Sydney: Kalabalık, turistik ve her renkten insan...
27 Nisan 2017 Hayat Gezi

Sydney: Kalabalık, turistik ve her renkten insan...


Twitter'da Paylaş
0

Gökdelenlerin arasında yer alan birbirinden büyük park ve bahçelerin birinden çıkıp birine girmek mümkün. Bu parkların çoğunda sadece Avustralya’da yaşayan hayvanlar var. Sydneyliler kibar, sıcakkanlı ve yardımsever insanlar.
Kadir Işık
On iki saatlik uçak yolculuğundan sonra Hong Kong’a perşembe sabahı indim. Çarşamba gününün yarısı saat farkından dolayı kayboldu. Chek-in işlemleri için konturun önündeki uzun kuyrukta yanımda duran türbanlı kadın, damat adayı olup olmadığımı sordu, Hayır, dedim. O zaman kalmayı düşünüyorsun, dedi, aklına üçüncü bir seçenek gelmedi. Hayırsız kocası kadını on beş yıl önce köyünden alıp Sydney’e götürdüğünde henüz gözü kapalı taze bir gelinmiş. Adam çalışmamış, kumara basmış devletten aldığı üç kuruşu da, bir süre sonra kebapçıda işe başlayan kadının haftalığına göz dikmiş, kadın tekmeyi vurmuş. Sydney’de insanlar bozuluyormuş, erkekler içki ve kumar sarmalında boş vakitlerini karısı dışındaki kadınlarla geçirerek zaman tüketiyorlarmış. Vatanı gibisi yokmuş. I know demek istedim, ama kadının uzak kaldığı vatanına olan sevgisiyle arasına girmedim. Bir yarısı Türkiye’de, öbür yarısı sevmediği Sydney’de. Toplam yirmi bir saatlik uçak yolculuğundan sonra kalacağım eve öğlene doğru vardım. İstanbul’da sıcak temmuz ayı yaşanırken Sydney’de kış. Yağmur yağıyor, hava soğuk. Kalacağım evin sahibi Erdal ile kiracılarından Enes sigara dumanı altında önlerinde duran dizüstü bilgisayarda bir savaş oyunu oynuyor. Oyunda Erdal Amerikalı oluyor, Enes Iraklı, körfezde savaşıyorlar, arada bir Kürdü öldürüyorlar, zevkle, “En iyi Kürt ölü Kürt’tür” diye bağırıyorlar. Enes öğrenci, dil okulu için gelmiş, Erdal Avustralya vatandaşı, kebapçıda çalışıyor, evinin odalarını Sydney’e dil okuluna gelen öğrencilere veya kirasını ödeyebilen herkese kiralıyor. Burası her insanın hayal ettiği kadar güzel bir yer değilmiş. Evet, insanlar burada eğleniyormuş, ücretler yüksekmiş, bir aylık kazancınla araba alman mümkünmüş. Mesela Ozi’lerle iletişim kurmak zormuş. Ozi mi, burada Avustralyalılara dışarıdan gelenler Ozi diyor, zaten nüfusun çoğu Asyalılardan oluşuyormuş. Oziler farklı, daha zengin ve lüks semtlerde yaşarmış. Ozi’lerden soyu tükenmekte olan pandalardan söz eder gibi konuşuyor, tek farkları, pandalar kadar sevimli değillermiş. Kadınlar buranın birinci sınıf vatandaşlarıymış, her yerde öncelik sırası kadınlarda ve çocuklardaymış. Sonra eşcinseller geliyormuş, çünkü dünyada San Francisco’dan sonra eşcinsellerin en rahat ettiği ve en çok bulunduğu yer Sydney’miş. Üçüncü sırada hayvanlar geliyormuş, paralarının üzerinde sadece Avustralya’da bulunan hayvan resimleri görünce, bu konuda Erdal’a hak verdim. Sonra engelliler, erkekler ve öğrenciler. Burada geçim öğrenciden sağlanıyormuş ve dolayısıyla öğrenciyi soyma üzerine bir sistem kurulmuş. Ev arkadaşlarım tarafından yeterince bilgiyle donatıldıktan sonra cumartesi öğlene doğru uyudum, Jet Lag’dan dolayı sabaha karşı dörtte uyandım. Cumartesi günü dışarı çıktım. İlk durağım Darling Harbour. Dünyanın en büyük doğal limanı. Şehrin kalbi burada atıyor. Kalabalık, turistik ve her ülke vatandaşına, her renkten insana rastlamak mümkün. Hiç şüphesiz dünyanın en kozmopolit şehrindeyim. Karşımda tamamı çelikten yapılmış Sydney’in sembolik köprüsü. 1932’de hizmete açılan köprü okyanustan 134 m. yükseklikte. Şehrin iki yakasını birleştiren köprüden hem arabalar hem metro hem de insanlar yürüyerek karşıdan karşıya geçebiliyor. Sydney görsellerinde opera binasıyla aynı karede yer alır. Opera binasına çıkan merdivenlerde oturup köprüye bakmak, Gülhane Parkından boğaza bakmakla yanı hissi uyandırıyor insanda. Şehrin içine yirmi kilometre giren okyanus boğazı andırıyor. Sonraki günlerde Darling Harbour’da tren vagonları gibi ardı ardına sıralanan uzun aracı kullanan Mehmet Amca ile tanıştım. Bu uzun araçlar meydanın çevresinde çocukları gezdiriyor. Ankara’da önemli bir mevkide bürokratken 12 Eylül askeri darbesinde Türkiye’den kaçmak zorunda kalan eski bir solcuya dönüşmüş. Sakın burada kalma, burada yaşam yok, buraya gelenler hep burada kalmak isterler, dedi. Zamanla birçok Türkle tanıştım, Auburn adlı Türk mahallesine gittim. Her yerde Türkçe konuşuluyor. Uzak Asya ülkelerinden çok insan var. İlk zamanlar hepsi birbirine benzetilen çekik gözlü bu insanların aslında birbirlerine benzemedikleri zamanla anlaşılıyor. Türkler politik, sağısı da solcusu da katı. Sydney’de yaşayarak Türkiye hakkında konuştuklarında mangalda kül bırakmıyor. Savundukları fikirlere sıkı sıkıya bağlılar. Aidiyet duygusundan yoksun, mutsuz ve memleket hasretiyle dolu yaşamları var. Sydney Avustralya’nın en eski yerleşim yeri. Gökdelenlerin arasında yer alan birbirinden büyük park ve bahçelerin birinden çıkıp birine girmek mümkün. Bu parkların çoğunda sadece Avustralya’da yaşayan hayvanlar var. Sydneyliler kibar, sıcakkanlı ve yardımsever insanlar. Şehirde birbirinden farklı bir çok müze ve sanat galerisi bulunmuyor. Bir göçmen ülkesi olduğu için çokkültürlü bir yapıya sahip.
Resmi özür dilendikten sonra Aborjinler adına konuşan Malezer, Özür dilemek, yıllarca asimile edilen bir ırkın onarımı için yeterli değil, bir hatanın affı olduğunu düşünüyoruz, dedi. Aborjinlerin tazminat talepleri hâlâ karşılanmadı, yüksek mahkeme tarafından ret edildi.
The Roks bölgesi Sydney’de kurulan ilk beyaz yerleşim bölgesi. Bir kuğuyu andıran meşhur opera binasına yakın. Barların, restoranların ve çeşitli eğlence mekânlarının olduğu bu bölgedeki yapılar sömürge dönemi mimarisini yansıtıyor. Yaklaşık elli bin yıl önce Asya’dan göçen Aborjinlerin yaşadığı adaya İngilizler bin yedi yüzlü yılların sonunda aylarca süren deniz yolculuğuyla mahkûmları getirmişler. Eğer suç genetik kodlarla nesilden nesle geçseydi, dünyanın en güvenli ve huzurlu şehirleri sıralamasında her zaman ilk onda yer alan Sydney dünyanın en huzursuz şehri olurdu. Bin dokuz yüzlü yıllarda beyaz ırkın geleneklerine göre yetiştirilmek üzere Aborjinlerden zorla alınan yaklaşık 100 bin çocuk, kayıp kuşak olarak adlandırılıyor. İki yüz yıl sonra Avustralya başbakanı Aborjinlere uyguladıkları acımasız politikalar ve asimilasyondan dolayı özür diledi. Avustralya yüksek mahkemesi 3 Haziran 1992’de mülkiyet hakkının göçmen Avrupalılardan çok daha öncesine dayandığını karara bağladı ve o günden sonra her yıl 3 Haziran’da Uzlaşı Haftası adı altında çeşitli etkinliklerle kutlanıyor. Hafta boyunca Avustralya’nın dört bir yanında Avustralya’nın, Aborjinlerin ve Torres Strait Adalıların bayrakları dalgalanıyor. Resmi özür dilendikten sonra Aborjinler adına konuşan Malezer, Özür dilemek, yıllarca asimile edilen bir ırkın onarımı için yeterli değil, bir hatanın affı olduğunu düşünüyoruz, dedi. Aborjinlerin tazminat talepleri hâlâ karşılanmadı, yüksek mahkeme tarafından ret edildi. Aborjinler geleneksel kıyafetleriyle sokaklarda müzik yapıyor, birçoğu devletten aldığı parayla geçiniyor, çalışmıyor. İçki ve uyuşturucu kullanımı Aborjinler arasında çok yaygın. Bir günümü Taronga hayvanat bahçesine ayırdım. Şimdiye kadar gördüğüm tüm hayvanat bahçelerinden çok daha büyük ve farklı bir yer. Şehrin en güzel manzarasına sahip. Eğitilebilen tüm hayvanlarla birçok farklı alanda gösteriler yapılıyor, daha çok bir sirki andırıyor. Sydney’in simgesi koalalar, tazmanya canavarları, kangurular... ve belki de yeryüzünde yaşayan her çeşit hayvan mevcut. Limanda yer alan Cockatoo Ada’sı UNESCO dünya mirası listesinde. İngiliz kolonilere saldıran suçlular bu adaya hapsedilmişler. Cezaevi binalar eski haliyle korunuyor. Bir dönem balıkçı barınağı ve daha sonra tersaneye dönüştürülen adada düzenlenen Sydney Bienaline gittim. Adadaki iki rıhtımdan biri mahkûmlar tarafından yapılmış. Devasa hangarların bulunduğu adada tünelle bir başka bölgesine geçiliyor. Sydney'in kültürel haritasında yerini alan adada çeşitli sergiler ve festivaller yapılmakta.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR