Taşınma, Temizlik, Cin, Aynur
19 Ekim 2019 Öykü

Taşınma, Temizlik, Cin, Aynur


Twitter'da Paylaş
0

Bu altıncı taşınma. Her seferinde aynı telaş. Eşyalar toplanırken, aman kahve takımım eksilmesin, dikkat büfe çizilmesin. Her şey toplanıp da kamyona yüklendi mi geçici bir ferahlık. Boş dairenin fotoğrafını çekiyorum çıkarken, öncesinde kalan öteberiyi ortadan kaldırmış oluyorum. Bunu yaparken de uzun uzun düşünmüşüm, kurtulacağım bu eşyadan.

Oysa kamyonun önüne düşmüş, yeni eve doğru yola çıkmışken aynı aptal endişe masanın önceki taşınmalarda bozulmuş cilası üstüne çöküyor. Ben size, sizden kurtulacağım dememiş miydim? Taşıyıcı, Merak etme abla, diyor. Bizde eksik gedik olmaz, bak nasıl çıkacak likör kadehlerin kolilerden birer birer. Babaannemden kalma, kırılırsa üzülürüm. Bişeycikler olmaz abla, dedim ya sana.

Ev boşken, koliler henüz yukarıya çıkmamışken, Bir başka hayat mümkün, diyor insan kendi kendine. Keşke yolu şaşırıp bir başka adrese boşaltsalar yükü. Olmaz, taşıyana da o evdekilere de yazık. Ama fazladan eşyaya sevinenler var hâlâ, alışveriş merkezlerini hatırla!

Altı kişi geldiler. Alışkın adımlarla daldılar içeri. Evlerde nelerle karşılaşacaklarını önceden bilmenin hafifliği. En ağır yüklerin altına bodoslama daldılar. Yalnızca “tamam, haydi hop”. Ağızlarından bir “ıh” bile çıkmadı. Ben bunca eşyanın ayıbını örtme telaşıyla, Eh tabii kitaplar da var, diye araya giriyorum, öyle sandığınız gibi tın tın da değilim demeye getirerek. Onca bardak, tabak takımının, aile yadigârlarının, dantelli, dantelsiz örtülerin, biblo ve şifoniyerlerin, masalar ve iskemlelerin, antika ve antika olmayan lambaların, ayakkabı çekeceklerinin, dolaplar dolusu elbisenin altından bununla mı sıyrılacaksın? Al bakalım. Bu kitapların hepsini okudun mu abla? Sesine saygılı bir ton vermeye çalışsa da nafile, düpedüz alay ettiğini anlıyorum.

Babamın zamanında olsa taşıyıcılar kitaba da okuyana da saygı duyardı. Niye kızıyorum ki, raconu biliyor çocuk! Bir evde kütüphane gördün mü, sahibine bunların hepsini okuyup okumadığını soracaksın. 

Kitap faslına girmeden, yatak odasındaki gardırobu boşalttıkları sırada, kırmızı elbisemi üzerine yapıştırmış, afili hasır şapkam başında, az önce koca buzdolabını bana mısın demeden aşağı taşımış arkadaşına gülerek tiyatro yapıyordu bir tanesi –adı Taylan olan– kapı aralığından gördüm. Gerisingeri nasıl kaçacağımı bilemedim.

Kitaplarıma, CD’lerime, plaklarıma hayran kalacağını sandığım taşıyıcı takım kafa buluyor benimle. Bilgiçliğini başkasına sat. Altı aileye yetecek sürahi takımını, süt fincanlarını, kahve kupalarını, yemek örtülerini, içki dolaplarını, oturma takımlarını, yatak taklavatını, okuma berjerlerini, pilates toplarını, yoga şiltelerini taşıyoruz işte. Okumuşsun, okumamışsın, çok da umurumda.

Yazdığımı söylesem daha beter olacak. Kitap mı, diyecekler. Adı ne, adın ne, diye soracaklar. Yanıt veremeyeceğim. Bir adım var elbet. Ama bugüne kadar dişe dokunur bir şey yazmış değilim. Yazdığım iki satırı da bir tek kendim okuyorum. İşleri bitene kadar gözlerine görünmemeye karar verdim.

Taşınma telaşı altı saatte bitti. Yerleşme işi ise günler alıyor. Aynur –temizliğe geliyor– o uzun boyuyla bir sıçrayışta mutfak tezgâhının üzerine çıkıverdi. Yukarıdaki dolapların, gelişigüzel konmuş öteberinin üstü beş karış toz. Tepeden, Abla bu lambayı atacak mısın, diye seslendi. Yoksa tozunu mu alayım?

Tozunu al!

Sessizliğinden işine devam ediyor sandım ki her gün başına gelirmiş gibi alışkın bir ifadeyle, Abla cin çıktı içinden, dedi. Ne yapayım?

Bilirsin sen bu işleri, dedim. Bir şeyler dile. Yok yok, üç hak var, diye telaşlanacakken beni yatıştırdı.

Kendin dedin ya, üç dilek olduğunu biliyoruz herhalde.

İkisini sen tut, birini bana bırak o zaman, dedim.

Oluyor mu öyle?

Bilmem. Bir taşınma öyküsü ve bir lamba uyduracağım. Sen lambayı bulacaksın. Sonra tozu ve bezi yazacağım. Dileklerini tutarken silecek, belki de parlatacaksın. Kendi hakkımı son cümlenin hemen öncesinde kullanacağım. Sonrasında oluyor mu diye birlikte bakacağız.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR