Turan Erden • Kupes
16 Aralık 2016 Öykü

Turan Erden • Kupes


Twitter'da Paylaş
0

Balıklarla yüzmeye alışık değilim. Ayağıma, bacağıma çarparlar huylanırım. Bakarım, göremem. Bilirim ama, balık. Başka ne olabilir ki? Türünü merak ederim. Çevrede soracak kimse bulunmaz. Yöre insanı pek girmez denize. Elin turistinin de hiçbir şeyden haberi olmaz, meraklanır kalırım. Dibe daldığımda göz göze geldiğim balık ağzını açıp kapayarak sanki adını söylüyor. Bir anlık. Benim dalıp çıkmam, onun da kaçması bir oluyor. Nereye baksam gözümün önünde. Gözlerimi kapıyorum, gene orada. Çıldıracağım. Her yer balık. Eve gidip balkondan Yahşi kıyılarına baktığımda bütün adaları balıklara benzetiyorum. Tek başıma masayı kuruyorum. İki sandalyem var. İkisini de masaya yaklaştırıyorum. Oturup duvarın dökülen boyasını seyrediyorum. Bir çatlak takılıyor gözüme. Kapının kenarında son buluyor. Masaya çeviriyorum yüzümü. Öbür sandalye boş. Başımı iki yana oynatıp gülümsüyorum. Rakı, peynir, kavun var masada. O, yok. Orhan Veli’nin Rakı şişesinde balık olsam dizesini hatırlıyorum. Onunla ilgili ne çok şey hatırlıyorum. İçim sıkılıyor. Bir şeyler eksik kalıyor hep. Kargı Burnu ayışığında suyun üstüne çıkmış bir balığa benziyor. Teknelerin ışıkları balığın burnunu aydınlatıyor. Evde duramıyorum. İki kadeh rakıyı on dakikada içiyorum. İçim yanıyor. Hava hafif rüzgârlı. Rahatsız etmiyor. Fazla değil, iki kadeh içince hareketlenir, esriklikten kurtulurum. Hızlı düşünür hızlıca eyleme geçerim. İçmesem tembelin biriyim. Kapıyı çekip çıkıyorum evden. Ayışığını takip ediyorum. Kumsala götürüyor beni. Çetin Abi’nin yeri sessiz. Akşamın on buçuğu. İki masa dolu. İçki yok. Yüzüm ekşiyor. Bile bile geldim ya. Sinir oluyorum. Keşke bir duble daha parlatsaydım. Neyse. Çetin Abi’nin yüzü ağlamaklı esnaf yüzü. Sezon sonuna kadar somurtacak. Haziran ve Temmuz’da gelecek sene devredeceğini herkese söyleyecek. Böylece yirmi beş yıl geçecek. “Bana bir az şekerli yapar mısın,” diyorum oturmadan. Başıyla onaylayıp çocuğa sesleniyor. “Halit, ağbiye bir az şekerli yap. Yanına da çifte kavrulmuşlardan koy,” diyor. Gülüyor. Gülüyorum. İşverenin emir kipiyle konuşması mekâna ciddiyet veriyor. Çalışanlarda yapay bir samimiyet var ama. Sizli bizli konuşuyorlar. Denizde hiç dalga yok. Kıyıya vuran inceden bir şırıltı var sadece. Kıyıyı ışıklandırmış Çetin. Suyun berraklığı insanın zihnini açıyor. Hızlıca içiyorum kahveyi. Telvesi ağzımın içini mürekkep gibi boyuyor. Suyla çalkalıyorum. Bu akşam yeme-içmede bir numarayım. “Balık tutan var iskelede, baksana,” diyorum. “Evet,” diyor. “Az önce bayat ekmek verdim. Balıkçılık yapardı. Tekneyi sattı. Alışkanlık işte, iskeleden olta sallar şimdi,” diye ekliyor. Balıkçıya doğru bakıyorum. İskelede bir karaltı sadece, şimdilik. Hareketsiz, ürkütücü. Neye benzediğini, nasıl konuştuğunu, sabırlı olup olmadığını, rakıyı sevip sevmediğini merak ediyorum. Cebimdeki bozuklukları masaya bırakıp işaret ediyorum Çetin’e. Eliyle onaylıyor. Kumsal taşlık. Ayağımı burkar gibi oluyor ama umursamıyorum. İskelenin üstü tahta. Bastıkça ses çıkarıyor. Tahtaların arası açık. Aralıklardan durgun denize paralel ışık çizgileri düşüyor. Balıkları yarıştırsam mı acaba? “Rasgele ustam,” diyorum. “Sağ olasın,” diyor. Neden “Ustam” dedim ki adama? Yakışık almadı gibi ya neyse. Adam yadırgamadığına göre sorun yok. “ Ooo,” diyorum. Bol “o”lu bir ooo oluyor. Samimiyet kuracağım ya iki duble rakının etkisiyle. “Epey tutmuşsun ustam ya,” diyorum. “İyi balık var anlaşılan.” Sessizce durup, “Işığa gelirler,” diyor. Oldum olası bu tip adamların geniş zamanlı konuşmalarını özlemişimdir. Bir bilge havası verirler kendilerine. “Işığa gelirler” derken adam sanki kendini ışık olarak görüyor. Kibir yok ama, her şey olağan. Kovanın içinde on on beş kadar balık var, yüzüyorlar. “Bunlar da ne yahu,” diyorum. “İstavrit mi?” “Yok. Kuppes,” diyor, p’lere ve s’ye bir kekemen gibi davranarak. “İlginçmiş adı,” diyorum. Bir dakika geçmeden balığın adını unutuyorum. Akılda kalmıyor. Bazı isimler vardır ya hiç akılda kalmaz. “Neydi bu balığın adı,” diye soruyorum sıkılarak. “Kuppes,” diyor tekrar. Alaysı bir gülümseme yüzünde. Sırf gıcıklığına yüz kere tekrarlatsam mı? O sırada balığın adını gene unutuyorum. Sormadan da olmaz şimdi. Öyle bilindik bir ad değil. Abi’den başkası da yok burada. Çaresiz tekrar sormaya çabalıyorum. “Ya ağbi sen de diyeceksin ki nerden çıktın be kardeşim? Bela mısın? Ama akılda kalmıyor ki bunun adı? Neydi yahu,” diyorum. İki hece şeklinde Kup-pes diyor. Karanlıkta ışığın vurduğu yüz aydınlanıyor. Dudaklarımı oku der gibi yüzüme bakıyor. Adamın yüzüne bakarken balığın adını unutmaktan korkuyorum. Kup hecesini yüzünün bir yanına, pes hecesini öbür yanına yerleştiriyorum. Adam tuttuğu balıkta can buluyor. Gündüz gördüğüm balık da adamın yüzünde.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR