Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

8 Mart 2024

Öykü

Tanrı Misafiri

Burak Serbest

Paylaş

5

0


Musa sıcağa bulanmış, tütüyordu. Öğle on iki, hava 45, hissedilen 55 dereceydi. Aklı başında her insan evladı bir çatı altına sığınmışken Musa, güneşi çatı bellemişti. Nehrin kenarındaki yüz yirmi dönümlük mandalina bahçesinin tek efendisiydi şimdi. Evin damı gözetleme kulesi, bütün bahçe ayağının altında, çiftelisi duvara dayalı, yeşil plastik sandalyesine gömülmüştü. Alabildiğine esmer, uzun burunlu –gölgesi şu anda en kısa– güneş ışınları dik, yüzü pütürlüydü. Görevden çok bir meydan okuma, inat vardı tercihlerinde. Sıcağa. Evet sıcağa inat, atleti ter içinde de olsa kot pantolonu geçirivermişti kıçına. Sanki az önce nehre batıp çıkmışcasına paçalarını katlayıp yukarı çekmişti. Aşağı doğru birkaç damla süzülüyordu, kılları yosun misali eğmişlerdi başlarını. Yalın ayaklarını çıtlatıp kalktı, boş çay bardağını kapıp semaverin yanına vardı. Hafif bir rüzgar –ara ara eserdi, iki boş bir dolu– hissedilen 55 derecede fön etkisi, masadaki yarış kuponlarını havalandırıverdi, fikstürün ucuz mürekkep kokusu bahçedeki yüz yıllık çınarın hışırtısına karıştı. 

Musa kan kırmızısı çayı bardağına boşaltıp arkasına döndüğü anda yabancıyla göz göze geldi, Hoş gelmişsin,” dedi. Aslında boşlukla konuşuyordu. Yani seslendiği noktada herhangi fiziki bir varlık yoktu. Boşluk, Merhaba,” diye karşılık verdi. Mekanik, cinsiyet-üstü bir ses, robotumsu, bilmiş, zeki, yapay… 

Hayrola?” 

“Şu arkadaki toprak yolda, aracım bozuldu da yardım edecek birilerini arıyordum?”

Doğru adamı buldun, motorun her türlüsünden anlarım ben… Ama önce gel buyur otur hele, bir soluklan, gider bakarız.”

Boşluk, Musa artık orada ne görüyorsa, geçip diğer sandalyeye oturmuş olsa gerek, Musa’nın bakışları sandalyede son bulmuştu, “Çay alır mısın,” diye sordu.

Yok sağ ol. Bizler sizin yiyip içtiklerinizi sindiremiyoruz.”

Yapma ya.” 

Musa da geçip oturdu. Çayından bir yudum aldı. O zaman bahçeyi de yolmadın yani,” yabancı anlayamamıştı espriyi, Musanın alaycılığı tebessümünde asılı kaldı, “Şaka şaka, tanrı misafirisin sonuçta, canın ne kadar çekiyorsa al, istersen çuval çuval götür, gerçi hepsi daha ham ama,” dedi sonra duvardaki çifteliye bakıverdi, sanki boşluk çifteliye bakmış bu da Musanın dikkatini çekmişti Ha o bi şey değil. Senin için değil en azından,” dedi. 

“Şerefsiz aç köpekler için o… Hadi bir davransınlar, analarından doğduklarına pişman etmezsem bana da Musa demesinler.”

Kim onlar?”

Musa yabancıya baktı, masaya vurup –misafiri ürkütmeden, hafif, sadece bardağın yanındaki kaşık çınladı–, Siktir et onları konuşmaya değmez, pezevenkler,” deyip çayından bir yudum daha aldı. Yabancı da siktir etmiş olsa gerek ki bir şey söylemedi.

E söyle bakalım tanrı misafiri hangi rüzgâr attı seni buralara?”

Merak. Öylesine geziyorum.”

            Musa tebessüm edip, Burayı ha,” dedi.

Evet burayı, şu güzelliğe baksana.”

Güzeldir hakkaten buraları, sıcak ama-”

Sıcak beni etkilemez.”

Beni de. Ovada bir adam daha bulaman böyle benim gibi dışarda oturan. Gerçi nehir kırıyor havayı ama yine de bu saatte…”

Boşluk gülmüş olsa gerek, Musa, Gülme, valla,” diye kendini onaylayıp devam etti. Sen nerelisin?”

