahip olduğu gerçekler kadar ilgi çekici olamaz. 

“Belki de hayatı kişisel algılamayı bırakmalıyız. Hiçbir şey zaten senin için değil, kendini bu kadar önemseme diyordur dünya.” 

Yanındaki kız anlaşılan baştan sona dinlemişti. Evet, hayat bu anlayışla daha kolay olabilirdi, ama bu kesinlikle yüzünden başlayarak bütün vücudu kesiklerle dolu bir adamın cansız bedenine bakarken çıkartılması gereken bir sonuç değildi. Daha çok sağanakta hızlı geçtiği için bütün çamurlu yağmur suyunu üstüne sıçratan bir arabanın arkasından sakinleşmek için kullanılabilirdi. Kişisel algılama şu an burda başkası olsa gene ıslanacaktı derdin. İnanıyorsan bir işe yarardı. Ama şu an değil. 

“Artık dağılın burası olay yeri” diye bir ses geldi. Sonunda işe yarar biri gelmişti. Yarayacağı tek iş burayı temizlemek olacaktı. Ama şu anda kendini dünyanın bütün düzen ve refahında mesul hissediyor olmalıydı. Sesindeki ağırlık ederini karşılamayan bir çuval tuz kadardı. Gerekli ama kesinlikle sahip olmaya çalıştığından daha fazlası zararlı ve lüks. 

Gözyaşlarının durmasını hiçbir çıkarım sağlayamamıştı ama bilmek istediği tek şey bu adamın son hisleriydi. Canice üzerine saldıran biri onda korku ve çaresizlikten başka bir şey hissettirmiş olamazdı. Bunu yapanın, evsiz olduğu bulunduğu yerden de üzerindeki yıpranmaktan bir rengi bile olmayan kıyafetlerden de anlaşılan bu adamdan çok daha güçlü kuvvetli olmasına gerek yoktu. Şu haliyle bile adamın günlerdir yemek yemediğini anlayabiliyordunuz. Dudağının ucunda, kirpiğinin bir telinde bir damla canı kaldıysa bunu yapan ona göz koymuştu zaten. Bütün mal varlığı bile önünde dağılmış kalmış karton kutular kadardı. Bir insan bu adamdan ne isteyebilirdi. 

Polisin dağılın ihtarları en az onu etkilemişti. Sarsılarak ağlamaya devam ediyordu. Birkaç adım yanına yaklaştı. Adamın yüzünde ölmek üzereyken yerleşen dehşet ve acı yerini koruyordu. Sanki kötü bir rüya görüyordu ve az sonra uyanacaktı. Etrafı bu kadar kan olmasa bu yalanına kendini inandırır ve oradan uzaklaşırdı. Uyuyan ve kâbus gören biri için acı çekmesine gerek olmazdı. Ama ayağının altına kadar gelen kanın hissiyatı bütün acısını tiksintiye dönüştürdü. Kanın kendisine sürüklediği ufak bir kâğıt parçası onun için öteki taraftan gelen bir mesaj gibiydi. Adamın avcunun içinden akan kanlar onun ayakucuna kadar bir nehir gibi taşımıştı. Eğilip alırken bir daha yapamayacağını bildiği tek şey kanlara karışan iki damla gözyaşını asla önemsiz meselelerine akıtmayacağıydı. Polisin onu fark etmemesi bir mucize olabilirdi ya da ölmüş bir evsizi zaten umursamaması da. Yine de şansını fazla zorlamadan şeridin ardında kalan kalabalığa karıştı. Uzaklaşırken bir kere bile dönüp arkasına bakmadı. Yanağındaki bıçak izlerinin müsaade ettiği kadar bir huzur görmek istiyordu ama göremeyeceğinden korktu. Hâlbuki dönüp baksa huzur içinde uyuyan bir melek bulacaktı. Bu tahmini elindeki kâğıdı nihayet cesaret edip okuduğunda yürüttü. 

“Bu yazıyı okuyan her kimsen hayat elinden kayıp gidiyor. Ben birkaç saat sonra öleceğimi biliyorum ama sen ne zaman öleceğini bilmiyorsun. Cebimde taşıdığım karımdan yadigâr zümrüt taşı çalmak isteyen biri günlerdir beni gözetliyor. Birazdan gelecek biliyorum. Bu taşın içimi ısıtmadığı bir dünyada ben var olmayayım zaten. Ama sen ol. Çünkü bir yeşil taş uğruna da olsa bir damla gözyaşı uğruna da, bu dünyaya geldik. Belki kimse bilmez ama sen bil, ben bu dünyanın en zengin insanıydım bir damla gözyaşına değişemedim. Sen o gözyaşını akıttın ya ben artık öteki dünyanın da en zengin insanıyım.”

Son bir kez yanaklarını silmek istediğinde emin olduğu tek şey son gözyaşını o kan gölüne akıtmış ve tüketmişti. 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

İstanbullu Sanatseverler Fişekhane’de ..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Çağnam Erkmen

12 Temmuz 2025

Polisiye Roman Yazmak Halat Örmeye Ben..

“Klasik roman dilinin diyalog mirası, polisiye romana devredilmiş gibi görünüyor.Elçin Poyrazlar diyalog yazma üstadı. Romandaki karakterlerinin her birinin kendine özgü dili, küfrü, cümle kuruş tarzlarındaki ayrım profesyonelce”Halat nasıl yapılır?Uzunluğu..

Devamı..

Yaz Mevsimi Kalın Bir Kitap Okumak İçi..

James Folta

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024