Böylelikle gözü korkutan kalabalık yükü isteğe bağlı olarak, başka bir yük olgusu doğurmadan dağılır Anadolu topraklarına.
6 Şubat 2023 tarihinde ülkemiz unutulması güç bir felaketle uyandı. Sabaha karşı 4 civarında Kahramanmaraş merkezli olduğu bildirilen ve yaklaşık 10 ilimizi büyük çaplı etkileyen, 7,4 şiddetindeki deprem 7 Şubat pazartesi sabahı hepimizi beklediğimiz rutin gidişatın çok ötesine savurdu. Daha ne olduğunu anlamadan, ne yapacağına, nasıl yapacağına karar vermeden yine aynı bölgede 7,6 şiddetindeki ikinci deprem her şeye tuz biber ekti.
İnsanımız doğaüstü bir güçle neyi var neyi yok yanına alarak jet hızıyla felaket bölgesine uçarak enkazda kalan insanlarımızı tutup çıkarmaya ayağa kaldırmaya koştu. İlk şok geçip felaketin boyutları algılandıkça deprem gerçeği ile yüzleşmeye başladık.
İlk yüzleştiğimiz felaketin büyüklüğü karşısında enkaz altındakileri enkazdan çıkarmaktı. Gerek yıkımım geniş bir coğrafyada çok şiddetli olması, gerek hava şartları bizleri fazlası ile zorlarken, bu sürede devam eden sayısız artçı depremler ve salgın gibi yayılan dezenformasyonlarda çalışmaları güçleştiren öne çıkan etmenler oldu.
Öncelikle yaşadığımız büyük felaket sonrasında tüm ülkemize geçmiş olsun dileğimizi sunar, bir an önce birlikle bu günleri aşabilmeyi temenni ediyoruz.
Felaket sonrası doğal olarak böyle büyük tehlikeler karşı nasıl ön alabilir, zararı en az seviye nasıl tutabiliriz tartışmaları başladı. Konuşulan konulardan biride ekonomi alanında alınabilecek tedbirlerdi. Bu konuda dikkat çeken ve üzerinde epeyce konuşulan konulardan biri, “İstanbul ve bölgesindeki sanayi tesislerinin bir kısmının Konya bölgesine kaydırılması” idi. Bunun gerekçesi olarak ta; “Beklenilen yüksek riskli İstanbul depremi sonrası ülkenin üretim gücünün sekteye uğramaması, milli güvenliğin muhafazası için deprem riski az Konya bölgesinde üretimin kesintisiz devam ettirilmesi” olarak sunulmaktadır.

İlk bakışta akla yatkın gibi görünen öneri, biraz üzerinde düşünülünce pekte öyle olmadığı görülmektedir. Bu tarz büyük, uzun vadeli gerçekleştirilecek planların tüm yönleri ile zaman içindeki değişkenleri de dikkate alınarak hazırlanması önemlidir.
Konya’nın Ağır sanayi şehri olarak önerilmesinin uzun vadede ciddi olumsuzlukları olacağı ve temel kriterler açısından da verimli olmayacağını düşünmekteyiz. Bu düşüncemizin dayanak noktalarını çok fazla ayrıntılandırmadan ana hatları ile şu şekilde sıralamak isteriz:
- Konya bir tarım şehridir. Ülkemizin “Tahıl Ambarı” olarak nitelendirilecek potansiyelde ürün yetiştirmekte ve tüketim ürünlerine dönüştürmektedir. Ağır sanayi ile hem tesislerin getireceği yük, kirlilik ile havanın, toprağın, suyun kirlenmesi hem de artacak nüfusun yaratacağı konut talebi hem tarımın kalitesini hem de alanlarını sıkıntıya sokacaktır. Bir ülke birkaç ay sanayi üretimi olmadan idare edebilir ama gıda sorunu uzun süre tolere edilecek bir konu değildir. Her şeyden önce gıda güvenliğini öncelikli hale getirip bu konudaki tedbirleri almalıyız.
- Konya obruklar ve yer altı suları şehridir. Deprem doğrudan olmasa da dolaylı olarak bu şehri de etkisi alanına almaktadır. Güvenli şehirler ovalarda değil yamaçlarda, sağlam zeminlerde kurulur.
- Ağır sanayi bölgesi denilince enerji ve lojistiğinde dikkate alınması gerektiği unutulmamalıdır. Şu anda inşası devam eden Akkuyu Nükleer santrali büyük bir enerji kaynağıdır. Lojistik açısından da eşsiz bir konumdadır. Enerjinin iletim maliyeti, malların lojistik maliyeti açısından da önemli avantajlar sağlanmaktadır. Bu açıdan Konya’da kurulması önerilen ağır sanayi hem enerji temini hem de lojistik açısından ekonomi ve mekân açısından ekstradan yük getirecektir. Bu konularda ki zaman ve emek iş gücü sarfıda maliyetlere eklenecektir.
- Bizim önerimiz İstanbul ve bölgesinin ağır sanayi tesislerinin enerji kaynaklarına, ulaşım hatlarına en ekonomik ve rantabl olan (Mersin bölgesi örneği) birkaç bölgeye yaymaktır. Tek bir bölgeye toplamak yerine birkaç ana bölgeye dağıtmak riskler ve yükler açısından olumlu rahatlamalar sağlayacaktır.
- Gıda endüstrisi tesislerini ise ham madde kaynağının olduğu yerlere kaydırmak. Tahıl ağırlıklı olanların Konya vb illere, Hayvansal olanların hayvancılığın yoğun olduğu yerlere yaymak efektif görünmektedir.
- Ayrıca büyük bir nüfus kaynağı oluşturan Üniversitelerin mümkünse hepsinin Anadolu’da belirlenen Üniversite Kentlerine taşınmasının zorunlu kılınmasıdır. Oluşturulacak “Üniversite kenti konsepti” ile öğrencilere, çalışanlara ve akademisyenlere çok gelişmiş eğitim tesisleri, sosyal alanlar, bilimsel imkânlar sağlanarak buralarda eğitim ekosistemleri oluşturmak gereklidir.
- İstanbul nüfusunun büyük bir kısmı iş, eğitim vb mecburiyetlere bağlı olarak bulunanlardan oluşmaktadır. Uygun yerlerde, uygun teşvik edici adımlarla çoğu kişi bu mecburiyetten kurtulmanın memnuniyeti ile terk eder İstanbul’u. Sonrası bu bölgelerin doğuracağı cazibe kaynakları gönüllü bir çıkışı sağlar İstanbul’dan. Böylelikle gözü korkutan kalabalık yükü isteğe bağlı olarak, başka bir yük olgusu doğurmadan dağılır Anadolu topraklarına. Hem risk azaltılır hem değer yaratılır hem de zorlamanın getireceği memnuniyetsizlik ortaya çıkmamış olur.