Yabancı gökyüzünü göstermiş olsa gerek, Musa kafasını gökyüzüne dikip güneşe doğru baktı. Yabancı; masmavi gökyüzünde sanki bir jet motoru kuyruk izi bırakırmışçasına bulutumsu bir yuvarlak çiziktiriverdi.  

Yuvam buraya denk gelir, üç aylı bir gezegendir benimkisi, bir başka güneşin etrafında döner, bir başka yaşarız sizlerden, ne gündüzümüz benzer ne gecemiz, ne kokumuz ne de toprağımız.”

Zaten sadece Çukurova böyle kokar, yoktur bir benzeri.” 

“Çok mu seviyorsun burayı?”

Yo aslında değil, ama bir başka kokar işte.”

Musa etrafına baktı, seviyor muydu acaba burayı, duyumsuyor muydu ki kokuyu…

E var mı peki sizin oralarda böyle meyve bahçeleri?”

Yok maalesef. Bizler sizler gibi doğaya karışamayız. Türümüzün devamı için kendimizi özel alanlarda tutmamız gerekir, çünkü güneşimiz sizin güneşiniz kadar genç değildir. Senin güneşin rahatlıkla senin tenine değer bir tutam su olup özgürce akar. Onun sizlerle hala sevişecek gençliği, enerjisi var, halbuki bizim ki…”

Musanın güneşle sevişme fikri hoşuna gitmişti, bu ovada ondan daha sevişkeni var mı,  öğle on ikide damın tepesinde, kot pantolonuyla, yüzünde bir tebessüm beliriverdi.

Korkuyor burada herkes terlemekten, güneş çıktı mı kaçışırlar. Yazın sıcak derler kışın soğuk. Sevişmekten korkuyor hepsi, halbuki insan insana değmeli, toprağa, güneşe di mi?”

Değmeli.”

Bunun için mi geldin buraya?”

Evet.”

“İnsan hep elinde olmayana özenirmiş ya… Yok olunca kıymete biner… Sen ki yıldızları aşıp istediğin yere gidebiliyorsun ama gel gör ki şu toprak kokusu muhabbeti olunca, kırılıp bükülüyorsun, özenip hayran kalıyorsun… Mesela ben de senin gibi gezebilmeyi isterdim.”

Burada mı yaşıyorsun?”

Başka nerede olacak.”

Burada –”

Evet burada.”

Bunlar ne?”

Mandalina.”

Rüzgâr çınarın yapraklarına sürtüp hışırtıya dönüştü, sonra mandalina ağaçları, belli bir sırada, hop bir iki üç, buradan ta ovanın öbür ucuna dalgalanıp durdu.

Alıyor musun kokuyu?”

Evet.”

Bense alıştım artık almıyorum bile.” Musanın burun delikleriyse hala bir çaba içindeydi, deliklerin yanakları inip çıktı, ovanın kokusunu arandı.

Git o zaman buralardan.”

Nereye gideyim! Bu toprak olmazsa aç kalırım. Abimler bir kuruş verir mi sanıyorsun, şuncacık yerden beş kardeş geçiniyoruz, nereye gideyim?

Ta ki toprağın kokusunu yeniden duyumsayacak kadar buraları özleyeceğin bir yerlere git.”

Haksız değildi yabancı, Musa biliyordu bunu ya, ondan konuyu değiştirmek istedi, halbuki bütün muhabbetler dönüp dolaşıp aynı meydanda son bulur, Ankarada yollar Kızılaya, İstanbulda Taksime çıkar.

Nasıl bir araç bu seninkisi?”

Uzay mekiği.”

Yapma ya.” Musa kahkahayı patlatıverdi, Nasıl olacak ki şimdi,” diye sordu.

Deneyemez misin?”

Deneriz canım deneriz de…”

Anlarım demiştin.”

Ben motordan anlarım, mobilet, araba ne varsa tamir ederim. Üstüme yoktur. Aynı zamanda hepsini de en iyi şekilde kullanırım, amaaa…”

Boşluk tebessüm etmiş olsa gerek.

Ciddiyim bak. Hatta çocukken, ne özenirdim o yarış motorlarına. Çocukluk işte.” Musa duraladı, kim bilir bir anlığına aklından neler geçti, şimdi yine bir yük binmişti muhabbetine, daha kısık bir sesle Bütün dünyayı gez, en sevdiğin alete bin, uç uç…” dedi ama lafını da bitiremedi ya. İkili bir süre konuşmadı. Musa Hadi gel bak sana bahçeyi gezdireyim,” dedi. “İster misin?”

Olur.”

Dur ama alet çantasını unutmayalım. Uzay muzay deneyeceğiz artık.” 

Kalktılar ve ağır ağır merdivenlerden indiler. Mandalinalar ağaçta yeşil yeşildi. Musa –alet çantasını koluna takmış ve tüfeği– mandalinalardan bir tanesini kavrayıverdi ama koparmaya kıyamadı, Bak bunun cinsi Okitsu, pofuduk pofuduk olur, ısırdıkça mis gibi kokar, rahmetli anam en çok bunları severdi,” dedi. 

Gel bak kokla… Yaklaş yaklaş, korkma.”

Boşluk, Musa artık orada ne görüyorsa, yaklaşmış olsa gerek ki,  “Nasıl,” diye sordu.

Harika.”

Harika ya. Gerçi tadına bakamadıktan sonra neye yarar.” Bunu biraz küstahça üstünlük taslarcasına söylemişti. Yabancı anladı durumu. Bozuntuya vermedi. Bir süre Musanın şapşallığının tadını çıkarmasına izin verdikten sonra  “Onları yiyemediğim onların tadını  alamadığım anlamına gelmiyor,” dedi. 

 “Nasıl yani?”

Miselyal Ağ sayesinde.”

Ne!”  Musa'nın yüzü tamamen değişti. 

Sen ne kadar bu ağacı yetiştirmek için ilaçlar kullansan da bu toprağın altında hala binlerce, milyonlarca mantar ve bakteri bulunuyor. Ve bu mantarlar, ve bakteriler, toprağın her bir karesinde birbirleriyle alışveriş içindedirler.” Musa dikkatle dinlemeye devam ediyordu. “Mesela mantarlar ağaçlarla konuşurlar. Ağaçlar onlara karbon sağlar onlar da topraktan azot ve fosfor alıp ağaçlara verir. İşte ben bu ekosistemi sanki toprağın bir parçasıymışçasına algılayabiliyorum. Bırak mandalinaların tadını şu anda toprağın tadını bile hissedebiliyorum, kokusunu duyumsuyorum, her an her saniye, bu toprağın her bir milimetre karesi benim içimde yaşıyor. ”

Musa bir an ne diyeceğini bilemedi. Sonra düşündü, Her şeyi hissetmek ha,” diye mırıldandı. Her şeyi,” dedi boşluk. Ağaçların arasında yürümeye koyuldular. Sonra bir an Musa duruverdi. Aklına bir şey gelmişti:

Bizim çok özel bir şairimiz vardır, bütün dünya bilir adını, dur bakim belki sen de biliyorsundur, ünü belki de gezegenler arası yayılmıştır. Nazım, bilir misin?”

Yabancı cevap vermedi. 

Tam da bu senin söylediğine denk olmasa da bir mısrası vardır rahmetlinin… Dediğin bana onu hatırlattı… YAŞAMAK BİR AĞAÇ GİBİ TEK VE HÜR VE BİR ORMAN GİBİ KARDEŞÇESİNE.”

Boşluk, tebessüm etmiş olsa gerek, Musa Ya hoşuna gitti demek,” deyip keyifle yoluna devam etti. Ama bir süre sonra yüzü düşüp, aklına yine bir şeyler takılmıştı, ah şu aklı yok mu, kırk iki yıldır hep bir şeylere takılırdı zaten. 

Her şeyin mi tadını alıyorsun?”

Her şeyin.”

Musa boşluğu onaylarmışçasına kafa salladı “İnsan gezip görmeli… Görmeli ya… Tatmalı ya… En azından içinde kalanları,” dedi. Ama sanki kendi kendine konuşuyordu, sesi pek çıkmadı. İkili bir süre konuşmadan ağaçların arasından geçiverdi. Sonra durdu Musa Ben…” dedi, bir es verdi, bakışlarını kaçırdı “…aslında ben buraya mecbur olmayı sevmiyorum… İçim gitmek istiyor. Ara ara esen rüzgara tutunup uçasım geliyor… Ben karnımın doyduğu yerde değil, gönlümün doyduğu yerde olmak istiyorum…” dedi ve boşluğa baktı, yabancının gözlerine bakıyor olsa gerek “…burada herkes, her şey iç içe girmiş, kök gibi toprağa yapıştırmış seni bırakmıyor,” ve ellerini yabancının omzuna atmış olsa gerek, kolları bir süre havada asılı kaldı. Yabancı bir şey söylemedi. Musa apaçıktı, şefkatle ona bakıyordu. Bir süre öylece durdular.

Nehrin kenarına gelmişlerdi şimdi. Su gürül gürül akıyordu. Musa nehrin kenarında metal bir kafesin içine yerleştirilmiş su pompasını gösterdi. Pompanın hortumları saçtan yapılma iskelenin altından geçip nehre ulaşıyordu. Musa, Burdan su çekip bahçeyi suluyoruz,” dedi. 

Güzel di mi…”

“Çok.” 

Hayat hayat! İnsanın atlayası geliyor. Gel bak.”

İkili saçtan iskelenin üzerine çıktılar. Hop deseler gürül gürül akan suya batıp çıkabilirlerdi. Boşluk Burada yüzüyor musun,” diye sordu. Musanın yüzünde bir tebessüm belirdi.

Nerde… Güzel görünür ama girilmez bu suya. Güzelliği bir yanılsamadır sadece, bütün pisliklerini buraya akıtıyorlar, kaç kere kavga ettim dinletemedim.”

Yediklerinizi besliyor ama.”

Evet. Utanmadan bir de boktan zarar gelmez diyorlar.”

Sonra bir süre konuşmadılar. Sadece suya baktılar belki de taze bir pislik arandılar. Bir süre sonra Musa kafasını kaldırdı, gözlerini yabancıya dikmiş olsa gerek Adam bilmiyor ki,” dedi “…hiç hayatında yüzmemiş, veyahut hiç oturup sesini dinlememiş, üstünde kayıkla gezmeyi hayal etmemiş, bu su onun için sadece kıçını silmeye veya bahçeyi sulamaya yarayan bir şey işte. Halbuki bilse, şu su temiz olacak, batıp çıktın mı senden daha dinçi, daha güzeli olmayacak, ama işte bilmiyor adam. Hadi bunlara köylü dersin, yeri gelir cahil dersin, şehirlisi de aynı. Kaç bin dönüm toprağı olan adamlar var hiçbirinin umurunda değil… Pisliğin kokusunu almadıkça kimse için sorun yok… Dua etsinler ki su akıyor, mübarek akmayıp da her şeyin ortaya çıkmasına izin verseydi sen o zaman gör tantanayı.”

Yabancı “Hep gündüz olsaydı-” dedi ve daha lafını tamamlamamıştı ki Musa atladı.

Aynen öyle. Ve gece saklayamasaydı kiri pası-”

Belki dünya daha güzel bir yer olurdu o zaman.”

Belki de,” dedi Musa. “Belki de,”  bir kez daha yineledi.

Peki sen daha kokusu çıkmadan nereden biliyorsun bütün bunları?”

Ben de kokuyorum, o yüzden. Akmıyorum, akamadıkça da çekilmez bir adam oluyorum.”

Küçümsüyorsun onları.”

Musa bir kahkaha atıverdi.

Ona, çıktığı deliği beğenmiyor denir.”

Yabancı bir şey söylemedi, Musa kendi kendine güldü, sonra ciddileşti Valla benimkisi çıktığım deliği beğenmemek değil de… Böyle hep aynı güneşin altında kavruluyor olmak canımı sıkıyor… Ama yani sıçtığın boku da evinin önünden geçen suyun içine salmazsın di mi!”

Tabii.”

Musa tebessüm etti, yabancı da etmiş olsa gerek, Neyse hadi gidip şu senin derdin neymiş onu anlayalım,” dedi. İkili iskeleden inip ağaçların arasına karıştılar.

Toprak yol bahçenin bitimindeydi. Kırmızı renkli bir yarış motoru yolun kenarında sıcağa bulanmış tütüyordu, tıpkı Musa gibi. Musa yabancıya baktı, motoru gösterip:Bu mu uzay mekiğin?” 

Evet.”

Nasıl yani?”

Ben ne istersem o oluyor, şu anda da bu şekilde işte.”

Musanın suratını bir tebessüm kapladı. 

Bunu baştan söylesene ya, ben de düşünüp duruyorum nasıl yapacağız diye.” 

Musa motoru okşamaya başladı.

Harika bir şey bu. Şu güzelliğe bak. Çocukken kağıda çiziktirdiklerim gibi.” 

            Motorun çevresinde, okşaya okşaya, bir tur dönmüştü. Valla bak,” kafasını ancak kaldırabildi, yabancının gözlerinin içine bakıyor olmalıydı, Bin şu güzel alete sonra uç uç,” dedi. Yüzündeki tebessüm ara ara esen rüzgar gibi bir sönüyor bir çoşuyordu, şaşkındı. “Bakalım bakim neyi varmış?”

Musa motoru kurcaladı. Yağı pompalayan hortumun çıkmış olduğunu fark etti. 

Bak burası çıkmış, motor boğulmuş, kolaymış aslında sen de bakıp görebilirmişsin.” 

Musa hortumu yerine taktı.

Halloldu mu yani?”

Göreceğiz. ”

Anahtarlar üzerindeydi. Musa kontağı çevirip marşa bastı. Motor ovanın ortasında gürleyiverdi. 

Vay anasını.” Musa zevkten dört köşe olmuştu. Gazı verdikçe verdi, verdikçe verdi. 

Ellerine sağlık.”

Ne demek. Çok basitmiş meğerse di mi?”

“Öyle... Zaten ömür dediğin nedir ki, bir nefese bakar. Göz açıp kapayıncaya kadar…”

Musa yabancının neyi ima ettiğini anlamamıştı, ama önemsemedi de, motorun sesi oldukça eğliyordu onu.

E bir tur attırırsın artık.”

Olmaz.”

Musa oltaya gelmek istemiyordu, boşluğu inceledi, Ciddisin,” dedi ve ancak Evet,” cevabını alınca yüzü düşüverdi.

Demek öyle ha tanrı misafiri. Bizim burada bu yaptığına bir şey denir ama neyse.”

Unutma diye.”

Neyi?”

Rüzgarı.”

Boşluk Musanın bakışları arasında motora bindi. 

Teşekkür ederim.”

Musa cevap vermedi sadece bakıyordu. Boşluk gaz verdi, ova bir kez daha inledi ve üzerinde neyin olduğunu sadece Musa’nın gördüğü motor, tozu dumana katıp uzaklaştı. 

Musa yabancıya bakıyordu şimdi. Gözlerini toz, duman ve rüzgardan ayıramıyordu. Tüfeğini eline aldı, yabancı hala menzildeydi. Dikkat! Nişan al! Yanağını çifteliye dayayıp bir gözünü kapadı Musa, eli tetikte, bir Puff” sesi çıkardı. Puff… Bir çocuk gibi oyun etmişti, sonra yeniden astı tüfeği omzuna, yabancı giderek kırmızı bir noktaya dönüştü, motorunsa sesi hala gür, vın vın… 

Musa arkasını dönüp bahçeye doğru gerisin geriye yürümeye koyuldu. Sikim senin motorunu, vermezsen verme,” diye homurdandı. Sonra bir ses duydu, vın vın değildi bu, daha kaba, yolun diğer ucundan geliyordu.

Ellerini, asker selamı verircesine alnında siper etti, önce tozu gördü, sonra pikabı. Koşmaya başladı. Pikap çiftliğe uzanan S” şeklindeki yolun daha ilk kıvrımındaydı. Nefes nefese kaldı. Kondisyonu iyi olmasa da uzun boylu olduğu için bir adımı üç adım ederdi. Pikap S” şeklindeki yolun ikinci kıvrımına geldiğinde Musa çiftliğe varmıştı bile. Basamakları beşer beşer çıkıp damdaki yerini aldı.

Bu sefer sahicikten, dikkat! Nişan al! Pikap çiftliğe giriş yaptı, eve 400 metre, 300 metre, 200 metre, 100 metre, ateş, bir el fişek sesi duvarları olmayan bu ovada yankılandı. Pikap sola kırıp –az kalsın nehre uçuyordu– ani bir frenle durdu.

Şerefsiz aç köpekler nihayet gelebilmişti.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Yüzüklerin Efendisi’nin Bilinmeyen Ada..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Sean Glatch

13 Ekim 2025

Serbest Dolaylı Anlatım: Üçüncü Tekil ..

Serbest dolaylı anlatım da tıpkı bilinç akışı gibi karakterin iç dünyasına odaklanır ama burada karakterin duygu ve düşünceleri önce düzenlenir ardından belli bir biçemde ifade edilir. Serbest dolaylı anlatımda yazar, hikâyeyi aktarmak için üçüncü ..

Devamı..

Denizin Canavarları: Kendi İzini Doğad..

Adalet Çavdar

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024